Gönderen Konu: Oyun Akışı  (Okunma sayısı 10638 defa)

Kharnos

  • Narrator
  • - 21 -
  • İleti: 754
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #140 : Eyl 14, 2018, 15:45:27 »

Nyst 4, 1290, Riag Dağı, Tarn, Doğu Ambarı, 22:00 (Ambiyans)

Doderic, buz çukurda yatan cücenin üzerinde buldukları altı uçlu demir anahtarı yuvasına yerleştirerek var gücüyle içeri doğru bastırdı. Mekanik birçok "Klank!" sesi duyuldu. Kapının içindeki tüm kavrama düzenekleri aynı anda hareket etmeye başlamıştı.

Escova'lı hırsız, serbest kalan kilitleme levhasını kapının üzerinden aldı. Sağını solunu çevirip meraklı gözlerle inceledi. Elleri buz tutunca da onu aceleyle kenara koydu. Demirden, eski ve ağır bir düzenekti bu. Kaba bir parça gibi görünmesine rağmen kafa kurcalayan bazı incelikli yönlere sahipti.

Buçukluk kapının her iki kanadını da içeriye doğru ittirdi. Kapı gürültüyle ve yeni klank sesleriyle açıldı. Yüksek tavanlı karanlık bir tünel kendini gösterdi. İçeriden dışarıya nem, toprak ve yıllanmışlık kokuları yayıldı.

Inilius Tarn Ateşi'ni güçlendirdi ve Doderic'in peşi sıra ilerledi. Merl de bir elini baltasının kabzasında tutarak, arayı açmadan onları takip etti. Sonunda içeriye giriyorlardı. Temkinli adımlarla, büyüsel ateşin yamacından ayrılmadan ilerlediler.

Şimdi, cücelerin belki de çağlar önce yaptığı kadim taş bloklara, işlemeli sütunlara ve yüksek kemerlere bakıyorlardı. Ağır adımlarla yürüyerek tünelin diğer ucuna vardılar. Daha alçak bir kemerin altından geçtiler ve bir merdivenden inmeye başladılar. Son basamağı da indiklerinde, ulaşmayı umdukları ambarın küçük kapısı tam karşılarındaydı artık.

Geriye sadece içeriye girmek kalmıştı. Bunu ilk yapan da Doderic oldu. Küçük hırsız içinde kabaran merak duygusunu dizginleyemeyip kapıyı açtı ve öylece içeriye dalıverdi.

İçeride malzeme sandıkları vardı. Yalnızca meraklı buçukluğu değil, tüm yoldaşları heyecanlandıran, koca koca sandıklar... İmkansızlıklar içinde hayata tutunmaya çalışan üç dağ yolcusu için büyük bir umut kaynağıydı bu. Doderic'in becerikli parmakları, çok geçmeden bu sandıkları kilitli tutan mekanizmalarla oyalanmaya başladı.






DM Notu: Tüm ekipmanlar karakterlere dağıtılmıştır.
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka

Aramil

  • Planewalker
  • - 5 -
  • İleti: 114
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #141 : Eyl 26, 2018, 22:50:18 »
Kuzey dağlarının dondurucu soğuğundan kısa bir süreliğine de olsa kurtulmuştu yoldaşlar. Çünkü ambarın içerisindeki hava dışarıya nazaran oldukça sıcaktı ve daha da önemlisi burada rüzgâr esmiyordu. Bu ıssız dağ yolunda dinlenebilecekleri daha iyi bir yer bulamayacaklarını düşünen Inilius, ambara girer girmez ateş yakma çalışmalarına başlamıştı. Merl ise bir kenarda oturmuş halatı sökmeye çalışıyor, bir taraftan da Doderic’in sandıkların içinden çıkardığı eşyalara bakıyordu.

Inilius ateşi yaktıktan sonra herkes için birer parça tilki eti ve patates pişirdi. Ancak bu süre zarfında yanan ateşin verdiği sıcaklık ve ambardaki sessizlik yarı-elfin uykusunu getirmişti. Yemeği yerken bile gözlerini açık tutmakta zorlanan büyücü uykulu gözlerle arkadaşlarına baktı. Merl ve Doderic, yarı-elfin ne kadar yorgun olduğunu gösterme çabalarını gülümseyerek karşıladılar. Inilius ise,

“Zaten nöbet sırası sizde” deyip gülümseyerek dostlarına karşılık verdi ve Doderic’in verdiği kaftana sıkıca bürünüp ateşin yakınında bir yere kıvrıldı. Dostlarının “iyi geceler sivri kulak” dediğini bile duyamadan derin bir uykuya daldı.
How shall we leave the lost road,
Time's getting short so follow me,
A leader's task so clearly,
To find a path out of the dark

Inilius Narteroth

Kharnos

  • Narrator
  • - 21 -
  • İleti: 754
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #142 : Nis 04, 2019, 14:54:21 »
Nyst 4, 1290, Riag Dağı, Tarn, Doğu Ambarı, 23:30 (Ambiyans)

Inilius ambarın korunaklı bir köşesinde uykuya daldığında, derin ve gürültülü nefesler alıp vermekte olan Merl kim bilir kaçıncı rüyasını görüyordu.

Yarı-elfin harladığı Tarn Ateşi, bir kavundan daha büyük olmasa da yoldaşların ellerini ve içlerini ısıtmaya yetmiş, Riag Dağı'nın derin soğuğunu hayati bir tehlike olmaktan çıkarmıştı. Şimdi ise, Inilius uykuda olmasına rağmen taştan salonun ortasında zayıf zayıf yanmaya devam ediyordu büyüsel ateş. Salonu çevreleyen büyük kaya blokları ve sütunları ele veriyor, kuzey duvarından kıpırtısız bir biçimde izlemekte olan eski cüce heykelinin hatlarını ortaya koyuyordu.

Doderic ayaklandı. Minik ellerini ısıtmış, yarı-elfin pişirdiği patateslerle karnını da doyurmuştu. Ve şimdi sıcak yüreği atmaya başlamıştı buçukluğun. Yorgunluk hissi vücudunu hızla terkediyor, resmen kanı kaynıyordu. Bu salonda gezilip görülecek ve incelenecek hayret verici bunca detay varken, nasıl uyuyabilirdi ki?

Doderic kıpırtısız bir şekilde uyumakta olan yarı-elfin yanından geçti ve tasasızca horuldamakta olan cücenin üstünden çevik bir hareketle sıçradı. Hiç ses çıkarmamıştı. Yine de, uyuduklarından emin olmak için geriye, yoldaşlarından tarafa doğru son bir kez baktı buçukluk. Ruhları bile duymamıştı. Doderic keyiflendi. Kanı daha da kaynadı.

Karanlık taş zeminde hızlı adımlarla ilerleyerek soluğu cüce heykelinin önünde aldı hırsız. Önce meraklı gözlerle heykeli cepheden izledi. İlgilendiği şey bu eski eserdeki taş işçiliğinin kalitesi veya bir cüce bedeninin hatlarının köşeli bir biçimde tasvir ediliyor oluşu falan değildi. Doderic onun ceplerine erişmek, mümkünse en tepesine, başının olduğu yere kadar tırmanmak ve orada ne olduğuna iyice bakmak istiyordu. Bu esnada da, sağduyusunun derinliklerinden bir yerden gelen cılız bir sese karşı kulaklarını tıkamaya uğraşıyordu. Bu ses, cüceler tarafından yapılmış bile olsa taştan bir heykelin ceplerinde veya başında bir hazine bulunamayacağını haykırıyordu.

Bu ikilem buçukluğun canını sıktı ve heykele olan ilgisini hızla kaybetmesine neden oldu. Bu sağduyu denen şey neden vardı ki? Her seferinde işin bütün heyecanını, serbestçe dolaşıp keşfetmenin bütün hazzını kaçırmak zorunda mıydı?

Hırsız yüzünü batı duvarına döndü. Oynaşan alevlerin ışığında az evvel kendini göstermiş olan garip duvar kabartılarına doğru yürüdü. Kalbi yeni bir heyecanla hızlı hızlı atmaya başladı.

Duvarın üzerinde, mermer bloklara şekil verilerek oluşturulduğu belli olan ve sanki duvara asılı bir tabloymuş gibi görünen bir çerçeve kabartması yer alıyordu. Duvarın çerçevenin içerisinde kalan kısmında, mermer tuğlaların bazıları içe göçmüş, bazıları ise dışarı fırlamış gibiydi. Farklı derinlik veya yüksekliklerde yuvaların veya tümseklerin olduğu, karman çorman bir görüntüydü bu. Şüphesiz ki ziyaretçilerin aklını karıştırmak için tasarlanmış başka bir cüce oyunuydu. Kendisini hazineye götürecek olan gizli düğme, bu yuvalardan veya tümseklerden birinde gizli olmalıydı.

Sonuçta, cücelerin inşa etmiş ve ince ince işlemiş olduğu bu koca ambardaki malzemeler, iki-üç tahta sandığın içinde buldukları birkaç eski püskü zımbırtıdan ibaret olacak değildi ya?

Doderic, kendi boyuna kıyasla oldukça yüksekte duran taştan panele erişebilmek için az evvel içini boşaltmış oldukları sandıklardan birini duvarın kenarına kadar çekti. Bunu yaparken de sandığın gacırdayıp durmaması için olağanüstü bir dikkat ve sabır gösterdi. Doderic boş sandığı duvarın kenarına getirdiğinde, Merl her zamankinden daha güçlü bir biçimde horlamakta, Inilius ise hâlâ sırtı dönük bir vaziyette kımıldamadan yatmaktaydı.

Küçük botlarıyla tahta sandığın üzerinde sağlam bir pozisyon alan buçukluk, ellerini yukarı doğru kaldırarak taştan tümseklere dokundu ve parmaklarını küp biçimindeki oyukların içinde gezdirdi. Bunu yaparken, bu geometrik oyuntu ve çıkıntıların bazılarını birbirine bağlıyormuş gibi görünen ve duvara rastgele oyulmadıkları belli olan çizgileri inceledi. Bu bir şema veya Doderic'in an itibariyle fikir yürütemediği bir sistem olmalıydı. Çizgiler düz giderek, doksan derecelik dönüşler yaparak ve yer yer birbirlerini keserek, duvardaki şekiller arasında bağlantılar oluşturuyordu.

Bir düğme olmalıydı... Buçukluk parmaklarının ucuyla erişebildiği her yere dokunuyor, itiyor, çekiyor, sarsmaya çabalıyordu. Bir şey bulamayınca ayaklarını bastığı sandığın yerini değiştiriyor, şansını farklı oyuklarda ve çıkıntılarda tekrar deniyordu. Dakikalarca, belki de bir saat boyunca, duvardaki bu oluşumları kurcaladı durdu hırsız. Parmağının erişebileceği tüm noktalara dokunana kadar pes etmedi, heyecanını yitirmedi.

Ne var ki, bunu yapmaktan artık vazgeçip de yoldaşlarının arasına dönerek battaniyesine yeniden sarındığında kaşları çatıktı ve adeta burnundan soluyordu. Ne lanet bir düğme, ne gizli bir dehliz, ne ışıl ışıl mücevherler, ne de yadigâr bir silah... Doderic heyecan verici hiçbir şey bulamamıştı. Yarım kalmış bir maceranın hayal kırıklığı içerisinde, gözleri sonuna kadar açılmış bir şekilde, yattığı yerden karanlığa bakıyordu.

Bu lanet olasıca cüceler her şeyi bu kadar zor yapmak zorunda mıydılar?
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka

Kharnos

  • Narrator
  • - 21 -
  • İleti: 754
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #143 : Ağu 07, 2019, 17:22:31 »

Nyst 5, 1290, Riag Dağı, Israd Köprüsü Tırmanışı, 10:00 / Ambiyans

"Çabuk!" dedi yarı elf, karlar yanaklarına hızlı hızlı vururken.

Yoldaşlar Tarn'ın doğu ambarını terk edeli iki saat kadar oluyordu. Sığınağın toprak kokan, gizli ve güvenli ortamını istemeyerek de olsa geride bırakmışlardı. Riag Dağı'nın öldüren soğuğunda yine yola koyulmuşlar, sert bir tipinin içerisinde, geceleyin düşüvermiş yeni karlara bata çıka ilerlemeye çalışıyorlardı.

"Donuyorum!" diye isyan etti kızıl cüce, sakalındaki karları elleriyle temizlerken. Ağzına dolan minik beyaz tanecikleri yere tükürdü. "Lanet yerde bir gün daha bekleyemez miydik, hı?"

"Eğer biraz daha bekleseydik orada kapana kısılırdık," diye yanıtladı yolun ilerisindeki cılız ses. Inilius'un artık ne silüeti seçilebiliyor, ne de sesi doğru düzgün duyulabiliyordu.

"Kapana kısılmak mı? Peeeh!"

Çığ tehlikesini Inilius düşünmüştü de, Tarn'lı yapı mühendisleri mi düşünememişti?

Ön safta ilerleyen ikilinin arka tarafında bir yerlerde, karların üzerinde kulaç atmaya çalışıyormuş gibi görünen minik bir figür daha vardı. Başı bir görünüyor, bir kayboluyordu. Arada sırada kocaman bir el gelip onu ensesinden kavrayarak ayağa kaldırmasa, zavallı Doderic'in işi pek zor olacaktı.

"Benim günahım neydi de dünyanın bu ucuna kadar geldim?" diyebildi sadece, zar zor nefes alabildiği bir aralıkta. Ona kalsa, cüce yapımı sığınaktan kafasını hiç çıkarmazdı.

Tırmanış git gide daha da imkansızlaşırken, işte böyle devam ettiler.


Nyst 5, 1290, Riag Dağı, Israd Köprüsü Tırmanışı, 10:30

Sarp dağ yolu, her iki yandan yükselen kayaların gölge ettiği dar bir geçide ulaştı. Burada tipi daha az hissediliyordu. Delice esen rüzgârların ortasında bir sükûnet zerreciği...

Merl bu insafsız hayatta kalma mücadelesini kaybetmek üzereydi. Kemiklerine kadar soğuk almıştı, tir tir titriyor, dişleri takır tukur ediyordu. Şu önündeki son sırtı da aşabilirse kendini yere bırakıverecekti. Cücenin idrakına varabildiği son düşünce de işte bu olmuştu. O andan sonrası bulanık bir rüya (veya bir kâbus) gibi geçmişti. Bitmek bilmeyen mecalsiz adımların sonunda, dağ geçidinin gölgesinde Inilius'u gördüğünü sandı cüce. Yarı-elfin arkası dönüktü, bir ara yerden bir şey alıyormuş gibi eğilmiş, sonra yine ayağa kalkmıştı. Belki ona doğru dönüp bir şeyler söylemiş bile olabilirdi.

Demirduvar'lı cüce sağ taraftaki kayalardan destek aldı.

Doderic karlar üzerinde sendeleyerek savaşçı dostunun yanından geçti. Inilius'un yakınına kadar geldi. Kayalık geçitte içerlek bir nokta aradı, bulduğunda da buraya sığınıp yeleğini kendine siper etti. Bir şeyden kaçıyor gibi bir hâli vardı. Bir süre için endişeli ve sorgulayan gözlerle yoldaşlarını izledi buçukluk.

Derken, geçidin arka çıkışında, kara ve buza saplanmış hâlde öylece duran iki tekerlekli vagonu fark etti. Merak etmişti. Bir vagonun burada ne işi olabilirdi ki?

Inilius'un teni ve eti acıyor, kemikleri sızlıyordu. Yarı-elf cereyan eden sert hava karşısında -her ne kadar faydasız da olsa- ambarda bulduğu yeşil kaftana sıkı sıkı sarınmıştı. Geçidin orta yerini arşınlıyor, galiba dostlarına bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Gözleri vagona kilitlenmiş olan Doderic dikkatini bir an için sivri kulaklı yoldaşına yöneltti, sonra da bakışlarını onun işaret ettiği noktaya çevirdi.

Geçidin çıkışında, tam karşılarında, Riag Dağı'nın saklı vadilerinden biri beyaz derinliklere doğru açılmaktaydı. Dik ve aşılmaz yamaçlarla çevrelenmiş, çember biçiminde bir uçurumdu burası. Yükseklere dizilmiş tüm zirveler, boşluğun tam merkezinde yükselen yalçın bir tepeye bakıyordu. Üzerine taştan, koca bir avlunun tünediği ve ardı sıra bir kulenin yükseldiği, konumu itibariyle dünyada bir eşi daha olmayan, fethedilemez nitelikli bir tepeye...

Ve bu tepeye ulaşmak için geçilmesi gereken yegâne yol, heybetli bir taştan köprü şeklinde önlerine serilmişti. Inilius bir yandan yıllara meydan okuyan bu mimarî harikayı işaret ediyor, bir yandan da yüksekteki avluyu parmağıyla göstererek bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.

Doderic, boşlukta gürleyen rüzgârın içerisinde onu zar zor duyabiliyordu.

"Is......d K...p......s..."

"B.........k ...as...mak"

İki yoldaş bir süre için birbirlerine baktılar. Çehrelerinin arasından yüzlerce kar tanesi geçip gitti. Buçukluğun sinmiş hâlini ve kayıtsızlığını gören Inilius, dilinin ucunda beklettiği o son kelimeyi de böylece söyleyiverdi:

"Dr......um......ex!"

Yüksekteki taştan avlunun üzerinde soluk mavi, büyükçe bir alev parıldadı. Manzaraya bakan iki yoldaş da bu gelişmeyi gözden kaçırmadı. Anlık bir merakla, havadaki pusu delip geçen bu mavi ışığa baktılar ve alevlerin kararlı hareketlerini izlediler. Ama sonra, rahatsız edici bir sözcük öbeği keskin bir ses tonuyla kendini hatırlattığında içgüdüsel olarak geri çekildiler.

"Yabancılar! Yaklaşmakta olduğunuzu biliyorum. Eğer Riag Verhaal’e gitmeyi düşünüyorsanız yolun kapalı olduğunu bilmelisiniz. Eğer geçmeye çalışırsanız üçünüz de ölürsünüz!"

Inilius, burada kulakları sağır edecek kadar tesirli yankılanan bu sesi duyar duymaz geçidin sol yanındaki kayalara yaslandı ve gizlendi. Doderic ise gerisingeri birkaç adım atmış, hatta ayağı kayıp yere bile düşmüştü. İki yoldaş dikkatle geriye, geçidin güney girişine doğru yürüdü. Orada kendini toplamaya çalışan Merl'le kafa kafaya vermeli ve bir plan yapmalıydılar.

Ama cüce onlar yaklaşırken onlara bakmadı. Keskin ses dalgaları kulaklarına çarparken yüzünü ekşitmedi. Geçidin diğer tarafında nelerin olup bittiğini bile sormadı.

Sadece, iki yoldaşının gözü önünde yere yığıldı.
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka

Aramil

  • Planewalker
  • - 5 -
  • İleti: 114
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #144 : Ağu 08, 2019, 01:04:33 »
Çaresizlik...

Yarı-elfin baygın olan cüceye ve onun başında umutsuz bir ifadeyle bekleyen buçukluğa doğru ağır ağır yürürken hissettiği şey soğuk değil çaresizlikti. Ona tıpkı Vanelor’un öldürüldüğü gün yaşadığı hissiyatı andırıyordu. Soğuk rüzgar ve tipi ellerini bağlamış, gözü önündeki arkadaşlarını sırayla yere seriyordu. Birden sendeledi, ancak Jadr-er-Kagan onu ayakta tuttu. Muhtemelen ayağım kar öbeğinin altındaki bir kayaya takılmıştır diye düşündü, zira ayaklarını neredeyse hissetmiyordu. Cılız bedeninin bu keskin soğuk karşısında pek fazla şansı olmadığını biliyordu ancak yine de bir şeyler yapmalıydı, en azından arkadaşları için.

“Iniliuuuuuus!”

Buçukluğun ani bağırışı, Inilius’u düşüncelerinden kopardı ve yarı-elf kendine geldi. Doderic bir yandan cüceyi sırt üstü çevirmeye çalışırken bir yandan da Inilius’a bir şeyler yapmasını söylüyordu. Elf adımlarını hızlandırıp cücenin başına geldi ve hızlıca durumunu kontrol etti. Rüzgâr gerçekten şiddetliydi ve cücenin gittikçe daha da üşümesine neden olacaktı. Rüzgârı daha az alan bir yer bulmak için kafasını kaldırıp etrafına bakındı; Vagon!

Rüzgârdan sesini duyurması için bu yakın mesafeden bile bağırması gerekiyordu buçukluğa.

“Vagonun arkasına götürmeliyiz. Çabuk!” diyerek cücenin kollarından tuttu ve birlikte sürüklediler, daha doğrusu sürüklemeye çalıştılar.

Vagona yaklaştıklarında durdu ve elinden geldiğince cücenin uzanacağı yeri kardan temizlemeye çalıştı. Sonra kendi çantasından ve Merl’ün çantasından çıkardığı Kışlık Yelekleri cücenin üstüne örttü. Ancak bunun yeterli olmayacağını biliyordu. Bir ateş yakmazsa cücenin fazla dayanamayacağı kesindi. Bu sırada Doderic, “Peki şimdi napıcaz?” der gibi Inilius’a bakıyordu. Inilius nefesini topladıktan sonra vagonun tekerlerini işaret etti.

“Ateş yakmalıyız dostum. Tarn Ateşi tek başına yeterli olmaz. Hadi bana yardım et de şu tekerleri yerinden çıkaralım.”

(Yukarda farklı checkler mevcut. Takdir DM’in.)
How shall we leave the lost road,
Time's getting short so follow me,
A leader's task so clearly,
To find a path out of the dark

Inilius Narteroth

Kharnos

  • Narrator
  • - 21 -
  • İleti: 754
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #145 : Ağu 10, 2019, 10:33:34 »
Nyst 5, 1290, Riag Dağı, Israd Köprüsü Tırmanışı, 10:40 / Ambiyans

Vagonun arka kısmı, ufak tefek de olsa bu civardaki en korunaklı noktayı oluşturuyordu. Inilius ve Doderic soğuktan etkilenen kızıl cüceyi fazla bir çaba sarf etmeden oraya sürüklediler.

Bir büyücü olduğu kadar bir şifacı da olan Inilius, eldeki tüm kışlık giysileri zor durumdaki yoldaşına kalkan yaptı. Ama bunun yeterli olmayacağı aşikârdı.

"Hadi bana yardım et de şu tekerleri yerinden çıkaralım."

Yarı-elfin ince uzun, eldivenli parmakları tekerlerin üzerinde bir örümcek misali gezindi ve kavrayacak iyi bir nokta aradı. Bunu bir çift çıplak, tombul el takip etti. Doderic'i minik parmakları soğuktan acıyordu ve artık uyuşmaya başlamıştı.

İki yoldaş nasıl pozisyon alacaklarını kestiremedikleri kısa bir şaşkınlık anı yaşadılar. Sonra Doderic ayaklarından birini vagona dayayarak destek aldı. Inilius da aynı iş için bir buz kütlesi seçti.

"Üç, iki, bir... Hığğğğğ..."

ÇATIRT!!!

Doderic tekerleğe öyle kuvvetli asıldı ki, ahşap yuvarlak çatırdayıp vagonun dingilinden kurtulduğunda hazırlıksız yakalandı ve kıç üstü yere yapıştı. Ve geriye doğru oturur hâlde öyle komik kaydı ki, Inilius ona kalkması için yardım ederken elinde olmadan kıkırdadı.

Bu esnada merak etmeden duramadı yarı-elf. Buçuklukların kas kuvveti genelde hafife alınırdı. Oysa Doderic Vard-un-Adrhan'ı düzgünce savurabiliyor, göründüğü kadarıyla donmuş tekerlekleri de sökebiliyordu. Bu tekerlek işinde her ne kadar beraber olsalar da, Inilius minik dostunun içinde gizli olan kudreti fark ediyordu ve onun bu özelliğini içten içe takdir etti.

Ve sonra da Tarn'ın gizemli ateşini alevledi. Şimdi yoldaşlar için biraz ısınma vaktiydi. Büyükçe bir ateşi hak etmişlerdi artık.


Not: Merl Gorgar'ın üşüme durumu böylece bir kademe iyileşecek ve cüce kendine gelmeye başlayacak. Oyuna katılabilir.
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka

ZulkhiR

  • Planewalker
  • - 8 -
  • İleti: 194
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #146 : Ağu 20, 2019, 14:00:42 »
Tekerlekler yerinden sökülüp de ateş yakıldığında ısındım ve şimdi kendimi daha iyi hissediyorum. Sıcak bana iyi geliyor. Umarım bu koca adam da bir an önce ayağa dikilir.

Şu anda önümüzde duran şey bizi soğuktan daha çok etkileyeceğe benziyor. Kendisini nasıl aşacağız bilmiyorum ama umarım diyaloğa açık birisidir. Her ne kadar öyle görünmese de.. Isınırken bunları düşünmek ne kadar acı verici. Bu soğukta ne işim var benim? Bunların hepsinin hesabını sorma zamanımız da gelecek.

"Hey, Inilius!"

"Biraz dinlenelim ve ısınalım. Kendimize geldiğimizde soğuktan daha önemli bir derdi aşmamız gerek. Bu arada bunu nasıl yapacağımızı düşünelim. Bir fikrin var mı?"
The Professional
Doderic Cotton

Iraneth

  • Planewalker
  • - 2 -
  • İleti: 30
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #147 : Ağu 22, 2019, 13:08:35 »
Soğuk kelimesinin anlamını yitirmiş olduğu yerdi burası benim için.Kollarımı kaldırsam kemiklerim sızlıyordu,bağırmaya çalışsam sesim sanki benden bağımsız bir şekilde bildiğim ne kadar küfür varsa çıkmak istiyordu ağzımdan.Attığım her adımın anlamsızlaştığı,vücudumun artık beni taşımayı reddettiği zaman kendimi karların üzerine bırakmıştım.Son hatırladığım kare yoldaşlarımın bana doğru geldiği ve yarım yamalak kulağıma fısıldayıp giden sözcükler.

Tekrar gözümü açtığımda üzerimde hafif bir yorgunluk vardı.Enteresan bir şekilde de etrafta kardan eser kalmamıştı.Hava hafif serin ama yeşillik yukarıdan aşağıya bana baharın en güzel zamanlarını anlatıyordu.Ayağa kalkıp biraz ilerledim.Daha birkaç dakika önce soğuktan donduğum yer şimdi nasıl böyle olabiliyordu inanamıyorum.Biraz daha ilerledikten sonra ilerde ufak bir kamp ateşi görür gibi oldum.Hızlı adımlarla ateşin yandığı yere ilerlemeye başladım.Karşılıklı iki kişi oturuyordu.Birisi ateşi harlamaya çalışıyor,Diğeride avladıkları tavşanın derisini yüzmekle meşguldü.Kamp alanına yaklaşmam birlikte ateşi harlamaya çalışan silüet elindeki çıraları bırakıp   bana döndü. ''Merl!!nerde kaldın seni bekliyoruz sabahtan beri''dedi.İlinius ile Doderic seslenen.Hemen yanlarında beliriverdim.İkisine de kemikerini kıracak gibi sarılıyordum.Onlar da göz göze gelip anlam veremiyorlardı ne yapıyor bu herif diye.Kahkahalar havada uçuşuyordu.Keyfim yerine gelmişti.Olan biteni anlattıktan sonra kendimi bir kayanın kenarına attım.Yorgunluk kendini göstermeye başlamıştı.Ateşin çıtırtıları arasında uykuya daldım.

Gözlerimi tekrar açtığımda  kar taneleri ağzımın içine giriyordu.Bana nerede olduğumu tekrar hatırlatmıştı.Kötü olan şey yüzleşeceğimiz şeyin çok yakında olmasıydı.İyi olan şey ise kamp ateşi ve yoldaşlarımın yanında olmasıydı.Kendimi biraz doğrulttuktan sonra Doderic ve İlinius'a dönüp ellerimi omuzlarına atıp''Daha iyiyim dostlar.Daha da iyi olucaz''dedim.