Gönderen Konu: Oyun Akışı  (Okunma sayısı 10630 defa)

Iraneth

  • Planewalker
  • - 2 -
  • İleti: 30
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #100 : Oca 30, 2018, 22:54:33 »
İskeletlerle savaşımız tahminimden uzun sürdü. Kemik torbası olmalarına rağmen dayanıklı çıktılar. Küçük adamın ve benim kaçırdığımız hamlelerin sonrasında, bana gelen hamleleri de savuşturduktan sonra, Inilius daha önce de benzerine şahit olduğumuz cümleler fısıldayarak yaptığı büyüyle beni ve Doderic'i düştüğümüz ters pozisyondan kurtarmış oldu. Gönderdiği şey gerçekten çok etkileyiciydi. Karanlık olan yerleri biraz aydınlatarak kemik torbasının kafasında patlamıştı.

Ama ne kadar enteresan bir durum ki, bu yaratıkların eksilmesine pek sevinemiyordum. Çünkü onlarla  dövüştüğümüz esnada onlara ait olmayan, iç gıcıklayan garip sesler geliyordu etraftan. Sanki birileri bizim burada olduğumuzu biliyor ve yaşadığımız durumu gördükçe keyifleniyordu.

Bu sırada iskeletin bana doğru saldırıya geçtiğini görüyorum. Bir önceki saldırımda yaşadığım tecrübeye dayanarak, elimdeki baltayı ters çevirip keskin olmayan kısmıyla iskelete doğru hamlemi gerçekleştiriyorum. Umarım bu sefer o kemik torbasını yere serebilirim.

Merl iskeletora ezici bir hamle yapıyor (Melee 11) 2d9+5 : 8, 5 + 5, toplam sonuç 18

Kharnos

  • Narrator
  • - 21 -
  • İleti: 754
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #101 : Tem 13, 2018, 17:22:39 »


Nyst 4, 1290, Riag Dağı Yamaçları, Tarn Harabeleri, 11:30

Merl, şuursuz iskeletorun savurup durmakta olduğu kılıcı arka arkaya birkaç kez savuşturduktan sonra baltasının kör kısmıyla sert bir karşılık verdi. İskeletoru tam kafasından vurup parçalayarak Riag Dağı'nın karlarına gömecek olan tek bir hamle... Bu son darbe, bir süredir kulakları tırmalamakta olan kemik tıngırtılarının da sonunu getirmişti.

Doderic, Inilius ve Merl birkaç nefes boyunca birbirlerine baktılar. Bu beklenmedik bir saldırıydı. Ucuz atlatmışlardı, özellikle de iskeletorlar tarafından köşeye sıkıştırılmış olan Inilius. Yarı-elf canının yarısını ortaya koyarak Jadr-Er-Kagan'ı kullanmış, canının diğer yarısını bu sayede koruyabilmişti. Merl ve Doderic çarpışmaya tam zamanında yetişmiş, iskeletorların dikkatini üzerlerine çekerek dostlarını büyük bir tehlikeden kurtarmışlardı.

Inilius çarpışmanın sona erdiği o dakikalarda biraz güçsüz ve solgun görünüyordu. İsmi eski Jadar lisanında Yaşam veya Ölüm anlamına gelen bu tuhaf asayı kullanmanın bedeliydi bu. Yine de hayattaydı ve bu da yeterliydi.

Yoldaşlar kimsenin yaralanmadığından emin olunca dikkatlerini çevreye yönelttiler. İskeletler gitmişti, ama peki şimdi güvende miydiler?

Öğle yemeğinde koca bir dağ tilkisi vardı. Yemeye alışkın oldukları bir şey değildi bu, tadı da muhtemelen nahoş gelecekti. Ama Riag Dağı yollarında yaşam mücadelesi veren üç yoldaş için bu bir sorun sayılmazdı.

Esas sorun şuydu: Drecumarex'in denetimi altındaki bölgenin hudutlarına varılmıştı. Eli silah tutan iskeletorlar bunun bir göstergesiydi. Dağ yolunda yaşamını yitirenlerin kemiklerinin kendi başlarına doğrulup gelene geçene saldıracak hâlleri yoktu. Riag Dağı yolcularının türlü felaketler veya yolun zorlukları sonucunda hayatlarını kaybetmiş olmaları zaten yeterince acıydı. Büyü marifetiyle ayaklandırılıp şuursuz askerler olarak ortalıkta gezmeleri ise kabul edilecek bir şey değildi.

Güneş, bölgenin doğu tarafında birikmiş olan koca bir zirvenin ardından sıyrılarak kendini gösterdi. Tarn'ın yıkık dökük taşlarla ve kemerlerle dolu terasını örten karlar bembeyaz parıldadı. Terasın ardında, vadi geçidinin karşı tarafında kalan yamaçlar ve Riag Verhaal'a doğru uzanan patikalar olanca açıklığıyla görülebiliyordu. Şimdilik... Yılın bu zamanında bulutların kenara çekilmesi ve havanın aydınlanması pek alışılagelmiş bir durum değildi.

Yine de sevinmeye değer bir gelişmeydi bu. Böyle mavi bir gökyüzüne sonbaharda bu dağlardan geçmiş olan kaç yolcu denk gelmiş olabilirdi ki?


DM: Her türlü roleplaying ve hamle serbest.
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka

Aramil

  • Planewalker
  • - 5 -
  • İleti: 114
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #102 : Tem 24, 2018, 03:04:41 »
Yoldaşlar, cücenin son iskeleti yere sermesinden sonra bir süre birbirlerine baktılar. Hiç kimse yara almamıştı ancak elfin asayı kullanmasının bedeli tahmin ettiğinden daha ağır olmuştu. Inilius arkadaşlarına doğru yürümek istedi ancak daha ilk adımında ciddi bir baş dönmesi yaşadı. Bir an tökezler gibi oldu ancak hemen asaya yaslanıp dengesini sağladı. Derin ve düzenli biçimde nefes almaya çalıştı, zira midesi de bulanıyordu.

Tüm bunların nedeni, böyle ağır bir olayı Inilius’un ilk defa yaşıyor olmasıydı. Daha önce pek çok kez aşırı yorulduğu, hastalandığı veya yaralandığı olmuştu ancak bu seferki tecrübe bambaşkaydı. Enerjisinin neredeyse tamamı çok kısa bir sürede asa tarafından emilmiş ve bu durum elfin cılız bedenine ağır gelmişti.

Kısa bir sürenin ve derin bir nefesin ardından kendini toparlayan elf, küçük ve sık adımlarla arkadaşlarına doğru yürümeyi başarabildi ve onlara seslendi:

“İyi misiniz?”
How shall we leave the lost road,
Time's getting short so follow me,
A leader's task so clearly,
To find a path out of the dark

Inilius Narteroth

ZulkhiR

  • Planewalker
  • - 8 -
  • İleti: 194
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #103 : Tem 25, 2018, 00:23:09 »
Sesleri duymamızla olayların başlaması bir oldu. Lanet kemik torbaları... Neyse ki üstesinden gelebildik. Lâkin hamlemi yaparken kayıp ayağımı burkmuş olmam biraz canımı yaktı.

Neyse ki herkes iyiydi. Sadece sivri kulaklı dostum biraz daha bitkin görünüyordu. Açıkta bir yarası yoktu fakat yorgundu. Sanırım soğuk ve cebelleşme onu yorgun düşürdü. Bize doğru küçük adımlarla yaklaşırken “İyi misiniz?” diye sordu. “Biz iyiyiz lâkin sen bitkin görünüyor, dinlen.” dedikten sonra hemen hafif aksarayak yanına gidip onu bir kenara oturtuyorum. “Sen şifacı. Sana ne iyi gel. Ben hazırlar.” dedikten sonra gözlerinin içine bakıyorum.
The Professional
Doderic Cotton

Kharnos

  • Narrator
  • - 21 -
  • İleti: 754
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #104 : Tem 26, 2018, 10:50:24 »


Nyst 4, 1290, Riag Dağı Yamaçları, Tarn Harabeleri, 11:40

Yeni ve taze bir rüzgâr, Riag Dağı'nın zirvelerinden bir çığ misali koparak dağ yolunun aşağılarına doğru aktı. Karları savura savura hızla indi, Riag Verhaal'in, Büyük Basamak'ın, Israd Köprüsü'nün ve Tarn Harabeleri'nin üzerinden öfkeyle geçti. Aşağı tepelere ve Muldaran'a doğru ulaştığında, ardında bıraktığı her yerde büyük birer kar ve toz zerreciği bulutu bırakmıştı. Gökyüzünün maviliğini griye boyamış, az önce sarımsı beyaz parlamakta olan Güneşi ise donuk, gri bir disk hâline getirmişti.

Bu ani soğuk hava dalgası, geldiğine dair bir belirti göstermeden hızla yakalayıvermişti yoldaşları. Harabelerdeki koca taş bloklar onları bu fırtınanın şiddetinden kısmen de olsa korurdu şüphesiz, ama ısıran ve kıyafetlerinin tüm açık yerlerinden içeriye doğru acımasızca saldıran soğuktan değil...
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka

ZulkhiR

  • Planewalker
  • - 8 -
  • İleti: 194
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #105 : Tem 26, 2018, 16:12:55 »
Inilius'u bir kenara oturtup biraz nefes alması ve kendini toparlaması için yardım etmiştim. Biraz sakinleştikten sonra yukarıdan bir gümbürtü koptu. Hayatımda görmediğim bir uğultu ve karları savura savura dağın yukarısından üzerimize, aşağıya doğru esen kuvvetli bir rüzgar... “Kendinizi koruyun!” deyip kendimi koruyabileceğim bir taşın arkasına geçtim hemen. Boyumun da verdiği avantajla taşın ardına iyice sindim ve rüzgâr da bana fazla hasar vermeden aşağıya doğru esip geçti. Kıyafetlerimin içine ufak tefek kar parçaları doldu, lâkin mühim değildi. Yoldaşlarıma bakmak için olduğum yerden çıkıyorum. “İyi misiniz?”
The Professional
Doderic Cotton

Aramil

  • Planewalker
  • - 5 -
  • İleti: 114
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #106 : Tem 28, 2018, 01:28:23 »
Bu ani rüzgar dalgası elfin cılız bedenini bir yaprak gibi savurmuş ve sonrasında karların içine gömmüştü. Inilius, asayı kullanmanın bedelini şimdi daha net biçimde anlamıştı veya anlamaya çalışıyordu. Zira bilincinin yerinde olduğu söylenemezdi.

Yüzüstü biçimde kar yığının içinde uzanırken bir yandan titriyor, bir yandan da derin bir biçimde nefes almaya çalışıyordu. Savrulmanın ve yuvarlanmanın etkisiyle elbisesinin içi kar dolmuştu. Ayağa kalkmak istiyordu ancak elleri ve ayakları aşırı soğuktan ötürü uyuşmuş, hissizleşmişti. Arkadaşlarına seslenmek, yardım çağırmak istiyordu ancak aksine vücudu ona uyumasını söylüyordu. Eğer bilinci biraz yerinde olsaydı ya da bu soğuk dalgası bir yıldırım kadar ani ve sert gelmeseydi, Inilius hipotermiye yakalandığını fark edebilirdi.

Arkadaşları ona sesleniyor ancak bu sesler Inilius için uğultudan öteye geçmiyordu. Çünkü uyku, göz kapaklarını açmaya bile mecali olmayan elfi örümcek misali ağlarına almıştı…
How shall we leave the lost road,
Time's getting short so follow me,
A leader's task so clearly,
To find a path out of the dark

Inilius Narteroth

Iraneth

  • Planewalker
  • - 2 -
  • İleti: 30
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #107 : Tem 28, 2018, 03:29:37 »
İskeletlerle olan savaşımız son bulduktan sonra ben ve arkadaşlarım etrafa savrulmuştuk. Uzun süredir yollardayız ve hava şartlarının da zorlu olmasından dolayı yorgunluk ve açlık baş göstermeye başlamıştı.

İskeleti yere indirdikten sonra Inilius ve Doderic'e dönüp elimle "İyi misiniz?" diye sordum. Onlar da bana aynı soruyu sordular. Ben de elimle iyi olduğumu işaret ederek onların yanına doğru gittim. Inilius asanın etkisinden dolayı bitkin bir şekilde dururken Doderic de ona yardım etmeye çalışıyordu.

Tam kendimizi biraz olsun toparlama fırsatı yakalamıştık ki, dağların tepelerinden gelen soğuk hava dalgası bedenimizi bir bıçak gibi kesmeye başladı. Fırtınadan dolayı kendimi bir sütunun dibine zar zor atıvermiştim. Doderic de boyunun avantajıyla kendini bir kayanın kenarına atıvermişti fakat Inilius için aynı şeyi söylemek mümkün değildi. Yarı-elfin zaten bitkin olan vücudu fırtınayla birlikte iyice sarsılmış, ve sonunda karların üzerine düşüvermişti.

Harabelere giriş yaptığımız ve etrafı incelediğimiz sırada, bu yapıların DemirDuvar cüceleri tarafından yapıldığının farkına varmıştım. Burası, mimarisine aşina olduğum bir yerdi.

Sonradan aklıma geldi: Inilius'u ararken türbe gibi fakat üstü açık bir yerden geçmiştik. Rüzgârın biraz hafiflemesiyle kafamı kaldırıp türbenin olduğu yere doğru yürümeye başladım. Doderic'e oraya doğru gideceğimi işaret ettim. Zorlu geçen dakikaların ardından türbenin yıkık olan bir yerinden içeriye girdim. Sütunlara nazaran biraz daha az rüzgar alan ve bizi bir müddet bu fırtınadan koruyabilecek bir yere benziyordu. Hangi tarafta daha rahat durabileceğimize karar verdikten sonra dışarı çıkıp yoldaşlarımın yanına doğru gittim. Doderic'ten Inilius'u taşımak için yardım istedim. Inilius'u ortamıza aldık ve kollarını omzumuza atarak türbeye doğru yürümeye başladık. Zor dakikaların ardından kendimizi zar zor içeri attık. Inilius'u güvenli bir yere oturttuktan sonra ısınmak için bir şeyler yapmamız gerekiyordu. Geçici bir çözüm olarak dağ tilkisini gözüme kestirmiştim. Tilkinin cansız bedenini sırtlayıp bulunduğumuz yere getirdim. Doderic'in yardımıyla postunu elimizden geldiğince temiz bir şekilde yüzüp Inilius'un biraz ısınması için vücuduna sardık. Bu biraz daha iyi gelebilir diye düşünüyoduk. Biraz soluklandıktan sonra türbenin yıkık olan kısmından ateş yakabilecek bir şeyler varmı diye bakıyorum.

Umarım kendimizi toparlayabiliriz. Yolumuz çok uzun.

ZulkhiR

  • Planewalker
  • - 8 -
  • İleti: 194
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #108 : Tem 28, 2018, 11:13:08 »
Fırtınanın ardından yerimden çıkınca Inilius'un bedenini yerde kıpırtısız yatarken gördüm. Merl ona nazaran daha iyiydi. Panik yapmadan, Merl ile birlikte onu hemen rüzgârın daha az olabileceği bir yere taşıdık. Merl tilkiyi getirdi, derisini yüzmeye başladı, ben de ona yardımcı oldum. Bu mantıklı bir hareketti, biraz olsun sıcak tutardı onu. Lâkin yetmezdi. Hem ateş lazımdı, hem de Inilius'un daha güvenli bir ortamda dinlenmesi gerekiyordu.

Ellerimle Merl'e yastık işareti yapıp kafamın altına koydum ve Inilius'u gösterip, "Sakın uyumasına izin verme!" dercesine parmağımı salladım. Eğer uyuyakalırsa onu kaybedebilirdik. Ellerimi vücuduna sürterek onu ısıtmaya çalıştım. Merl'e de "Böyle devam et!" işareti yapıp etrafta daha kapalı ve güvenli bir nokta bulmak için ayrıldım. Dikkatli bir biçimde ve saklanarak, buradan daha korunaklı bir alan ve ateş yakmaya yarayacak bir şeyler aramaya çıktım.
The Professional
Doderic Cotton

Kharnos

  • Narrator
  • - 21 -
  • İleti: 754
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #109 : Tem 29, 2018, 18:50:38 »


Nyst 4, 1290, Riag Dağı Yamaçları, Tarn Harabeleri, 12:30

Kar fırtınası yoldaşların üzerine çöktüğünden beri olan biten her şey birer hayal gibi gelip geçiyordu Inilius'un zihninden. Tükenmiş olan bedeni sonunda düşmüş, ince uzun yüzü karlara gömülmüştü. Dağ yollarındaki zorlu mücadele artık bitmiş, ebedi bir istirahatin sıcaklığı yarı-elfin dört bir yanını sarıvermişti.

Artık zaman gelmişti.

Yarı-elfin havada ilerleyen gözlerinin altından küçük kar tepecikleri geçip gitti. Çelimsiz bedeni buzların ve taşların üzerinde seyrediyor, yaşam bedenini terk ederken adeta göğe doğru yükseliyordu. Toprağın ve bulutların görüntüleri böyle akıp giderken, bir an için Vanelor'u düşündü. Onun saflığını ve masumiyetini. Ve tabii ki, onu kendisine sormadan ebediyete yolcu eden aşağılık Ristael'i...

Demek böyle bitiyordu. Kadim bir dostun yerde kalmış olan kanını temizleyemeden. Yaptığı her şeyi o şerefsiz haydutun yanına bırakarak.

Doderic'i düşündü. Nardor'daki tavernada tanıştıklarından beri ne yollar arşınlamış, ne badireler atlatmışlardı. Buçukluğa Palria lisanından bir şeyler öğretmek için nasıl da çabalamış, onun yaptığı bazı komik hatalara ne çok gülmüştü.

Ve Merl'ü düşündü. Yüce gönüllü cüce savaşçı onları korumak için mağarada nasıl da öne çıkmış, dağ muhafızlarına nasıl da kafa tutmuştu. Cüce kendi canını hiçe sayarak iskeletlerin üzerine nasıl da hücum etmiş, yarı-elfi nasıl da kurtarmıştı.

Ve sonra, iki yoldaşının Riag Dağı yollarında bir başlarına, rehbersiz ne yapacaklarını düşündü. Talihsiz Vanelor'un yanına eklenecek iki isim daha: Doderic ve Merl. Kaybedilmiş iki kıymetli dost.

Inilius gözlerini açtı. Bilinci açıldığında, birileri tarafından karların üzerinde taşınıyordu.

Ve hayır. Tabii ki burada bitmiyordu.

* * *

Türbenin tavanı çöküp de yerle bir olalı kim bilir kaç yüzyıl geçmişti. Tıpkı Tarn'daki diğer yapılar gibi geçmişte burası da oldukça sağlam bir biçimde inşa edilmiş, ama yerleşimi bu hâle getiren olaylar zincirine ne yazık ki o da direnememişti. Ama duvarları kısmen de olsa ayaktaydı. İç kısımda bulunan korunaklı duvar köşeleri yoldaşları havanın soğukluğuna karşı değilse bile rüzgârın acımasızlığına karşı koruyabilirdi.

Merl ve Doderic dağ tilkisinin derisini yüzerken çok iyi bir iş çıkarmıştı. İki adam, ölümle pençeleşmeye başlayan talihsiz dostlarının bedenini önce türbenin korunaklı duvarları arasına taşımış, sonra da tilkinin postuyla iyice sarmış, onu sıcak tutmaya uğraşmışlardı. İki adamın dondurucu soğukta bir süredir büyük eziyetlere katlanarak yaptığı her şey, yarı-elfin bedenindeki son yaşam ışığı da rüzgârlarla savrulup gitmesin diyeydi. Eğer Inilius'un hipotermiyi atlatmak için bir şansı olacaksa, bu şansı Merl ve Doderic yaratacaktı.

Ve bir de ateş yaksalar hiç fena olmayacaktı. Sıcak, parlak, hayat veren bir ateş... Merl tutuşturulabilecek bir şeyler aramaya çoktan başlamıştı. Doderic ise çakmak taşını ve dağ muhafızlarının armağanı olan kurutulmuş ağaç köklerini bulabilmek için yarı-elfin bohçasını karıştırmaktaydı. Çok geçmeden zayıf da olsa bir ateş yaktılar ve dağlardan gelen soğuk havayı bir süreliğine de olsa unuttular. Çıtır çıtır yanmakta olan ateşte yemeklerini pişirdiler ve kendi aralarında fazla konuşmadan karınlarını doyurdular.

Doderic'in meraklı gözleri, yemeğini yerken çevredeki yıkıntılar arasında gezindi. Her ne kadar lezzetsiz de olsa, şu yemeğin üzerine korunaklı bir çatı altında bir-iki saat uzanabilseler ne harika olurdu. Böyle bir istirahat Inilius için de son derece iyi olurdu.

Tarn Harabeleri'nde böyle sağlam bir çatı ne yazık ki kalmamıştı. Sığınabilecekleri en iyi yer şu an bulundukları yer gibi görünüyordu. Yine de buçukluk fazla meraklı ve bir hayli dikkatliydi. Bir ara türbedeki eski bir mezar kalıntısına göz atacağı tuttu. Ve orada eski bir bakır yüzük, birkaç tane de eski para buldu. Eskiydiler ama üç-beş metelik edecekleri kesindi.

Uzaklardan gelen bir çatırtının cılız notaları yoldaşların kulaklarına ilişti. Riag Dağı yolları, uçurum kenarlarından sarkan dev buz sarkıtlarının kendi ağırlıklarını taşıyamayıp büyük bir gümbürtüyle aşağıdaki yollara düştüğü veya yerinden kayan bir kar kütlesinin birikerek koca bir çığa dönüştüğü tehlikeli yollardı. Yüksek patikaları geçerken dikkatli olmakta fayda vardı.
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka

Kharnos

  • Narrator
  • - 21 -
  • İleti: 754
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #110 : Ağu 16, 2018, 16:05:13 »


Nyst 4, 1290, Riag Dağı Yamaçları, Tarn Harabeleri, 15:00

Doderic, Inilius ve Merl harabelerdeki yıkık türbe duvarının kısmen korunaklı olan gölgesine çekildiğinde, Riag Dağı yamaçlarındaki hava da tıpkı yoldaşlar gibi sessiz ve kıpırtısız bir hâl almıştı. Az önceki buz fırtınasıyla kıyaslandığında tuhaf ve aldatmacalı görünen, durağan bir hâl...

Havada bir istikrarsızlık hakimdi.

Dağın küçük ve düzensiz esintileri taşların arasında vızıldamaya devam ederken, üç yoldaş gözlerini biraz olsun kapatmayı denedi. Niyetleri uyumak değildi, bu şartlarda olamazdı da. Tek istekleri biraz olsun sakinleşebilmek, düşüncelerini endişeden biraz olsun uzaklaştırabilmekti.

Yine de az önceki fırtınayı akıllarında canlandırmadan edememişlerdi. Sanki büyükçe ve görünmez bir canavar Riag Dağı'nın zirvelerinden eteklerine kadar hışımla inmişti de, tozu dumana kattıktan sonra ortadan kayboluvermişti.

* * *

Fısıltılarla ve anlaşılmaz sözcüklerle dolu bölük pörçük bir uykudan uyandığında, yarı-elfin karşısında kızıl sakallı, koca burunlu bir cüce dikiliyordu. Bir elini dostane bir şekilde yarı-elfin omzuna atmış, büyük ve güçlü parmaklarıyla yarı-elfi bilinçsizlik âleminden çekip almıştı.

Keşke Inilius'un halsizliği de böyle basit bir dokunuşla vücudundan çekilip alınabilseydi.

Gitme vakti gelmiş olsa gerekti. Büyücünün yarı açık gözleri hemen çevrede gezindi. Şimdi buçukluğu arıyordu, Nardor'da buluştuklarından beridir o küçük ayaklarıyla buralara kadar tırmanmış olan sıcak yürekli diğer yoldaşını... Onu yıkıntıların arasında dolaşırken ve sağı-solu incelerken görmeyi umuyordu. Oysa Doderic sinmiş olduğu köşeden bir anlığına bile ayrılmamıştı. Dizlerini kendine çekmiş, gözlerini ise yarı-elfin gözlerine kenetlemişti. Uyuyamamış olduğunu belli eden yorgun gözlerinin ardında uykusuzluğun da ötesinde bir dert, bakışlarını donuklaştıran bir perde vardı.

Yol onları çağırıyordu. Bunu üç yoldaş da biliyordu. Ayağa kalkarken birbirlerine yardımcı oldular ve fazla vakit kaybetmeden yol için gerekli hazırlıklara başladılar. Ama ne yeni bulduğu bakır yüzüğe dalgın dalgın bakmakta olan Doderic, ne yerdeki okları toplayıp sadağına eklemekle meşgul olan Inilius, ne de iskeletorlardan geriye kalan deri yeleği üstüne oturtmaya uğraşan Merl hazırlıklar esnasında tek bir kelime konuşmuştu.




Nyst 4, 1290, Riag Dağı, Yüksek Patikalar, 18:30

Dağ yolu, Tarn yıkıntılarının üzerine serpildiği kayalık terastan ayrılarak kuzeye, yüksekteki patikalara doğru yeniden tırmanışa geçti. Yolun tekrardan başladığı bu noktada Tarn'a ait geniş bir merdivenin de kalıntıları bulunuyordu. Taştan basamakları yıkık dökük ve düzensiz, büyük bir kısmı da buzlanmanın kurbanı olmuş, köşeli kısımları ovalleşerek kayganlaşmıştı. Eski dönemlerde yolculara kolaylık sağlaması için yapılmış olan bu merdiven şimdi bunun tam tersini yapıyor, büyük bir tehlike oluşturuyordu.

Yoldaşlar büyük bir gayretle tırmandılar. Kendileri buzlanmış blokların üstünde kayıp düşmemek için büyük çabalar sarf ederken, Inilius'un basamakları beceriyle çıkmış olması Doderic ve Merl ikilisinin gözünden kaçmamıştı. Yarı-elf iyileşme belirtisi mi gösteriyordu? Yoksa bu performansla son gücünü mü tüketmişti? İki kafadar bunu bilemiyordu.

Hasarlı ve kaygan merdiven kalıntısı kazasız belasız geçildiğinde, Tarn Harabeleri de artık geride kalmıştı. Dağ yolu kuzeydeki bilinmeyen yüksekliklere doğru belli belirsiz tırmanmaya devam ediyordu. Yoldaşlar başka bir alternatifi olmayan bu yeni patikada karlara bata çıka yürümeye koyuldular.

Saat ilerliyor, akşam vakti yaklaşıyordu. Devasa bulut birikintileri saklandıkları tepelerin ardından kendilerini gösteriyordu. Önce gökyüzünde güneşi kovaladılar. Onu kaçırmayı başarınca da tüm mavi boşlukları ele geçirmeye başladılar. Bunlar olurken Riag Dağı'nın yollarına düşen gölgeler büyüdü. Yalnızca dakikalar içerisinde etraf renksiz ve ışıksız bir hâle büründü. Rüzgâr bile soğuk soğuk değil, karanlık karanlık esmeye başladı..

Gölgelerin kucağında yollarını bulmaya çalışan yoldaşlar, yürüyüşlerinin bir noktasında kendilerini öylesine inişli-çıkışlı ve şekilsiz bir rota üzerinde buldular ki, izledikleri hattın gerçekten de bir dağ yolu olup olmadığından şüphe etmeye başladılar. Bir yandan ellerini ve vücutlarını ısıtmaya uğraşırken, bir yandan da hızla gelen kar zerreciklerinden gözlerini korumaya çalışarak etraflarına bakındılar.

Kaybolmuşluk şüphesi uyandıran uzun dakikaların sonunda, Merl Gorgar eliyle uzaktaki bir noktayı işaret etti: "Orada!". Nasıl devam edecekleri konusunda bir fikri vardı (Yolculuk).

Gençliğini Demirduvar Dağları'nın patikaları ve teraslarında yürüyerek geçirmiş olan ateş saçlı cücenin göstermiş olduğu yöne doğru sessizce yürüdüler. Bir saat kadar sonra da kendilerini derin bir uçurumun kenarında buldular. Yolun sol tarafı dağın büyük kayalarının oluşturduğu girintili-çıkıntılı bir duvara yaslanıyor, sağ tarafı ise derin ve korkunç bir boşluğa doğru iniyordu. Üzerinde yürümenin cesaret değil, delilik gerektirdiği bir yoldu bu. Riag Dağı'nın haşmetini bu kez yukarıya değil, aşağıya doğru bakarken hissedeceklerdi.

Patikanın kenarı boyunca kayaların üzerine iri kazıklar çakılmıştı. Bir kazıktan diğerine de -artık çürümüş ve donmuş olan- bir halat çekilerek yolun "emniyeti" sağlanmıştı. Merl bu oluşuma bir süre baktı ve eliyle şöyle bir yokladı. Korkuluk hattı pek sağlam görünmüyordu. Cüce, patikada yürürken sol taraftaki duvara güvenmenin daha iyi olacağına kanaat getirdi ve yoldaşlarını da bu konuda ikaz etti (Yolculuk).

Yoldaşlar küçük ve dikkatli adımlarla ilerlediler. Bir anlığına bile olsa aşağı bakmadılar ve korkularının onları yönetmesine müsaade etmediler (İrade). Bu sayede, birkaç dakika içerisinde uçurumun karşı tarafına geçiverdiler.

Tehlike geride kalmıştı.

Yoldaşlar yeni geldikleri bu noktada dağın yüksek kısımlarına doğru tırmanmaya devam eden başka bir merdiven kalıntısına rastladılar. Sivri kayalarla dolu bir sırtın tam üzerinden yavaş yavaş yukarıya doğru çıkıyor, ilerleyebilmek için ideal olan yegâne hattı oluşturuyordu. Basamaklar nispeten düzgün ve sağlamdı, ama aynı şey çevrede gördükleri sütunlar için söylenemezdi. Yoldaşlar yukarıya doğru çıkarken, onlara sağlı-sollu eşlik eden bu yıkık dökük kalıntıları incelediler.

Doderic, bu bölgenin Tarn'ın bir uzantısı olabileceğine dair bir izlenim edindi (İnceleme). Mimari öğelerde ve taş işçiliğinde bazı ortak yanlar vardı. Eğer bu doğruysa, Tarn denen yerleşim henüz tam olarak geride kalmamış oluyordu. Hâlâ onun sınırları içerisinde olabilirlerdi.

Inilius yolun daha elverişli hâle gelmesinden de güç alarak grubun önüne geçti. Yoldaşlar arada soluklanarak belki yüz, belki yüzelli basamak kadar çıktılar. Sonra da merdivenin biraz yukarıda küçük bir düzlüğe ulaşmakta olduğunu gördüler. Oraya en fazla yirmi otuz basamak kalmıştı ki, bulundukları noktada durmak zorunda kaldılar. Dağın bu kısımlarında soluklanmak pek fayda etmiyordu ve yoldaşlardan ikisinin, Inilius ve Doderic'in ciğerleri havasızlıktan ağrımaya başlamıştı.

Bir basamağın kenarında oturmuş hızlı hızlı nefes alıp verirken, zirvelerden gelen hava dalgalarının içerisinde tuhaf bir ses yakaladı Inilius. Sürekliliği olmasaydı muhtemelen önemsemeyip geçecekti. Ama benzer bir ses kulaklarına ikinci defa çalınınca dikkat kesildi ve kulak kabarttı.

Yolun yukarısından bir yerlerden, bir şarkıcının gırtlağından yükselen nağmelere benzer bir sesin küçücük bir kırıntısı duyuldu. Yarı-elf, bir şeyler duyuyor olduğundan emin olunca yoldaşlarına baktı. Doderic, Inilius ve Merl, kısa ama önemli bir an için göz göze geldiler.

Gelen sesi üçü de, en başından beri duyuyordu.

Birtakım kelimelerin ve tanımsız bir melodinin parçaları olmalıydı bu sesler. Arada anlamsız derecede uzun boşluklar oluyor, yoldaşlar bazen dağın uğultusundan başka bir şey duyamaz oluyorlardı. Sanki sesler aşağılara inerken kayalara çarpıp tuzla buz oluyor, rüzgârlarla oradan oraya savruluyor, kulaklara ulaşana kadar da küçücük ve anlamsız izlere dönüşüyordu.

....ban........r.........akl.......kta......o......d....uzu........bi.........um
e.....r........ri....g.......haal...........g.....tm........d.............ors.........z
yo...........k.....pa.........o...............unu.............il......s......z
e.............ge....m.....e..........al........san...z.......d...rd.....nz.......öl........n...z


Harflerin arka arkaya diziliş şekli Doderic'in hafızasındaki bir şeyleri harekete geçirmiş, buçukluk bunun bir mesaj olabileceğini sezmişti. Birisi konuşuyordu, bu kesindi. Ama sesi hiç de doğal gelmiyordu. Esrarengiz bir biçimde yükseltilip uzaklara fırlatılıyormuş gibiydi.

Evet, bu bir mesaj olmalıydı. Ama kimden geliyordu? Ve kime gönderiliyordu?

Doderic daha dikkatli dinledi.

....ban........r.........akl.......kta......olduğunuzu........bi.........um
e.....r........riag verhaal...........g.....tm........d.............ors.........z
yo...........k.....pa.........o...............unu.............il......s......z
eğer......ge....m.....e..........al........san...z.......dördünüz.......öl........n...z


Doderic bunun en fazla dört-beş cümlelik bir pasajın sürekli olarak tekrar edilmesi olduğunu düşünüyordu. Pasajın bazı kelimelerini çıkarabilmişti. Geri kalanı ise hâlâ gizemini koruyordu.

Rüzgârın sertçe estiği ve diğer tüm sesleri bastırdığı kısa bir aralıkta, Inilius ve Merl sesleri daha iyi duyabilmek umuduyla son basamakları çıkmaya başladı. Onları gören Doderic de vakit kaybetmeden peşlerine takıldı. Yoldaşların üçü de, yarım dakika gibi bir sürede merdivenin yukarısında uzanan düzlüğe ulaştı.

Şimdi, parçalanmış sütun ve duvar kalıntılarıyla çevrelenen, yuvarlak ve geniş bir avluya çıkmışlardı. Şekli itibariyle aşınmış ve parçalanmış bir kral tacını andırıyordu, ve zamana karşı olan mücadelesini artık kaybetmek üzereydi. Zemin yer yer parçalanmış ve çökmüştü. Burada avlu namına ne kalmışsa tamamı ya karla, ya da buzla kaplanmıştı.

Yol burada ikiye ayrılıyordu. Avlunun iki farklı ucunda iki yeni merdiven görülebiliyordu. Eğer avlunun sol tarafını oluşturan yıkıntıya doğru giderlerse, az öncekilere benzeyen geniş basamaklar onları batıya doğru uzanan sığ bir vadinin karanlığına indirecek, yeni bir patika şeklinde kıvrıla kıvrıla ilerleyecek ve dağların gölgesinde gözden kaybolacaktı. Ama eğer avlunun sağ tarafındaki basamaklara tırmanır ve daha da yükseklere giden yolu tutarlarsa, tırmanışları önce doğu, sonra da kuzey yönünde en az iki-üç saat kadar devam edecekti. Eğer buna dayanabilirlerse, dağın güney kanadına hakim olan ve tüm bölgeyi tepeden gören küçük bir zirveye ulaşacaklardı. Oraya bir kez çıktıkları zaman, buraya gelirken kullandıkları yolu da, batıya uzanan vadiyi de iyice görebileceklerdi.

Dağın bu kısımlarında yankılanan kesik harf ve sözcükler, yeni bir ipucu vermeksizin bir kez daha yoldaşların kulaklarına çarpıp gitti. Akşam oluyordu. Güneşin ışıkları çoktan çekilmişti ve şimdi mavimsi-gri bir alacakaranlık diğer renklerin üzerini örtüyordu.
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka

Aramil

  • Planewalker
  • - 5 -
  • İleti: 114
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #111 : Ağu 17, 2018, 02:59:53 »
Zorlu bir tırmanışın ardından nihayet üç yoldaş bir düzlüğe ulaşabilmişti. Grubun başını çeken Inilius, taş avlunun ortasına kadar yürüdü ve eşyalarını yere bırakarak soluklanmaya başladı. Bir yandan soğuk havayı ciğerlerine çekiyor, diğer yandan da çantasındaki matarayı soğuktan uyuşmuş parmaklarıyla çıkarmaya çalışıyordu. Birkaç yudum soğuk su yarı-elfi biraz da olsa kendine getirmişti. Ancak bu şartlar altında biraz, belki bir gün daha yolculuk yapmak Inilius için imkânsız gözüküyordu. Yola devam ettikçe hava şartları kötüleşiyor ve aynı zamanda erzakları da azalıyordu. Bu iki yoldaşının, arkadaşının sorumluluğu elfin omuzlarında ciddi bir yüktü ve bu yükü taşımakta zorlanıyordu. Hatta bu cılız bedeniyle onlara yük olduğunu bile düşünmeye başlamıştı. Özellikle de şiddetli rüzgârda savrulduktan sonra.

Bir an için oturduğu yerden başını geriye çevirdi ve arkadaşlarıyla göz göze geldi. İkisi de oturmuş soluklanıyorlardı ve Inilius’un kendilerine baktıklarını görünce tebessüm ettiler. Inilius da onlara aynı sıcaklıkla karşılık verdi ve sonra geri döndü. Bu noktada umutsuzluğa düşmenin Narteroth ismine yakışmayacağını biliyordu. Bu iki yakın dostu için elinden geleni yapmalıydı. Aksi takdirde Vanelor gibi onları da kaybedebilirdi. Buna izin vermeyecekti….

Elf hızlı biçimde doğruldu ve kendi etrafında tam tur dönerek bölgeyi dikkatlice incelemeye başladı. Bir süre sağ taraftaki yola baktı ve sonra da geldikleri yöne. Ardından başını öne eğerek düşünmeye başladı. Geldikleri tüm yolu kafasında bir harita biçiminde çizmeye çalışıyordu ve elbette zihninde bir plan kurmaya çoktan başlamıştı. Avluyu ileri geri birkaç kez adımladıktan sonra arkadaşlarının yanına geldi ve konuşmaya başladı.

“Dostlarım. Yol şartları gittikçe kötüleşiyor. Erzakımız da oldukça azaldı….. Sıcak ve rahat bir uyku çekmedikçe -en azından ben- çok fazla ilerleyebileceğimizi düşünmüyorum.”

Sonrasına avlunun sağ tarafını işaret ederek,

“Merl! Şu sağ taraftaki yol, bizi bahsettiğin ambarların doğu ve kuzey kapılarına götürebilir. Eğer yol üzerinde o ambarlardan birini bulabilirsek rahat bir biçimde dinlenme şansımız olabilir. Sizi bilmem ama ben bu soğuğa daha fazla dayanacağımı pek düşünmüyorum” diye ekledi.

Sonrasında yol üzerinde duydukları sesten bahsetti Inilius arkadaşlarına. Aynı sesi Doderic de duymuştu ve parçaları birlikte birleştirmeye çalıştırlar. Sonunda söylenenleri tahmin etti genç elf:

“Yabancılar! Yaklaşmakta olduğunuzu biliyorum. Eğer Riag Verhaal’e gitmeyi düşünüyorsanız, yolun kapalı olduğunu bilmelisiniz. Eğer geçmeye çalışırsanız dördünüz de ölürsünüz!”

Inilius özellikle Doderic’in peşinde olan bu dördüncü kişinin kendileri için ciddi bir tehlike olduğunu arkadaşlarına anlattı. Yollarına devam etmeden ya da büyücüyle karşılaşmadan bu adamın icabına bakmaları gerekiyordu. Aksi halde en beklenmedik anda çıkıp ekibi gafil avlayabilirdi. Elf arkadaşlarının gözlerine baktı ve kararlı bir ses tonuyla,

“Ama önce biz onu avlayacağız. Planımız şu; üçümüz şu sağ taraftaki yoldan ilerlemeye başlayacağız. Yaklaşık iki yüz metre sonra Merl ve ben geri döneceğiz. Avluya girmeden birimiz sağa diğerimiz de sola geçip en uygun yere saklanacağız. Doderic, bu sırada sen de yavaş bir tempoyla yola devam edeceksin. Çünkü bu adam seni büyüyle takip ediyorsa yola devam ettiğimize inanmalı. İzleri takip edip avlunun orta kısmına geldiğinde ise Merl ve ben onu pusuya düşüreceğiz.”

Inilius elindeki okla planı yere çizerken, bir yandan da arkadaşlarına anlatıyordu. Avlunun tam ortasına bir çarpı çizdi ve planın tam sonunda oku bu çarpının üstüne saplayıp arkadaşlarına döndü.

“Ne diyorsunuz?”
How shall we leave the lost road,
Time's getting short so follow me,
A leader's task so clearly,
To find a path out of the dark

Inilius Narteroth

ZulkhiR

  • Planewalker
  • - 8 -
  • İleti: 194
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #112 : Ağu 17, 2018, 09:33:44 »
Inilius'un anlattığı plan güzeldi ve başarı şansı yüksekti. ''Bence hemen uygulamaya koyabiliriz, çünkü peşimdeki kişiden de, soğuktan da çok yoruldum. Sizler de öyle. Büyücüyle karşılaşmadan önce biraz ısınmak ve dinlenmek hepimize iyi gelecek.'' Elimle yolun sağ tarafını işaret edip, ''Hadi başlayalım. Lâkin aramızda bir işaret belirleyelim. Siz işareti verdiğinizde ben hızla geri döneyim. Sizi yalnız bırakmak istemiyorum. Inilius, gelen kişi tehlikeli biri. O bir Shadaari muhafızı. Kendinize çok dikkat etmeniz gerek. Farkında olmadan sizi gafil avlayabilir. Kafasını ne kadar karıştırırsak o kadar iyi olur.''
The Professional
Doderic Cotton

Iraneth

  • Planewalker
  • - 2 -
  • İleti: 30
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #113 : Ağu 17, 2018, 11:31:55 »
Uzun ve yorucu geçen yolculuğumuzdan sonra varmak istediğimiz yere varmış olduğumuzu, rüzgârlardan gelen fısıltılar ve havadaki değişimler sayesinde anlamıştık. Fakat dostlarım Inilius ve Doderic'e göre, bu fısıltılar yalnız olmadığımız anlamına geliyordu.

Biraz zaman geçtikten sonra Inilius ikimizi çağırdı ve planını anlattı. Mantıklı bir plandı, çünkü diğer türlü işler hepimiz için daha zor olabilirdi. Inilius'u dikkatlice dinledim. Kafamı sallayıp onay verdikten sonra da saklanacağımız yolu incelemeye başladım. Hangi açıdan avluyu daha rahat görebilir, Doderic'in vereceğimiz sinyali görmesini nasıl sağlayabilirdik? Ve tabii ki, en önemlisi, pusu kurmak için en elverişli yer neresi olabilirdi? Bunları araştırmaya başladım. Çünkü gelen kişi her kimse, onu bizi takip ettiğine pişman etme niyetindeyim.

Kharnos

  • Narrator
  • - 21 -
  • İleti: 754
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #114 : Ağu 22, 2018, 21:30:15 »

Nyst 4, 1290, Riag Dağı, Yıkık Avlu, 19:10

Doderic'i takip eden -ve buçukluğun bir Shadaari Muhafızı olduğunu söylediği- kişi artık enselerindeydi. Bu gerçeğe, dağların göbeğinde dolanan ve zar zor duyulabilen esrarengiz bir kelimeler bütününü dinleyerek vakıf olabilmişlerdi.

Karanlık hızla çöküyordu. Gökyüzünün zayıf, titrek ışıkları ve çevredeki yıkık sütunların bozuk biçimleri bu avluda ürpertici bir oyun oynuyor, hareketliymiş gibi görünen bir sürü gölge yaratıyordu. Dağların içinden gelen o tuhaf söz dizisi de hâlâ duyulmaya devam ediyordu. Bir yandan ölüm tehditleri savuruyor, bir yandan da peşlerindeki ölüme karşı onları -istemeden de olsa- uyarıyordu.

Şimdi iki seçenekleri vardı: Ya hiç olmadık bir anda gafil avlanmayı riske edecek ve işlerine bakmaya devam edeceklerdi, ya da gölgesinde yürüdükleri bu belayla hemen, şimdi yüzleşeceklerdi.

Dünyanın karlar altındaki bir ucunda ölümle burun buruna yürümeye zorlanmış üç yoldaşın tek derdi bu değildi üstelik. Suçlanmışlık, kaçmaya zorlanmışlık, yıpranmışlık, lanetlenmişlik, sevilen bir dostu kaybetmişlik... Acaba onları daha neler bekliyordu? Ve sanki bunlar yetmiyordu da, şimdi bir de suikastçı olduğu bilinen birisi tarafından takip ediliyorlardı.

Bu sorunların artık artması değil, azalması gerekiyordu. Özellikle de birinin derhal eksilmesi...

Yoldaşlar vakit kaybetmeden Inilius'un planını uygulamaya koyuldular. Önce taç şeklindeki eski avludan ayrıldılar ve doğuya doğru uzanan ince yolu tuttular. Dağın bu kısmı da buzlanmanın etkisindeydi. Yolun sağ tarafı zaman zaman tehlikeli boşluklara açılıyor, yoldaşları bastıkları yere dikkat etmeye zorluyordu. Bu şekilde bir müddet tırmandıktan sonra, avluyu yüksekten gören ve rüzgâra karşı korunaklı bir noktaya ulaştılar. Burası Doderic'ten plana uygun bir biçimde ayrılmak için iyi bir yerdi. Buçukluk da nispeten güvenli olan bu yerden aşağıyı, taş avlunun bulunduğu kısmı izleyebilecekti. Tabii bu alacakaranlıkta ne kadar izlenebilirse.

Ayrılık anlarına insafsız bir esinti eşlik etti. Yoldaşların kulakları güçlü bir uğultunun esiri oldu. Hepsi de soğuğu iliklerine kadar hissettiler. Görünen o ki, onları kolay bir gece beklemiyordu.

Inilius ve Merl düzensiz kayalık rampadan geriye, aşağıya doğru indiler. Bunu yaparken dikkat çekmemeye ve karlı olan kısımlar üzerinde yeni izler bırakmamaya çalıştılar. Hassas olan gözleri taş avluyu taradı. Mekan gölgelere teslim olmuş gşbş görünüyordu. Oradan pek uzakta olmasalar da, avlunun bulunduğu taraftaki hiçbir şeyin artık doğru düzgün seçilemediğini fark ettiler. Girmeyi düşündükleri mücadele karanlığın içerisinde verilecek gibiydi.

Yarı-elf büyücü ve cüce savaşçı, etraflarına simsiyah gölgeler toplamış olan sütunlara sokuldu. Şimdi taç biçimindeki mekanın tam dışındalardı. Sırtlarını karşılıklı duran iki eski sütuna dayadılar ve hızla etrafı kolaçan ettiler. Bu esnada birbirlerine baktılar. Alacakaranlık etraftaki renklerin ve çizgilerin çoğunu silmişti, ama onlar birbirlerini hâlâ görebiliyorlardı.

Avlunun orta kısmını da yeterince iyi görüyorlardı, ama çevrelerinde görüşü engelleyen birçok gölge, ardında bilinmezliği saklayan birçok köşe vardı. Bekleyiş rahatsız edici bir biçimde sürdü. Sürdükçe, verdiği rahatsızlık daha da arttı. Inilius ve Merl görebildikleri tüm noktaları kontrol altında tutmaya çalışırken dakikalar geçip gitti.

Sonra bir an geldi... Rüzgâr sanki birinin eli değmişçesine hafifledi. Avluyu ani bir sessizlik, doğal hissettirmeyen bir sükûnet çevreledi. Güçlü bir ürperti dalgası her iki yoldaşın da tenine dokunup geçti.

Inilius ve Merl anlamıştı. O buradaydı.

Ama ne yazık ki bunu fark etmek için çok geç kalmışlardı.

Merl Gorgar taştan bir gülleyle başından vurularak yere yapıştığında, geriye neyle karşı karşıya olduklarını idrak edebilecek yalnızca bir kişi kalıyordu: Inilius.

Merl vurulmuştu! Koca cüsseli savaşçı sert bir biçimde karlara çakılmıştı. Hiç kıpırdamıyordu. Yarı-elf bir an için bu sahneye bakakaldı. Sonra hemen kendini topladı. Siper olarak kullandığı taştan sütunun kör bir tarafına geçti. Burada karanlık bir köşe buldu ve hızlı bir biçimde düşündü. Olan biteni değerlendirmek için en fazla birkaç saniyesi vardı.

Inilius'un bakışları yalnızca bir saniye için boşlukta kaldı. Az önce güçlü bir tepme kuvvetiyle karlara gömülen Merl'ün başı kuzeye doğru düşmüştü. Saldırının güneyden yapılmış olma ihtimali yüksekti. Yarı-elfin gözleri taş avluya geri döndü. Şimdi güneydeki tüm noktaları, tüm köşeleri ve tüm karanlıkları hızla tarıyordu.

Bir an sonra, onu gördü. Shadaari suikastçısını...

Kara muhafız, avlunun güney çıkışındaki yüksekçe bir sütunun üstüne tünemişti. Az önce gözden kaybettiği ikinci avını arıyor olsa gerekti. Yıldızların ışığı suikastçının vücut hatlarını soluk bir biçimde çiziyor, akşamın karanlığında onu bir insandan çok uğursuz bir kuş gibi gösteriyordu.

Yeni ve sinsi bir saldırıya hazırlanan, yırtıcı bir gece kuşu gibi.

Öncelik sıralaması:

1- Merl Gorgar
2- Inilius Narteroth
3- Shadaari Suikastçısı
4- Doderic Cotton

Merl ile başlayacağız.

Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka

Iraneth

  • Planewalker
  • - 2 -
  • İleti: 30
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #115 : Ağu 23, 2018, 05:27:42 »
Yaptığımız plan gayet güzeldi ama hesaba katmadığımız bir nokta vardı: Karanlık.

Arkamızdan gelen düşmanı beklediğimiz sırada hiç beklemediğim bir yerden vurulmuştum. Gözlerimi açtığımda ağzıma kar parçaları girmişti. Sersem gibiydim. Ama soğuğun da etkisiyle, ayılmam fazla uzun sürmedi.

Bu gibi durumlarla daha önceden çok karşılaşmıştım.Çok adam öldürmüştüm ve savaş esnasında kaybettiğim dostlarım da oldu. Yaşamım boyunca babamın bana söylediği bir söz vardı: ''Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir''. İşte bu da o anlardan bir tanesiydi.

Bulunduğum yerden kalkıp, yakınımdaki sütunun kör bir noktasına siper aldım. Amacım şimdilik kendimi korumak, gözdağı vermek ve sinirlerini bozup aşağıya inmesini sağlamaktı.

Sesli bir şekilde: ''AHAHAHAH!!! Güzel atış dostum. Tarzını sevdim. Peki ya şimdi? Hı? Şimdi ne yapıcaksın? Dur ben sana ne yapıcağımızı anlatayım. Yavaş yavaş ölüceksin. Keşke buralara kadar tek gelmeseydim diyeceksin. Gerisi sürpriz olsun.''

Aramil

  • Planewalker
  • - 5 -
  • İleti: 114
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #116 : Ağu 23, 2018, 12:14:07 »
Yine aynı şey olmuş, Inilius cücenin yere düştüğünü görünce şoka girmişti. Hüzün, korku, kin ve nefret gibi duyguların içinde boğulmuş bir vaziyette öylece Merl’e bakıyordu. Yarı-elf henüz bu şoku atlatamamışken cücenin hızlıca ayağa kalkıp naralar eşliğinde tehditler savurduğunu görünce ikinci bir şok daha yaşadı. Nasıl olur da kafasına böyle bir darbe alan biri bir saniye bile geçmeden ayağa kalkabilirdi? Öyle bir darbe ki, taş cücenin kafasına çarptığında çıkan ses Inilius’a kadar ulaşmıştı.

Merl’ün bu hareketi Inilius’a cesaret vermiş ve girdiği şoktan onu uyandırmıştı. Hızlı bir biçimde, yapabileceği en iyi hamleyi düşündü. Shaadari muhafızını o sütunun üzerinden düşürmeliydi. Bu hareket, cücenin az önceki darbenin intikamını alması için eşsiz bir fırsat olabilirdi.

Inilius hemen bulunduğu yerden irice bir taş aldı, kendi tasarladığı büyünün sözlerini mırıldandı ve taşı fırlattı (Inilius’un Ezici Taşı). Eğer bu taş hedefini bulur ve Shadaari muhafızını sütundan düşürebilirse, ona bir Demir Duvar Cücesiyle karşılaşmanın ne demek olduğunu öğretecekti.
How shall we leave the lost road,
Time's getting short so follow me,
A leader's task so clearly,
To find a path out of the dark

Inilius Narteroth

Kharnos

  • Narrator
  • - 21 -
  • İleti: 754
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #117 : Ağu 23, 2018, 14:24:04 »
Nyst 4, 1290, Riag Dağı, Yıkık Avlu, 19:11

Merl'ün derhal ayağa kalkarak sarf etmeye başladığı sözcükler, karanlıktaki saldırganın dikkatini çekmiş olmalıydı. Inilius, güneydeki sütunun tepesine tünemiş olan suikastçının bir anlığına eylemsiz kaldığını fark etti. Saldırgan, gölgelerden gelen bu sesi dinliyordu.

Ve bu durum, yarı-elfe büyüsünün sözlerini mırıldanması için gerekli zamanı tanımıştı.

Yeni ve büyükçe bir taş Inilius'un ellerinde ivme kazandı. Büyücü taşı olağanüstü bir kuvvetle rakibine savurdu. Movis ile rünlenmiş taş havada hızla seyrederken, avludaki iki yoldaş nefeslerini tuttu.

Ve taş hedefini tam onikiden vurdu!

Düşmanın gırtlağından kısa bir acı ifadesi yükseldi. Suikastçı bu güçlü ve beklenmedik vuruşun etkisiyle neredeyse aşağı düşecekti...

...ama düşmedi.

Saldırgan elini hızla kıyafetinin katmanları arasına götürdü. İki yoldaşın onun ne yapmaya çalıştığını anlaması için bir saniye geçmesi gerekti.

Benzer bir kuvvetle fırlatılmış yeni bir gülle, havayı hızla yararak karanlıkta büyücüyü aradı.

Ve onu tam omzundan vurdu.
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka

ZulkhiR

  • Planewalker
  • - 8 -
  • İleti: 194
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #118 : Ağu 23, 2018, 22:07:03 »
Planımızı uygulamaya koymuştuk. Her şey hazırdı. Yerimi aldım ve beklemeye başladım. Karanlık bizim için bir dezavantajdı çünkü bu meclis uşaklarını iyi tanıyordum. Ve bir anda, aşağıdaki sütunlardan birinin üzerine tünemiş hâlde, onu gördüm. Shadaari gelmişti. Belli ki yoldaşlarımı es geçti. Onlara görünmemeyi başarmıştı.

İşte şimdi gecenin karanlığı kabusumuz olabilirdi. Olanları görünce de bundan emin oldum. Taşlar havada uçuşmaya başlamıştı. Hemen bulunduğum yerden ayrıldım. Amacım, suikastçının tünediği sütunun yakınında saklanabileceğim bir nokta bulup oraya gizlice varabilmekti. Ondan sonra da onun oradan aşağı düşmesini veya inmesini bekleyerek, hiç beklemediği bir anda onu gafil avlamak...
The Professional
Doderic Cotton

Kharnos

  • Narrator
  • - 21 -
  • İleti: 754
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #119 : Ağu 24, 2018, 14:42:17 »
Nyst 4, 1290, Riag Dağı, Yıkık Avlu, 19:11

Rampadaki saklanma noktasından bir süredir aşağıyı izlemekte olan Doderic, kuşbakışı gördüğü taş avluyu çevreleyen sütunlardan birinin üzerinde meşin sallayan ve gülle fırlatan karanlık bir figür gördüğünde, savaşın çoktan başladığını anlamıştı. Karşılarında Escova'nın Meclis'inin seçilmiş bir uşağı, iradesi, sesi ve kılıcı duruyordu. Güneşli ve ılıman Karea ülkesini ardında bırakmış, Kaldia'nın soğuk ve acımasız zirvelerine kadar ulaşmıştı.

Inilius'un ve Merl'ün yardıma ihtiyacı olduğunu anlamak için Doderic'in aşağıdaki sahneyi yalnızca bir anlığına izlemesi yetmişti. Küçük adamın yüreğinde buçukluklara özgü bir cesaret kabardı. Minik ayakları hareketlendi, yenilgi veya ölüm gibi şeyleri düşünmeden, kara veya buza aldırış etmeden, büyük bir hızla kayalık rampadan aşağıya koştu Doderic. Topuzu da, hançeri de hazırdı.

Uzun uzun atılan onlarca adımın ve hızla alınıp verilmiş sayısız nefesin sonunda, taş avlunun etrafına çöreklenmiş karanlıklara sokuldu buçukluk. Gecenin kendisi kadar karanlık, gecede pusu kurmuş bekleyen ölüm kadar da sessizdi...
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka