Gönderen Konu: Yalnız Kurtlar  (Okunma sayısı 36 defa)

Kharnos

  • Narrator
  • - 21 -
  • İleti: 750
Yalnız Kurtlar
« : Tem 19, 2019, 12:29:07 »
Yalnız Kurtlar

“Yalnız Kurtlar” hikâyesi, Escova şehrinin yozlaşmış meclis üyeleri ve hakimleri tarafından ölüm cezasına çarptırılarak 1290 yılında Ateş Denizi’ne sürgün edilen dört yoldaştan ikisinin; yani Oberon ve Ghared’in bu cezadan kurtulmayı başararak yeniden Escova’ya, Meclis’in gölgesine geri dönme planlarını hayata geçirmelerini takip edecek olan olayları konu alır.

Hikâyenin birinci bölümü; Meclis’in Escova’da uyguladığı dikte rejiminin iyice sertleştiği 1290 yılı ortamında, Oberon ve Ghared’in de aralarında bulunduğu dört yabancının şehrin dışındaki gizli bir buluşma yerinde bir araya gelerek Meclis’e karşı başlattıkları mücadelenin başarısız olması ve foyalarının meydana çıkmasıyla başlamıştı.



Geçmiş Olaylar

Escova’da rejimin hükümdar Restahxa tekeline geçmesinden sonra artık gözden düşmüş olan Kızıl Muhafızlar’dan birisi olan Azair, takvimler 1290’ı gösteriyorken, merkez kampları Escova’nın kurak arazilerinde bulunan Kum Adamlar’ın bir üyesi olan Ghared ile Kalzath Kalesi’nde bir görüşme yaptı. Bu görüşme, o zamana kadar Escova’nın siyasi işlerine hiç karışmamış ve tamamen bağımsız bir örgütlenme olan Kum Adamlar’ın Meclis’e karşı başlatılacak bir harekâta katılarak yeminlerini bozmaları anlamına geliyordu.
Azair’in dostuna anlattıklarına bakılırsa, Kızıl Muhafızlar’dan bir grup savaşçı şehrin arka sokaklarında gizlice örgütlenerek Meclis’e karşı bir darbe planı yapmayı başarmıştı. Kubbe’ye bir kez girdikten sonra öyle veya böyle Restahxa’ya ulaşacak ve onun hükmüne son vereceklerdi.

Ghared’e göre ise bu öyle kolay bir iş değildi. Restahxa’nın esasında bir iblis olduğuna inanılıyordu ve onun rakiplerine neler yapabileceğine dair, Gökfelaketi Savaşı’ndan kalma bazı gerçek bilgilere sahipti. Bu yüzden, muhafızların alışılagelmiş usûllerinin Restahxa’yı mağlup etmek için yetersiz kalacağını düşünüyordu. Sadece bir şansları olacaktı ve daha garantili bir plana ihtiyaçları vardı. Korucunun aklına bir fikir geldi.

İkili böylece yollara düştü ve Escova’nın kurak toprağındaki bir delikte saklanan Oberon adlı elfi aramaya koyuldu. Geçmişte Escova’nın yeraltı dünyasında hayatta kalarak nam salmayı başarmış olan bu tekinsiz karakter, büyücülükle haşır neşir olduğu ortaya çıkınca Meclis’in arananlar listesinde de kendine yer edinmişti. Escova’da büyücülük de diğer pek çok şey gibi Meclis’in tekelindeydi ve bu yasağı görmezden gelen kişiler en ağır şekilde cezalandırılıyordu. Büyücülük de dahil olmak üzere gizli saklı tüm işleri ortaya çıkan Oberon, kendisi için her şeyin sarpa sarmak üzere olduğu bir gece yarısında şehri gizlice terk etmiş, peşine düşen suikastçıları atlatabilmek için de çölün derinliklerine kadar kaçarak orada saklanmaya başlamıştı. Ghared’in de ondan böylelikle haberi olmuştu. Çölde rastladığı yeni ayak izlerinin peşine takılan korucu, girişine kadar ulaştığı mağaradan içeriye dalınca, ikili arasında silahların kınlarından çekilmek zorunda kalacağı bir tanışma faslı yaşanmıştı. Ama öyle bile olsa bunun yaşanması gerekiyordu. Eğer bu adam bu mağarayı mesken tutacaksa, Ghared’in ve yoldaşlarının onun kim olduğunu öğrenmesi ve onunla düşmanca olmayan bir ilişki kurmaları gerekiyordu. Bu kurak topraklarda bir başlarınaydılar.

Oberon, Escova’dan ayrılmasının hemen öncesinde, bir suçlu olarak geçirdiği yıllarda elde etmiş olduğu bazı önemli belgeleri şehirdeki kendine ait zula yerine saklamayı başarmıştı. Bunların arasında Meclis dehlizlerinin detaylı planları, Kubbe’ye girmeyi sağlayan gizli bir tünelin konumu ve iç haritası, Meclis’in bazı üyelerini ipe götürmeye yetecek bazı sırlar ve de şehrin sahip olduğu en önemli yadigârlardan birisi olan kadim Kelûrn kılıcının Kubbe’nin neresinde saklandığı gibi bilgiler vardı. İşte bu sonuncusuyla ilgili söylentiler nasılsa yayılmıştı ve Oberon’un (kendisi bunu hiç itiraf etmemiş olsa da), bazı çevrelerce bu kılıcı ele geçirmenin yöntemini bilen yegâne kişi olduğuna inanılıyordu.

Ghared ve Azair ikilisi en sonunda bu elfi buldu ve zor da olsa onu görüşmeye ikna etti. Karşılıklı tehditler, sözler ve tavizler içeren uzun bir konuşmanın ardından aralarında tuhaf bir antlaşma sağlanabilmişti. Elf iki yıldır çöldeki bu delikten kafasını çıkaramamıştı. Bu esaretten ve sefaletten kurtulmanın zamanı geldi de geçiyordu. Varsın ucunda savaş olsundu.

Buna göre yapmaları gereken ilk şey, öncelikle Escova’ya gitmek ve Oberon zulasına erişmeye çalışırken onu koruyup kollamaktı. Kendi yol haritalarını çizebilmek için hem onun sağlayacağı bilgilere, hem de kuracağı bazı bağlantılara ihtiyaç duyacaklardı. Üç yoldaş şehre gizlice girmekte pek zorlanmadılar. Bir süre boyunca şehrin sokaklarında ve caddelerinde gizlice kol gezdiler, birkaç kişiye selam verdiler ve beklediler. En sonunda Oberon kendi eşyalarına ulaşmayı başardı. Tam bu dökümanlar üzerinde çalışarak plan yapabilecekleri güvenli bir yere doğru gidiyorlardı ki, üçünün de kaderini tersine çeviren bir şey yaşandı.

Yoldaşlar işlek bir çarşıdan geçiyorken sokak aniden ve fena hâlde kalabalıklaştı. Zaten sürüyle insan vardı, bir de sağdan soldan bir sürü insan eklendi. Bağırıp çağırmaya ve sorun yaratmaya başladılar. İyi örgütlenmiş bir gösterici gruptu bu. Hızlı ve koordineli hareket ederek, bir anda çevre sokaklara da sıçrayacak olan bir protestonun fitilini ateşlemişlerdi. Ve bunun için de, kışkırtılmaya hazır insanların bolca bulunduğu bir pazar yerini seçmişlerdi. Azair, Ghared ve Oberon üçlüsü, asla içinde olmak istemeyecekleri bir olayın tam ortasında kalmışlardı. Ezilmemeye çalışarak ilerlerken Azair birileriyle yumruklaşmış, Oberon ise mide bulantısına daha fazla dayanamayıp kusmaya başlamıştı. Kalabalıktan zamanında kurtulmayı başaramadılar. Shadaari muhafızları daha hızlı davranmıştı.

Üç yoldaş da o gün gözaltına alındı. Yanlarında elf olmasa Azair belki kendini kurtarır, Ghared de belki nefes almaya devam ederdi. Ama Oberon’un üstündekiler silkelenip dökülünce, bir de siması tanınıp da kim olduğu ortaya çıkınca, üç yoldaşın kaderi de tek bir şeye kilitlendi: Ateş Denizi’ne sürgün edilerek Sürünen Kıyamet’in karnını doyurmak. Eğer bu canavar düzenli olarak beslenmezse sınır yerleşimlerine musallat oluyordu. Bu hainleri onun kucağına göndermesinler de ne yapsınlardı?
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka