Gönderen Konu: Oberon  (Okunma sayısı 357 defa)

Kharnos

  • Narrator
  • - 21 -
  • İleti: 754
Oberon
« : Tem 19, 2019, 12:21:01 »

Oberon

Oberon, Fırtınalar Denizi üzerinde seyir hâlindeyken tesadüfen karşılaştıkları, bir savaş gemisi mi yoksa bir korsan gemisi mi olduğu hâlâ tartışılan esrarengiz bir gemi tarafından batırılmış olan elf gemisi Ithruen’den sağ olarak kurtarılmış birkaç elf bebeğinden birisidir.

Henüz küçük bir bebekken, Kılıç Adası’ndaki bir balıkçıya bir fıçı balık karşılığında satıldı. Bu balıkçı da onu Gnora’ya gidecek olan Gulyas adlı geminin ihtiyar kaptanına göstererek, dört çuval tuz karşılığında bebeği takas etti. Talihsiz bebek bu gemide elden ele, limandan limana dolaştı ve böylece güney illerine kadar geldi. Gulyas Gnora limanında demirlediğinde, kaptan onu şehirdeki yaşlı bir kütüphane görevlisinin ellerine teslim etti. Çok geçmeden de yelken açarak, ufuk çizgisinin ardında kendi kaderine doğru kayboldu.

İsmi bu gizemli kaptan tarafından verilmiş olan Oberon’un gençlik yılları, genç elf için tam anlamıyla bir kâbustu. Oberon, Gnora’daki insanların bitmek bilmeyen koşuşturmacasına ve hesaplarına, kendisine yönelip duran tuhaf bakışlara, ardı arkası gelmeyen sorulara ve fısıltılara hiçbir zaman alışamadı. Alışmayı da hiçbir zaman dilemedi. Bir kütüphane görevlisinin çalıntı kitaplarla dolu olan evinde bir mahkûm hayatı yaşıyordu. O cılız bedenine yapacak daha iyi bir iş verilmediği için kitaplarla haşır neşir olmayı deniyordu. Gün boyunca beş-on farklı kitaba göz gezdiriyor, sürekli olarak notlar çıkarıyor ve düşüncelere dalıyordu. Kendi ana dilini de (Elathîî elfçesi) bu çalışmaları sayesinde söktmüştü.

Oberon’un okuyup yazmaktan bunalıp da geceleri şehrin caddelerinde dolaşmayı denediği maceraları ise, rıhtımdan bütün şehire yayılan insan pisliği, çürümüş balık, midye, yosun gibi kokulara dayanamayıp bir köşede kusmaya başlamasıyla kısa sürede son buluyordu.

Yaşamakta olduğu hayattan bunalmış hâldeki elf, günün birinde kütüphanecinin eve getirmiş olduğu bir çuval kitabın içerisinde “Elf Batığı” adında bir kitaba rastladı. Çocuğun merakını cezbetmiş olan bu kitapta, Anroth’lu korsanlar tarafından batırıldığı öne sürülen Ithruen adlı bir elf gemisinden ve talihsiz yolcularından bahsedilmekteydi. Okuduğu cümleleri hafızasına kazıyan ve bunları kendi geçmişi ile ilişkilendirmekte pek zorlanmayan elf Oberon, kitabı sonuna kadar okuduğunda, anayurdunun Vanêra adındaki elf şehri olduğundan artık emindi. Bu kitaptan ilginç bir bilgi daha edinmişti elf. Metnin sonlarına doğru, Etheron Adası’nda yaşamakta olduğu herkesçe bilinen ve insanlar tarafından büyütülmüş olan sahipsiz bir elf gencinden bahsedilmekteydi. Vanêra’lılar bu çocuğun varlığını öğrendikleri andan itibaren İç Deniz’in dört bir yanına kolcular göndermiş, Ithruen’den kurtulmuş olabilecek başka sahipsiz elf çocukları olup olmadığını araştırmaya çoktan başlamışlardı.

Okuması bittiğinde kitabı sertçe kapattı. Kendi ırkdaşları bile olsalar hayatında hiç kimsenin ilgisini, gözetimini, kibrini veya çok bilmişliğini istemiyordu. Vanêra’lı elflerin sivri kulaklarının kendisini duyamayacağı bir yere kaçmaya karar verdi. İnsan ırkının yaşayışına uyum sağlayamamışttı, ama insanlar arasında yaşadığı yıllardan ve öğrenmiş olduğu insana özgü düşünce biçiminden sonra elflere uyum sağlayabileceğinden de şüpheliydi artık. Bir gece vakti kütüphanecinin evinden sessizce ayrıldı. Rıhtıma indi, iğrenç kokuya aldırmamaya çalışarak biraz dolaştı ve oradaki bir-iki salaş tavernaya uğradı. İnsanlara Escova’ya veya Shaumrin’e giden bir gemi bilip bilmediklerini sordu. Oberon, o gecenin üzerinden iki hafta geçtikten sonra güney ufuklarında Escova’nın rengârenk kubbelerini görecek, rıhtımına ayak bastığı anda da kâbusu sona erecekti.

Oberon on yıl gibi bir süre içerisinde bu renkli ve köklü şehrin diline, kültürüne ve dokusuna tamamen adapte olacaktı. Dikkat çekmemeye çalıştığı o gençlik yıllarında en az elli farklı işte sessiz sedasız çalışmış, çalışmayı da hiçbir zaman bırakmamıştı. Boş zamanlarında ya şehrin görkemini seyre dalıyor, ya da onun sayısız mekanlarından birinde sabahı ediyordu.

Bu dünyaya elden ele verilerek ve parayla satılarak gelmiş, aile veya sevgi gibi kavramları yeterince anlayamamıştı Oberon. Escova’daki yıllarında menfaate dayalı sayısız ilişki kurdu elf, ama hiç kimseye güvenmemeye devam etti ve sevgiye dayalı dostluklar kurmaktan itinayla geri durdu. Böyle bir ihtiyaç hissetmiyordu. Kendi iç dünyası, düşünceleri ve ileriye dönük planları onu oyalamaya, tatmin etmeye fazlasıyla yetiyordu. Bu planların belki de en önemlisi, güce ve bilgiye karşı duyduğu açlığı dindirmek için çizdiği yeni yoldu. İşlerini gündüz değil gece vakti yapmaya başlayacağı, ve Meclis’in gölgesinde sinsi sinsi ilerleyeceği gölgeli ve tehlikeli bir yol...

1288 yılında, şehrin dehlizlerinde gizliden gizliye yürütmekte olduğu büyücülük çalışmaları Meclis casusları tarafından açığa çıkarıldı. Ölüm cezasından kurtulmak için şehirden kaçtı ve Escova’nın çöllerindeki bir mağarada saklanmaya başladı.

1290 yılında; Azair ve Ghared adlı yoldaşlarıyla birlikte, Meclis’e karşı yapılacak olan bir girişimin hazırlıklarını yaptıkları sırada, Meclis’in Shadaari muhafız kolu tarafından Escova sınırları içerisinde yakalandı. Geçmiş cezaları da hesaba katılarak hükmü hızla verildi. Kendisine ölüm çıkmazı büyüsü yapıldı ve Ateş Denizi’ne sürgüne gönderildi.




İndirmek için linke sağ tıklayıp "Bağlantıyı Farklı Kaydet" seçeneğini kullanın.
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka