Gönderen Konu: Baş Belası Strium  (Okunma sayısı 203 defa)

Kharnos

  • Narrator
  • - 20 -
  • İleti: 745
Baş Belası Strium
« : Eyl 10, 2018, 20:58:36 »

Baş Belası Strium

Adım Arius Marcelino. Anroth’lu eski bir denizci ve serüvenciyim. Dünyanın kuzeybatı ucunda, Hayalet Deniz’in de ötesindeki Ada Krallıkları’ndayız. Bu satırları güzel şehrim Anroth’un rıhtımında kaleme almaktayım. Yıl 1290 ve bugün Kalbos'un altıncı günü.

Takım adalarda sıkıntı rüzgârları esiyor. Ada krallıklarının en küçüğü olan Engard, bize bir süredir dostça davranmıyor. Kadim müttefiği olan başkent Anroth’a savaş ilan etmesine belki de saatler kalmıştır. Engard şu günlerde önemli sorunlarla boğuşuyor. Başlarına gelen felaketlerden dolayı Anroth’u suçluyor, pek anlaşma yanlısı gibi de görünmüyorlar.

Engard Krallığı, halk arasında “Kozmik Obje” olarak da bilinen Strium adlı bir aygıta sahip. Strium, bir avuç Engard’lı kâşif tarafından eski dünyanın derinliklerinde bulunmuştu. Çelik bir iskeletle, halkalarla ve karışık bir ayar düzeneğiyle donatılmış olan büyükçe bir küreydi bu. Ne işe yaradığını kimse bilmiyordu. Buna benzer bir aygıtı buralarda daha önce hiç kimse görmemişti.

Strium, yirmi yıl önce sular altından çıkarıldığı o ilk günlerde kullanılmaz hâldeydi. Engard Kralı I. Avellan, Strium’un incelenmesi, bakımının yapılması ve ne işe yaradığının öğrenilmesi için Hayalet Deniz’in dört bir yanına haber saldı. Meşhur zanaatkârlar, rün büyücüleri ve ilim adamları çok geçmeden Şahin Adası’nda belirmeye başladı. Oraya gidenlerden birisi de Anroth’un yegâne büyü ustası olan Kızgın Blane idi. Bütün Hayalet Deniz’de, bilgisi ve mahareti Kızgın Blane’den üstün olan bir büyücü daha yoktur. Strium’un üzerinde yapılan çalışmalarda onun sözü dinlendi, tavsiyelerine kulak verildi.

Strium’u yeniden kullanılabilir hâle getirmek en azından iki yıl sürdü. Neredeyse tüm parçalarının tekrar yapılması ve yeni rünlerle donatılması gerekmişti. Sadece merkezdeki küre hasarsızdı. Onun haricinde aygıt adeta yeniden inşa edildi. Blane tüm bu süreyi Kral Avellan'ın, onun danışmanlarının, zanaat ve büyü ustalarının yanında, Strium’un da başında geçirdi.

Ve işini bitirip de bir gün Anroth’a geri döndüğünde, bize şunları söyledi:

“Bir göz... Çok uzakları gören, fazlasıyla gelişmiş bir göz... Uzaklar dediysem aklınıza Escova, Asuan veya Thernysia gelmesin. Strium, buradaki uzaktan ziyade öte âlemleri, hiç bilmediğimiz uzakları gören bir göz. Gökyüzünün kan kırmızısı olduğu kurak düzlükleri, bu dünyanın bir parçası olmayan karanlık boşlukları, bakan gözleri kör eden beyaz kum denizlerini görebilen bir göz... Ve ben, öte alemlerden bakanların da bizi görebileceklerine artık eminim.”

Engard Krallığı Strium’un bakımı ve korunması için daimî bir kadro tayin etti. Onu adanın en yüksek yerine, “Şahin Yuvası” denilen gözlem noktasına götürdüler. Engard, diğer tüm ada krallıklarına Strium ile ilgili gelişmeleri anbean duyuracağına dair söz verdi. Şahin Yuvası’nda olup bitenler Anroth, Mercen, Rosho ve  Harton krallıklarından da sürekli olarak takip edilmeye başlandı.

Böylece Strium, Etheron Takımadaları'nın gören gözü oldu. Sadece öte âlemleri değil, çevre denizleri görmek için de ayarlanabiliyordu. Bu özelliği gözlem ve güvenlik açısından Ilossa Deniz Birliği’ne önemli bir avantaj sağlayacaktı.

Strium kısa süre içerisinde civardaki zanaat ve büyü ustalarının en büyük ilham kaynağı haline geldi. Tarihi çalışmalar, onu ilk tasarlayanların kimler olduklarını öğrenebilmek adına hız kazandı. Takip eden yıllarda da, görünüş itibariyle Strium’u andıran bazı navigasyon aletleri ortaya çıkmaya başladı.

Strium’un orantısız bir güç unsuru olduğunu düşünebilirsiniz. Böyle bir güç unsuruna sahip olmanın aynı oranda tehdit oluşturabileceğini de. Eğer böyle düşünüyorsanız haksız sayılmazsınız. Çünkü öykünün buradan sonrası, hoş olmayan bir sürü olayla ve rivayetle dolu.

1290 yılının ortalarıydı. Adalarda işler yolunda gidiyorken, Engard’dan bir haber geldi. Beklenmedik, çarpıcı bir haber... İçerisinde bu şehir için çok önemli olan üç kişinin bulunduğu Garrona adlı gemimize, Engard limanında demirli olan diğer dört ticarî yük gemimizle beraber el konulmuştu. Bu gemilerin mürettebatları silah zoruyla rıhtıma indirilmiş, ikinci bir karara kadar gemilerinden uzaklaştırılmıştı.

Engard’ın bu radikal tutumuna neyin sebep olduğu konusunda hiçbir fikrimiz yoktu. İlk etapta bunun bir yanlış anlaşılma veya aptalca bir askerî hata olduğunu düşünmüştük. Anroth ve Engard iki kadim müttefikti. Böyle bir şeyin yaşanması olacak iş değildi.

Engard Krallığı'nın bu konuyla ilgili resmî bir açıklama yapmasını ve tarafımızı bilgilendirmesini bekliyorduk, ama böyle bir açıklama yapılmayacaktı. Bu rahatsız edici sessizlik, iki ada krallığı arasındaki gemi trafiğinin böylece sonunu getirdi. Anroth'un hükümdarlarının; dört tane yük gemimizin alıkonulduğu, ticari mallarımızın çürümeye bırakıldığı ve genç gemicilerimizin sokaklarında kaldığı bir limana yeni ticaret gemileri göndermek gibi bir planları şimdilik yoktu.

Ve bir de Garrona vardı tabii. Büyü ustamız Blane, yanında şehrin önemli önderlerinden Üstat Kharnos ve eski bir korsan kaptan olan Koca Abnus ile birlikte Engard’da mahsur kalmıştı. Oraya neden ve hangi arada gitmişlerdi bilmiyoruz, ama bu üç isme sorgu sual etmek kimin ne haddine?

Anroth'un önde gelen vekillerinden ve diplomatlarından oluşan bir heyet topladık. Heyeti elimizdeki en hızlı gemiyle Engard’a gönderdik. Engard'la kraliyet düzeyinde temas kurmamız ve orada yaşanmakta olan her şeye gözlerimizle tanıklık etmemiz gerekiyordu. Daha korkunç olabilecek muhtemel senaryoları hiç başlamadan önlemeliydik.

Gulyas'ın yelkenleri doğu ufuklarının ardında kaybolunca, gergin bekleyişimiz de başlamış oldu. Heyetten haber almamız iki gün de sürebilirdi, on gün de. Beklemekten başka çaremiz yoktu.

Vekillerimizden bir mesaj beklediğimiz o günlerde, şehrin caddelerinde de bir kasvet dolanmaya başlamıştı. Ada halkı şüphesiz ki olan biten her şeyin farkındaydı. Tüccarlar maddi zarara uğramış, insanlar sevdiklerinden ayrı düşmüşlerdi. Zaman da bu derde deva olmadı. Beklediğimiz haber gelmemeyi sürdürdükçe, şehrimde gölgelerin boyu daha da uzadı. Tavernalarda şarkılar sustu, gece eğlenceleri yerini sessiz toplantılara bıraktı.
Haber; Gulyas'ın ayrılışının yedinci gününde, Anroth’un kraliyet bahçelerine ulaştı. Heyetimizin üyelerinden Lia kaleme alıyordu.


Heyetteki herkesi yakalayıp hapse attılar. Kral Avellan resmen çıldırmış.

Strium kayıp. Çalınmış veya kaybedilmiş. Engard’ın öfkesi adayı kökünden titretiyor. Kral Avellan, Anroth’lu liderlerle ilgili ağza alınmayacak şeyler söylüyor. Strium’u bizim çaldığımızı düşünüyorlar.

Kızgın Blane’in, hiç kimseye haber vermeksizin Şahin Yuvası’na geldiği ve burada bir kargaşaya sebep olduğu yönünde iddialar var. Gözlemevinin muhafızlarından bir tanesi olaya şahit olmuş. Kızgın Blane ve Strium’un koruyucusu büyücü Vhysmar arasında bir bağırış-çağırış yaşanmış. Her iki büyü ustası da asalarına davranmakta tereddüt etmemiş. Büyü düellosunun yarattığı tahribatın büyük olduğunu söylüyorlar. Şahin Yuvası darmadağın olmuş, hatta çatısı bile parçalara ayrılmış. Toz bulutu ortadan kalktığında ortalıkta ne Blane varmış, ne Vhysmar, ne de Strium...

Duyduklarına inanamayan Engard’lılar olayı araştırmaya başlamışlar. İlk öğrendikleri şeylerden birisi, her ikisi de Şahin Adası’nda olması gereken Üstat Kharnos ve Koca Abnus’un da ortalıkta olmadığıymış. Garrona tayfası da olan bitenden habersizmiş. Buradan sonra anlatacaklarım pek hoş değil.

Öncelikle rıhtımda bekleyen tüm gemilerimize baskın yapmış, tüm mürettebatları da aşağı indirmişler. Anroth’lu tüm gemi çalışanları, Engard’ın sokaklarında evsiz ve yurtsuz bir biçimde dolanmaya başlamış. Şu anda hâlâ barınmaya, karınlarını doyurmaya ve öldürülmemeye çalışıyorlar. Pek mutlu olduklarını söyleyemem. İçlerinde Koca Abnus’un bir hain olduğunu ve onları yüzüstü bıraktığını söyleyerek diğerlerini galeyana getirmeye çalışanlar bile var.

Benzer bir kaderi Anroth heyeti olarak bizler de paylaştık. Limana ayak bastığımız gün, Engard’ın düşük mertebeli asilleri tarafından göstermelik bir resmîyetle karşılandık. Düşmanca bir nefretle bakıyorlar, aşağılarmış gibi gülümsüyorlardı. Onların eskortluğunda şehrin caddelerinden geçerken ve salonlarında ağırlanırken bütün kabalıklarına müsamaha gösterdik. Ama ne zaman ki geri dönmemize engel olmaya çalıştılar, işte o zaman her şey kontrolden çıktı. Sesler yükseldi, silahlar çekildi ve kan döküldü.

Nasıl oldu bilmiyorum, ama sağlam bir vurdu-kırdının ardından ellerinden kurtulmayı başardım. Lonca kökenli tek heyet üyesi olmamın bir getirisi de bu sanırım... Karşılama heyetindekilerin yüzlerini gördüğümden beri buna hazırlıklıydım. Vekillerimizin ve diplomatlarımızın çoğu yakalandı. İki-üç yoldaşımın akıbetinden emin değilim. Yakalanmış, kaçmış veya öldürülmüş olabilirler.

Gördüğünüz gibi, Engard Krallığı düşmanca hareketleri alenen yapmaktan artık çekinmiyor. Tüm ada genelinde Anroth'un çıkarlarına karşı bazı bildiriler yayınlıyor, saçma sapan emirler yağdırıyorlar. Bir yandan da, Anroth’un olası bir hamlesine karşı Hayalet Deniz’e gemilerle baraj kuruyorlar. Bu nasıl oluyor bilmiyorum, ama sanki eskiden beri onların düşmanlarıymışız gibi davranıyorlar. Sebebi Anroth'un son yıllardaki politikaları veya temasları olamayacak, daha çok içten gelen ve ardı arkası kesilmeyen saf bir düşmanlık gibi... Nefretleri gözle görülebiliyor artık.

Nelerin döndüğünü öğrenmek istiyorsak Blane’e, Kharnos’a veya Abnus’a ulaşmak zorundayız. Şahin Adası’nda bir yerdeler, bundan eminim. Bütün bunlar Engard’ın sinsi bir oyunu bile olabilir. Şu anda onların ellerinde ve çaresiz durumda bile olabilirler, bilemiyorum... Ama şunu iyi biliyorum: Bu üç kişiden hiçbirisi Anroth’a ihanet etmez.

En azından öyle olmasını umuyorum...

Anroth’ular cezalandırılmaya devam ederken, Engard’lılar kozmik objenin peşinde koşturuyorlar. Öğrenebildiğim kadarıyla Strium hâlâ bulunamadı, ama başka bir şey daha öğrendim. Eğer Engard’lılar onu bulabilirlerse, ikinci iş olarak Anroth’a savaş ilan etmeleri çok muhtemel. Buna izin veremeyiz.

Ben nefes aldığım sürece Şahin Adası’ndaki davamız son bulmayacak, lâkin desteğe ihtiyacım var. Şu anda güvenli bir saklanma yerindeyim ve yardım gelene kadar burada kalmayı sürdüreceğim.

Eğer bir harekât gemisi yollamaya karar verirseniz batı-doğu hattını takip etmemelerini tembihleyin. Şahin Adası’na kesinlikle batıdan yaklaşmamalılar. Aksine, Hayalet Deniz’in kuzeyinden yay çizerek Engard barajını esgeçmeli ve adaya kuzeyden sokulmalılar. Bunun lojistik olarak pek de iyi görünmediğini biliyorum, ama stratejik açıdan başka bir şansımız yok. Şahin Adası’nın dört bir yanına yaban muhafızları ve ödül avcıları gönderildi. Denizden olduğu kadar adanın içerisinden de tehdit altında olacağız. Bu yüzden kuzey en iyi şansımız. Gemi, gün ağarırken gizlice Kılıç Koyu'na gelerek burada demirlesin. Saklanma yerimden koyu gözlüyor olacağım.

Göndereceğiniz geminin envanterinde mutlaka bir Engard bayrağı olsun. Gemi mürettebatı birer uzmandan çok çapulcular veya balıkçılar gibi görünmeli. Eğer kıyıya çıkmadan evvel fark edilirlerse, paçayı ancak bununla kurtarabilirler. Gelenlerden birinin kırmızı bir bandanası ve aynı renkte kollukları olsun. Böylelikle tayfayı hiç risk almadan bulabilirim. Geldiklerinde onları sığınağa götüreceğim. Elimde herkese yetecek kadar bilgi, silah ve malzeme var.

Gelenler bir şeye daha dikkat etmeliler. Şahin Adası’nın yabanıl bölgelerinde sebebini henüz anlayamadığım bir hareketlilik var. İnsanlar bir an önce daha merkezî veya daha korunaklı yerlere ulaşma eğilimindeler. Orman veya vadi gibi yerlerde, özellikle de gece saatlerinde bir şeylerin dolaştığı, akıl almaz sesler çıkardığı ve insanların yüreklerine korku saldığı söyleniyor. İnsanlar çok fazla şey anlatıyorlar ve eminim bir çoğu da abartıdır, ama kesin olan bir şey var: Evinden ayrılıp da hâlâ geri dönememiş olan insanların sayısı günden güne artıyor. Ölü olarak bulunan bir kişi hariç henüz hiçbirinden bir haber alınabilmiş değil. Buna rağmen Engard hükümeti kozmik obje ile o kadar meşgul ki, bu acı gerçek adanın güvenlik güçleri tarafından hâlâ gözardı ediliyor.

Tüm bu hikâyelerden kendimize ne kadar pay çıkarabiliyorsak kârdır. Geçen her anla birlikte bir şeyleri daha kaybediyoruz. Ne kadar çabuk, o kadar iyi.

Saygılarımla,

Lia



İşte böyle anlatıyordu marifetli Lia.

Eğer Engard’la eski ve köklü bir ittifak içerisinde olmasaydık, filomuzun en hızlı gemilerini Engard'lıların kurmaya başladıkları deniz barikatının tam ortasına bir kılıç gibi saplamayı bilirdik. Ne de olsa Blane, Kharnos ve Abnus gibi bir üçlünün alıkonulmak istenmesi tartışmasız bir savaş sebebiydi.

Ama Engard'ın temelde kadim bir dost olması, öyle iki günde unutulacak bir gerçek değildi. Anroth'u yönetenler ne eski bir dostun düşman olmasını isterdi, ne de Etheron Takımadaları'nda bir karmaşa ortamının oluşmasını. Engard'la bir bilek güreşine girilecekti şüphesiz, ama bir deniz filosu göndererek değil. Anroth'un bu gibi durumlarda kullandığı bazı farklı yöntemler vardır.

Yarın, yani Kalbos'un yedinci gününün şafağında yola çıkıyoruz. Görevimiz, Dalgadöven’in çalışanları kılığındaki dört kişiyi Şahin Adası’nın kuzeyindeki Kılıç Koyu'na ulaştırmak. Bu küçük teknenin ve beş kişilik mürettebatının idaresi bende olacak. Eğer bir aksilik çıkmazsa, Kılıç Koyu'na aşağı yukarı bir gün sonra varmış olacağız.

Dalgadöven'in kendisi bizi zavallı göstermeye zaten yetiyor. Ama biz yine de tedbiri elden bırakmayacağız. Birer çapulcu gibi görünebilmek için sadece asgari ihtiyaçlarımızı yanımıza alacağız. Bu dört önemli kişiyi Kılıç Koyu'na sağ salim ulaştırdığımızda da işimizin ilk etabı bitmiş olacak.

Bu kişilerin kimler olduklarını gerçekten merak etmeye başladım. Onlarla tanışmayı iple çekiyorum.

Arius Marcelino
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka