Gönderen Konu: Oyun Akışı  (Okunma sayısı 7299 defa)

Kharnos

  • Narrator
  • - 20 -
  • İleti: 745
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #140 : Eyl 14, 2018, 15:45:27 »

Nyst 4, 1290, Riag Dağı, Tarn, Doğu Ambarı, 22:00 (Ambiyans)

Doderic, buz çukurda yatan cücenin üzerinde buldukları altı uçlu demir anahtarı yuvasına yerleştirerek var gücüyle içeri doğru bastırdı. Mekanik birçok "Klank!" sesi duyuldu. Kapının içindeki tüm kavrama düzenekleri aynı anda hareket etmeye başlamıştı.

Escova'lı hırsız, serbest kalan kilitleme levhasını kapının üzerinden aldı. Sağını solunu çevirip meraklı gözlerle inceledi. Elleri buz tutunca da onu aceleyle kenara koydu. Demirden, eski ve ağır bir düzenekti bu. Kaba bir parça gibi görünmesine rağmen kafa kurcalayan bazı incelikli yönlere sahipti.

Buçukluk kapının her iki kanadını da içeriye doğru ittirdi. Kapı gürültüyle ve yeni klank sesleriyle açıldı. Yüksek tavanlı karanlık bir tünel kendini gösterdi. İçeriden dışarıya nem, toprak ve yıllanmışlık kokuları yayıldı.

Inilius Tarn Ateşi'ni güçlendirdi ve Doderic'in peşi sıra ilerledi. Merl de bir elini baltasının kabzasında tutarak, arayı açmadan onları takip etti. Sonunda içeriye giriyorlardı. Temkinli adımlarla, büyüsel ateşin yamacından ayrılmadan ilerlediler.

Şimdi, cücelerin belki de çağlar önce yaptığı kadim taş bloklara, işlemeli sütunlara ve yüksek kemerlere bakıyorlardı. Ağır adımlarla yürüyerek tünelin diğer ucuna vardılar. Daha alçak bir kemerin altından geçtiler ve bir merdivenden inmeye başladılar. Son basamağı da indiklerinde, ulaşmayı umdukları ambarın küçük kapısı tam karşılarındaydı artık.

Geriye sadece içeriye girmek kalmıştı. Bunu ilk yapan da Doderic oldu. Küçük hırsız içinde kabaran merak duygusunu dizginleyemeyip kapıyı açtı ve öylece içeriye dalıverdi.

İçeride malzeme sandıkları vardı. Yalnızca meraklı buçukluğu değil, tüm yoldaşları heyecanlandıran, koca koca sandıklar... İmkansızlıklar içinde hayata tutunmaya çalışan üç dağ yolcusu için büyük bir umut kaynağıydı bu. Doderic'in becerikli parmakları, çok geçmeden bu sandıkları kilitli tutan mekanizmalarla oyalanmaya başladı.






DM Notu: Tüm ekipmanlar karakterlere dağıtılmıştır.
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka

Aramil

  • Planewalker
  • - 5 -
  • İleti: 113
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #141 : Eyl 26, 2018, 22:50:18 »
Kuzey dağlarının dondurucu soğuğundan kısa bir süreliğine de olsa kurtulmuştu yoldaşlar. Çünkü ambarın içerisindeki hava dışarıya nazaran oldukça sıcaktı ve daha da önemlisi burada rüzgâr esmiyordu. Bu ıssız dağ yolunda dinlenebilecekleri daha iyi bir yer bulamayacaklarını düşünen Inilius, ambara girer girmez ateş yakma çalışmalarına başlamıştı. Merl ise bir kenarda oturmuş halatı sökmeye çalışıyor, bir taraftan da Doderic’in sandıkların içinden çıkardığı eşyalara bakıyordu.

Inilius ateşi yaktıktan sonra herkes için birer parça tilki eti ve patates pişirdi. Ancak bu süre zarfında yanan ateşin verdiği sıcaklık ve ambardaki sessizlik yarı-elfin uykusunu getirmişti. Yemeği yerken bile gözlerini açık tutmakta zorlanan büyücü uykulu gözlerle arkadaşlarına baktı. Merl ve Doderic, yarı-elfin ne kadar yorgun olduğunu gösterme çabalarını gülümseyerek karşıladılar. Inilius ise,

“Zaten nöbet sırası sizde” deyip gülümseyerek dostlarına karşılık verdi ve Doderic’in verdiği kaftana sıkıca bürünüp ateşin yakınında bir yere kıvrıldı. Dostlarının “iyi geceler sivri kulak” dediğini bile duyamadan derin bir uykuya daldı.
How shall we leave the lost road,
Time's getting short so follow me,
A leader's task so clearly,
To find a path out of the dark

Inilius Narteroth

Kharnos

  • Narrator
  • - 20 -
  • İleti: 745
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #142 : Nis 04, 2019, 14:54:21 »
Nyst 4, 1290, Riag Dağı, Tarn, Doğu Ambarı, 23:30 (Ambiyans)

Inilius ambarın korunaklı bir köşesinde uykuya daldığında, derin ve gürültülü nefesler alıp vermekte olan Merl kim bilir kaçıncı rüyasını görüyordu.

Yarı-elfin harladığı Tarn Ateşi, bir kavundan daha büyük olmasa da yoldaşların ellerini ve içlerini ısıtmaya yetmiş, Riag Dağı'nın derin soğuğunu hayati bir tehlike olmaktan çıkarmıştı. Şimdi ise, Inilius uykuda olmasına rağmen taştan salonun ortasında zayıf zayıf yanmaya devam ediyordu büyüsel ateş. Salonu çevreleyen büyük kaya blokları ve sütunları ele veriyor, kuzey duvarından kıpırtısız bir biçimde izlemekte olan eski cüce heykelinin hatlarını ortaya koyuyordu.

Doderic ayaklandı. Minik ellerini ısıtmış, yarı-elfin pişirdiği patateslerle karnını da doyurmuştu. Ve şimdi sıcak yüreği atmaya başlamıştı buçukluğun. Yorgunluk hissi vücudunu hızla terkediyor, resmen kanı kaynıyordu. Bu salonda gezilip görülecek ve incelenecek hayret verici bunca detay varken, nasıl uyuyabilirdi ki?

Doderic kıpırtısız bir şekilde uyumakta olan yarı-elfin yanından geçti ve tasasızca horuldamakta olan cücenin üstünden çevik bir hareketle sıçradı. Hiç ses çıkarmamıştı. Yine de, uyuduklarından emin olmak için geriye, yoldaşlarından tarafa doğru son bir kez baktı buçukluk. Ruhları bile duymamıştı. Doderic keyiflendi. Kanı daha da kaynadı.

Karanlık taş zeminde hızlı adımlarla ilerleyerek soluğu cüce heykelinin önünde aldı hırsız. Önce meraklı gözlerle heykeli cepheden izledi. İlgilendiği şey bu eski eserdeki taş işçiliğinin kalitesi veya bir cüce bedeninin hatlarının köşeli bir biçimde tasvir ediliyor oluşu falan değildi. Doderic onun ceplerine erişmek, mümkünse en tepesine, başının olduğu yere kadar tırmanmak ve orada ne olduğuna iyice bakmak istiyordu. Bu esnada da, sağduyusunun derinliklerinden bir yerden gelen cılız bir sese karşı kulaklarını tıkamaya uğraşıyordu. Bu ses, cüceler tarafından yapılmış bile olsa taştan bir heykelin ceplerinde veya başında bir hazine bulunamayacağını haykırıyordu.

Bu ikilem buçukluğun canını sıktı ve heykele olan ilgisini hızla kaybetmesine neden oldu. Bu sağduyu denen şey neden vardı ki? Her seferinde işin bütün heyecanını, serbestçe dolaşıp keşfetmenin bütün hazzını kaçırmak zorunda mıydı?

Hırsız yüzünü batı duvarına döndü. Oynaşan alevlerin ışığında az evvel kendini göstermiş olan garip duvar kabartılarına doğru yürüdü. Kalbi yeni bir heyecanla hızlı hızlı atmaya başladı.

Duvarın üzerinde, mermer bloklara şekil verilerek oluşturulduğu belli olan ve sanki duvara asılı bir tabloymuş gibi görünen bir çerçeve kabartması yer alıyordu. Duvarın çerçevenin içerisinde kalan kısmında, mermer tuğlaların bazıları içe göçmüş, bazıları ise dışarı fırlamış gibiydi. Farklı derinlik veya yüksekliklerde yuvaların veya tümseklerin olduğu, karman çorman bir görüntüydü bu. Şüphesiz ki ziyaretçilerin aklını karıştırmak için tasarlanmış başka bir cüce oyunuydu. Kendisini hazineye götürecek olan gizli düğme, bu yuvalardan veya tümseklerden birinde gizli olmalıydı.

Sonuçta, cücelerin inşa etmiş ve ince ince işlemiş olduğu bu koca ambardaki malzemeler, iki-üç tahta sandığın içinde buldukları birkaç eski püskü zımbırtıdan ibaret olacak değildi ya?

Doderic, kendi boyuna kıyasla oldukça yüksekte duran taştan panele erişebilmek için az evvel içini boşaltmış oldukları sandıklardan birini duvarın kenarına kadar çekti. Bunu yaparken de sandığın gacırdayıp durmaması için olağanüstü bir dikkat ve sabır gösterdi. Doderic boş sandığı duvarın kenarına getirdiğinde, Merl her zamankinden daha güçlü bir biçimde horlamakta, Inilius ise hâlâ sırtı dönük bir vaziyette kımıldamadan yatmaktaydı.

Küçük botlarıyla tahta sandığın üzerinde sağlam bir pozisyon alan buçukluk, ellerini yukarı doğru kaldırarak taştan tümseklere dokundu ve parmaklarını küp biçimindeki oyukların içinde gezdirdi. Bunu yaparken, bu geometrik oyuntu ve çıkıntıların bazılarını birbirine bağlıyormuş gibi görünen ve duvara rastgele oyulmadıkları belli olan çizgileri inceledi. Bu bir şema veya Doderic'in an itibariyle fikir yürütemediği bir sistem olmalıydı. Çizgiler düz giderek, doksan derecelik dönüşler yaparak ve yer yer birbirlerini keserek, duvardaki şekiller arasında bağlantılar oluşturuyordu.

Bir düğme olmalıydı... Buçukluk parmaklarının ucuyla erişebildiği her yere dokunuyor, itiyor, çekiyor, sarsmaya çabalıyordu. Bir şey bulamayınca ayaklarını bastığı sandığın yerini değiştiriyor, şansını farklı oyuklarda ve çıkıntılarda tekrar deniyordu. Dakikalarca, belki de bir saat boyunca, duvardaki bu oluşumları kurcaladı durdu hırsız. Parmağının erişebileceği tüm noktalara dokunana kadar pes etmedi, heyecanını yitirmedi.

Ne var ki, bunu yapmaktan artık vazgeçip de yoldaşlarının arasına dönerek battaniyesine yeniden sarındığında kaşları çatıktı ve adeta burnundan soluyordu. Ne lanet bir düğme, ne gizli bir dehliz, ne ışıl ışıl mücevherler, ne de yadigâr bir silah... Doderic heyecan verici hiçbir şey bulamamıştı. Yarım kalmış bir maceranın hayal kırıklığı içerisinde, gözleri sonuna kadar açılmış bir şekilde, yattığı yerden karanlığa bakıyordu.

Bu lanet olasıca cüceler her şeyi bu kadar zor yapmak zorunda mıydılar?
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka