Portal
Forum
Giriş
Kayıt
Soğuk Hudutların Ardında
Doderic Cotton
◆
Inilius Narteroth
◆
Merl Gorgar
YAZDIR
Sayfa:
1
...
3
4
[
5
]
6
7
8
Gönderen
Konu: Oyun Akışı (Okunma sayısı 150815 defa)
ZulkhiR
Ortak
- 7 -
İleti: 166
Ynt: Oyun Akışı
«
YANITLA #80 :
Ara 20, 2017, 12:39:43 »
Inilius'un yarama müdahalesi beni biraz daha sakinliğe itti. Sivri kulaklı dostumun kulağıma fısıldadığı şeyler doğruydu. Aslında bunu açık etmemeliydim fakat panikten olsa gerek, böyle bir yola başvurdum. Sanırım kendimi toparlayıp bu durumu açıklamam, gerekirse bir de yalan söylemem lazım.
Inilius pansumanı bitirdikten sonra gülerek
"Ölmeyeceksin merek etme"
dedi, ben de ona gülerek karşılık veriyorum. Daha sonra ayağa kalkıp, az önce benimle Karea dilinde konuşan muhafıza doğru dönerek
"Heyy! Edin!"
diye sesleniyor, tekrardan kendisiyle Karea dilinde konuşmaya başlıyorum.
''Az önce sana bir Shadaari muhafızının gelmekte olduğunu söyledim. Bir süredir yollarda olmam, soğuk hava ve de gördüğüm kabusun etkisi ile saçmaladım sanırım. Biz buçukluklar böylesi soğuk ve karlı havalara alışkın değiliz. Arkadaşlarına durumu izah edebilirsin. Korkacak bir şey yok. Zaten bir Shadaari muhafızının buralarda işi olmaz. Rahat olabilirler, ben saçmaladım.
DM'e not: Edin'e son söylediğim için Deception zarı atabilirim.
Doderic bir aldatmacayla konuyu geçiştirmeye çalışıyor (Deception) 2d9+1^2 : 4, 8 + 1, toplam sonuç 13
Doderic'in korkutucu bir kabus gördüğü herkesçe bilindiği için, Doderic'in bu zarda önemli bir avantajı var. 1 veya 2 düşen zarları, daha yüksek bir rakam gelene kadar tekrar edilecek.
Kayıtlı
The Professional
Doderic Cotton
Kharnos
Hancı
- 19 -
İleti: 669
Ynt: Oyun Akışı
«
YANITLA #81 :
Ara 20, 2017, 14:50:56 »
Nyst 4, 1290, Muldaran Tepeleri, Gizli Mağara, 00:50
Ateş yeni bir güçle parladı. Inilius, Doderic ve Edin üçlüsünün arasında geçenler, mağaranın güney duvarındaki gölgelerden izlenebiliyordu.
"Öyledir yoldaş. İnsanın rüyasında ne göreceği belli olmuyor."
dedi Karea lisanında konuşmakta olan genç muhafız, korkmuş gibi görünen buçukluktan gözlerini ayırmadan. Küçük adam kabusun etkisinden hâlâ çıkamamış gibi görünüyordu.
"Karım da sizin yörenin insanıdır. Zamanında Shadaari'ler hakkında türlü şeyler anlatmıştı. İnsanların yüreklerine nasıl da korku salmışlar."
Yarı-elfin buçukluğun yarasıyla uğraştığı dakikalarda ortalık biraz hareketlenmiş, mağaradaki herkes ikili-üçlü gruplar hâlinde, kendi aralarında fısıldaşıp durmuştu. Ama yoldaşlar soğuğa da, yorgunluğa da direnecek durumda değildiler. İşi olmayanlar gözlerini tekrar kapattı, rüzgârın namelerine aldırış etmeden uyumaya çalıştı. Inilius işini bitirdiğinde, hâlâ sohbet hâlinde olan bir tek Edin ve Doderic kalmıştı.
"Sana sağlam bir uyku ilacı lazım aslında, dostum. Veya geceleri biraz hareketlilik."
Bir yandan sırıtıyor, bir yandan da neyi ima ettiğini vücut hareketleriyle anlatıyordu muhafız.
"Keşke Muldaran'da olsaydık. Rahat uyumanı sağlayabilirdim."
Gyles sonunda araya girdi:
"Edin, adamı yorma artık. Bırak dinlensin."
Sohbetin uzamasına mahal vermeye niyeti yoktu.
"Sen de aynısını yapsan akıllıca olur. Şafak sökmeden ayrılacağız."
Böylece Edin de ateşin yanıbaşında kendisini bekleyen uykuya teslim olacak, uğultulu mağaradan bir ses daha eksilecekti.
Kayıtlı
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka
Kharnos
Hancı
- 19 -
İleti: 669
Ynt: Oyun Akışı
«
YANITLA #82 :
Ara 22, 2017, 17:50:13 »
Nyst 4, 1290, Muldaran Tepeleri, Gizli Mağara, 06:00
Dağlardan gelen çelik gibi soğuk hava, sabahın erken saatlerinde mağaraya yeniden egemen oldu. Ateş sönmüş, karanlık boşluktaki tek konfor da böylelikle son bulmuştu. Tüm yoldaşlar için uyanma vaktiydi.
Dağ muhafızları sessizce hareketlendi. Kürklerini üstlerine geçirip pek az olan yolluk eşyalarını toparladılar. Jorde havanın durumuna bakmak için mağaranın girişine doğru ilerlerken Kord hâlâ geriniyor, Gegard botlarıyla uğraşıyor, Edin ise ara ara buçukluğu izliyor, küçük adamın iyi olup olmadığını merak ediyordu.
Doderic'in huzursuzluğu gece boyunca devam etmişti. Küçük adam sabah saatlerine dek doğru dürüst uyuyamamıştı. Şimdi ise uyanmıştı ve oldukça yorgun görünüyordu. Ama en azından yüz ifadesi geceki korkulardan arınmışa benziyordu.
"Bugün hava daha ılık ve güneşli olacak."
diye bildirdi Gyles. Bu herkes için iyi bir haberdi.
"Ateşinizi ve yemeğinizi paylaştığınız için teşekkürler, yoldaşlar."
Adamlarını çevresinde toplayan muhafız lideri veda ediyordu.
"Bir süreliğinde aşağıdaki dağ evinin çevresinde olacağız."
Kord, Edin ve Gegard da kendi usüllerince vedalaştılar.
"Dikkat et. Ayaklar sağlam bas."
dedi Kord, demirduvar lisanında. Konuşurken Merl ile göz göze gelmişti.
Ve Edin, Karea lisanında konuştu:
"Gününüz de geceniz de huzurlu geçsin."
Yoldaşların da iyi dileklerini kabul eden muhafızlar mağaranın çıkışına doğru yürüdüler. Hava git gide aydınlanıyor, karlı tepeler ve zirveler parlaklaşıyordu. Adamlar şimdiden yürüyecekleri yola odaklanmış, doğmakta olan günün planlarına dalmışlardı. Kord, Edin ve Gegard önden çıktı. Gyles bekledi. Yalnız kalınca omzunun üzerinden geri baktı ve son kez, gür bir biçimde seslendi:
"Yolun gerisinde gölgeler, ilerisinde tehlikeler... Geçmişinizle bugününüz arasında sıkışıp kalmışsınız, lâkin umudunuzu yitirmeyin. Dağlar sizi korur, ardınızda bıraktığınız dünya sizi unutur. Yolunuz açık olsun."
Gizli 2d9 : 5, 1, toplam sonuç 6
Gizli 2d9+1 : 4, 1 + 1, toplam sonuç 6
Gizli 2d9+3 : 9, 9 + 3, toplam sonuç 21
Kayıtlı
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka
Kharnos
Hancı
- 19 -
İleti: 669
Ynt: Oyun Akışı
«
YANITLA #83 :
Ara 24, 2017, 14:55:12 »
Nyst 4, 1290, Muldaran Tepeleri, Gizli Mağaranın Derinlikleri, 06:30
Neredeyse bir aydır yollarda olan Doderic ve Inilius, güzergâhları üzerindeki yerleşimlerde, hanlarda veya hanelerde konaklamaktan hep kaçınmıştı. Sürekli olarak mağara, koruluk veya harabe gibi yerlerde uyuyor, her geçen gün biraz daha yorgun uyanıyorlardı. Nyst'in dördüncü sabahında da bu durum değişmiyordu.
Yeni yoldaşları Merl'ün durumu da daha iyi sayılmazdı. O da kim bilir ne zamandır doyurucu bir cüce yemeği yememiş, konforlu bir uyku çekmemişti. Yoldaşı Rolandus'u kaybetmesinin üzerinden henüz bir gün bile geçmemiş, yakın dostuna doğru düzgün bir veda bile edememişti.
Yaban ellerde gezen bu üç adamın şimdiki derdi mataralarını suyla doldurabilmekti. Onları mağaranın derinliklerine indirecek tehlikeli taş patikaya geri dönmelerinin sebebi buydu. Su... Yiyecek pek bir şeyleri kalmamıştı ama yoldaşlar bu sorunu da çözebileceklerini ümit ediyorlardı.
Bir diğer merak konusu da, saldırgan hobgoblin savaşçısının aşağıdaki mağarada, kendi türünden uzakta ne aradığıydı. O da mı suyun peşindeydi? Bu pek mantıklı gelmiyordu, çünkü goblinler buradaki suya muhtaç olsalardı hepsi buraya doluşmuş olurdu.
Mağaradaki son meşalenin ışığıyla taş patikadan aşağıya inen yoldaşların dipteki su kaynağına ulaşmaları uzun sürmedi. Hobgoblinin ilk olarak ortaya çıktığı karanlık köşeyi dönüp, dar geçitten aşağıya doğru bir dakika kadar yürümeleri yetmişti. Aşağıda geçit genişliyor ve tamamen sular altında kalmış olan mağara boşluğuna doğru açılıyordu. Suyun kıyısına ulaşmak için sadece birkaç adım gerekiyordu. Yol burada son buluyordu.
Mağaranın bu en derindeki kısmı da tıpkı taş patikada olduğu gibi yükseklerden biraz olsun ışık alıyordu. Burası, dağların içinde oluşmuş o devasa yarığın devamı sayılırdı. İçerisi havadar ve serindi. Gün ışığı yalnızca suyun orta yerine doğru keskin bir açıyla düşüyor, kaynağın etrafındaki kısımlar ise karanlıkta kalıyordu. Eğer Inilius'un taşıdığı güçlü meşale olmasaydı, öyle de kalacaktı.
Yoldaşlar mataralarını dağın buz gibi suyuna daldırdılar. Burada dinlendiler, temizlendiler ve Palria coğrafyasının güzelliklerinden birisi sayılabilecek bu gizli noktayı bir süre boyunca izlediler. Burada, nereden kaynaklandığı anlaşılmayan bir güvenlik hissi vardı. Su durgundu, rüzgâr yoktu, kendi konuşmalarından başka bir ses duymuyorlardı. Burası gizlilik, uzaklık, unutulmuşluk gibi hisler uyandırıyordu.
Böylece dinleniyor ve düşünüp taşınıyorken, berrak suyun derinliklerinden yansıyan o kızıl-yeşil parıltıyı gözden kaçırmadı Inilius. Birkaç metre derinde, yükseklerden düşen ışığın tam aşağısında bir yerdeydi. Elf bu bariz detayı daha önce nasıl görememiş olduklarını merak etti.
Bu merak onu küçük bir deneme yapmaya itti. Elf, parıltıyı gördüğü noktadan sağa doğru bir adım attı ve tekrar baktı. Daha sonra aynı şeyi sola, ileriye ve geriye doğru adımlar atarak da denedi. Cevabı da böylelikle bulmuş oldu.
Kızıl-yeşil parıltı, sadece ve sadece tek bir noktadan bakınca görülebiliyordu.
Kayıtlı
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka
Aramil
Ortak
- 5 -
İleti: 108
Ynt: Oyun Akışı
«
YANITLA #84 :
Ara 27, 2017, 10:07:19 »
Muhafızların ayrılmalarının ardından Inilius ve arkadaşları su mataralarını doldurmak üzere mağaranın aşağı kısmına indiler. Buradaki su gerçekten Gyles'ın dediği kadar lezzetli ve bir o kadar da soğuktu. Elf, su birikintisinin kenarında eğilip matarasını doldurduğu sırada bir şey fark etti. Suyun derinliklerinde kızıl-yeşil renklerde bir parıltı... Emin olmak için meşaleyi ileriye doğru uzattı ve bir kez daha loş ışıkta dikkatli bir şekilde inceledi. Bir mücevher gibi parlayan bu nesne kıymetli bir şeye benziyordu.
"Hey!... Siz de şu parıltıyı görüyor musunuz?"
diye seslendi arkadaşlarına ve daha rahat görebilmeleri için biraz kenara çekildi.
Dostları parıltıyı görmeye çalışırken Inilius eğildi ve sağ elini suyun içine batırdı. Suyun ne kadar soğuk olduğunu biliyordu ancak yine de elini suyun içinde ne kadar tutabileceğini kestirmeye çalışıyordu. Su o kadar soğuktu ki, elf elini daha bileğine kadar sokamadan çıkarmak zorunda kaldı. Sonrasında uzunca bir şey kullanarak ulaşabilir miyim diye düşündü doğrulurken ve hızlıca etrafına bakındı. Nesne yüzeye yakın duruyordu ancak bunun ışığın suda kırılmasından dolayı böyle gözüktüğünün farkındaydı. Adeta bir illüzyon gibi....
İllüzyon... Bu düşünce Inilius'un aklına bir fikir getirdi. Suya girmeden de bu nesneyi sudan çıkarmayı deneyebilirdi eğer hala bir şeyler hatırlıyorsa. Zira temel düzeyde öğrendiği bu becerilerini uzun zamandır kullanmamıştı ve kendini paslanmış hissediyordu. Ancak denemekten başka bir çaresi de yoktu.
Elf elindeki meşaleyi yere bıraktı, gözlerini kısa bir süreliğine kapadı ve hatırlamaya çalıştı.
"Hadi ama.... Biraz daha dikkatini vermelisin Inilius. Çok aceleci davranıyorsun. Bunu daha ilk dersinde öğrettiğimi sanıyordum. Üç temel kuralı unutmuş olamazsın."
demişti Elrila hoca.
"Önce düzgün bir biçimde konsantre olmalısın. Kafanda başka şeyler varken sözleri çağırman imkansız. Çağırsan da basit birer sesten öteye geçemezler."
dedikten sonra ayağa kalktı. Inilius'un pencereden dışarı baktığını fark etmişti. Pencerenin yanına gidip perdeyi kapatırken,
"O yüzden dışarıda her neye bakıyorsan bakmayı kes ve dediklerime odaklan."
diye sert ve yüksek bir ses tonuyla ekledi. Ancak Inilius'un bu ses tonuna alındığını fark ederek tekrar masaya döndü ve yanına oturup,
"Afedersin... Bak.... Inilius., bunun kolay olmadığını biliyorum ancak ben annene bir söz verdim ve.... Eminim sen de aynı sözü vermişsindir. Şimdi bu sözü tutmak için elinden geleni yapmalısın. Yapabileceğini de biliyorum... Hadi şimdi bir kez daha dene"
dedi.
Inilius, Leydi Elrila'nın konuşmayı bilerek kısa kestiğini fark etmişti. Çünkü genç kadın, biraz daha devam ederse Inilius'un gözünden daha fazla yaş gelceğini adı gibi biliyordu. Ayağa kalktı ve masanın etrafında yürümeye başladı. Ses tonunu biraz daha yükselterek,
"Aaa evet, şöyle düşünebilirsin Inilius. Sözler tıpkı birer misafir gibidir. Önemli misafirler ama... ve sen bu misafirleri evine davet edersen ne yapman gerekir?"
"Bilmem ki... Yemek falan mı yapmalıyım?"
dedi Elrila'ya bakarak. Genç hoca, önce hafifçe kıkırdadı ve sonra tekrar ciddiyetini takınarak iki elini masanın üzerine koydu. Inilius'a doğru yaklaştı ve,
"Bunlar önemli misafirler Inilius. Onları davet ediyorsan eğer, bu güzel bir ev, köşk, saray artık her neyse böyle güzel bir mekan olmalı. Köhne bir kulübeye bir lordu davet edemezsin. Buna davet bile denemez ve emin ol kimse seni kaale bile almaz. Tıpkı az önceki konsantrasyonun gibi... İşte bu yüzden sözleri çağırmadan ya da davet etmeden önce kendini hazırlamalısın. Unutma! Sözler kıymetli misafirlerdir ve onlara kıymet vermeyen insanların çağrılarına cevap vermezler. Şimdi bu kıymetli misafirler için düzgün bir ortam hazırla… yani konsantre ol. Sonra, yani ikinci adımda isimlerini telaffuz etmelsin, çağır onları. Eğer sana sana cevap verirlerse bunu hissedeceksin ve üçüncü adımı sözler halledecektir.”
Inilius, Elrila’nın dediklerini yapmak için büyük çaba sarfetti. Denedi… denedi…. Ancak masanın üzerinde duran kalem bir kez olsun kıpırdamadı. Elrila bu süre zarfında dikkat kesilmiş Inilius’u izliyordu ve hiç müdahele etmemeye çalıştı. Bir süre sonra, Inilius sözleri çağırmaya çalışırken Elrila çantasını aldı ve kapı eşiğine gelip Inilius’a döndü,
“Devam et…. Ve dediğim gibi dikkatini ver. Yarın tekrar çalışacağız.”
dedi ve kapıyı açıp kulübeyi terk etti.
Suyun kenarında duran Inilius, Elrila’nın söylediklerini yapmaya koyuldu. Yapacağından pek ümidi yoktu ancak denemeliydi. Ellerini göğüs hizasında ve avuç içleri sudaki nesneye bakacak şekilde havaya kaldırdı. Sonrasında ise davet etti sözleri…
DM’e not: Arcane kullanarak suyun içindeki objeyi çekmeye çalışacağım. (Will puanı kullacağım)
Inilius suyun içindeki parıltılı nesneyi büyü kullanarak çekmeye çalışıyor (Arcana 10) 2d9+3 : 6, 1 + 3, toplam sonuç 10
Kayıtlı
How shall we leave the lost road,
Time's getting short so follow me,
A leader's task so clearly,
To find a path out of the dark
Inilius Narteroth
ZulkhiR
Ortak
- 7 -
İleti: 166
Ynt: Oyun Akışı
«
YANITLA #85 :
Ara 27, 2017, 12:04:38 »
Gece bitmiş, gün aydınlanmıştı. Muhafızlar tekrardan görevlerinin başına, soğuk yollara düşmüşlerdi. Biz de tekrardan oyuğun içine, mağaranın aşağı kısmına doğru hem biraz araştırma yapmak hem de mataralarımızı buz gibi suyla doldurmak için indik. Benim için zor bir gece olmuştu. Korkunç kabus bütün gecemi ve uykumu mahvetmişti. Ben bir düzenbazım, uykusuzluk çok önemli değil. Yaklaşan meclis uşağı da öyle. Yanımdaki dostlarımla güvendeyim.
Merric... Dostum Merric... Bu yollara onun için düştüm. Hiç de pişman değilim.
Bu arada, sivri kulaklı dostum suyun içinde bir şeyler gördüğünü iddia edercesine bir şeyler söyledi. Fakat ben hiç bir şey göremiyordum. Su... Sadece su vardı orada. Elf elini önce suya bir soktu fakat su çok soğuktu, hemen geri çıkardı. Sonra dizlerinin üzerinde suya bakarak uzun süre düşündü, düşündü, bir süre daha düşündü.
Elfin içinden kesinlikle bir şeyler geçiyordu. Gözlerini kapadı, bir şeyler mırıldanmaya başladı. Benim için anlamsız sözlerdi, Palria lisanı değildi. Bu sözler farklı bir şeyler söylüyordu. Inilius ellerini suya doğru uzatmış bir şeyler yapıyordu.
Derken, suyun içinden yavaş yavaş bir şey yükselmeye başladı. Sivri kulak sudan çıkarttığı bu şeyi eline aldı.
"HOKKABAZ".
O an ağzımdan çıkan tek kelime buydu, çünkü şaşırmıştım. Hem arkadaşımın bu yeteneğine, hem de yaptığı şeyin çok enteresan bir şey olmasına. Bu yeteneğe sahip biriyle iş yapmak çok kolay olurdu.
Sonra kendime geldim.
"Heyy, Inilius! Ne yaptın sen? Elini sürmeden sudan bir şey çıkar? Bu olağan bir yetenek değil. Her iş bittiğinde ben sen Escova'da çok büyük bir servet sahibi olmak. Ya da sen bana bunu öğret.''
Palria dilinde böyle yarım yamalak konuşmaya çalıştım. Bu yeteneğe sahip olsam kral olabilirim. Elimi bile sürmeden bir çok şeyi yerinden almak İNANILMAZ olurdu.
Kayıtlı
The Professional
Doderic Cotton
Kharnos
Hancı
- 19 -
İleti: 669
Ynt: Oyun Akışı
«
YANITLA #86 :
Ara 27, 2017, 13:55:27 »
Nyst 4, 1290, Muldaran Tepeleri, Gizli Mağaranın Derinlikleri, 06:40
Yarı-elf, bir dizi tuhaf davranışın ve sözcüklerin ardından, şimdi ellerinde uzunca bir nesne tutuyordu.
Jadr-er-Kagan
Peki bu nasıl olmuştu?
Inilius suyun altında bir parıltı gördüğünü söylemişti, bu da onun tuhaf davranmasının sebebini açıklıyordu. Peki ya ellerini suya doğru kaldırarak sarf ettiği o sözcükler? Acaba yarı-elf heyecandan delirmiş miydi?
Cevap çok geçmeden gelmişti: Durgun suyun yüzeyi kabarmış, dipte duran o şey her neyse sudan çıkmış, çevreye sıçrattığı suların gürültüsü mağarada yankılanmıştı. Sonra nesne havalanıp Inilius'un bulunduğu yöne doğru salınmaya başlamış, yarı-elf de onu kıvrak bir hareketle yakalamıştı.
Bir asaydı bu. Küre şeklindeki taşı kızıl-yeşil renklerde parıltılar saçan, sapındaki sarmal ağaç dalı motifleri uzaktan bile görülebilen, dikkat çeken bir asa...
Neler olup bittiğini hemen anlayamayan Doderic ve Merl, büyük bir hayretle önce suyu, sonra asayı, son olarak da Inilius'u ağızları açık seyretti.
Şaşkınlığı üzerlerinden atınca da yavaş yavaş yaklaştılar. Yeni ganimetleri kesinlikle görülmeye değerdi.
Asanın sapında, renkli taşın hemen altındaki kısımda "Jadr-er-Kagan" yazıyordu. Yoldaşlar bunun ne anlama geldiğini bilmiyorlardı ama Inilius bunun Jadar lisanında birbirine bağlanmış iki sözcük veya bir isim tamlaması olduğunu tahmin ediyordu.
Inilius Jadr-er-Kagan'ın büyüsel aurasını tanımlamaya çalışıyor (Arcana 15) 2d9+3 : 6, 8 + 3, toplam sonuç 17
DM: Macera listesi ve Inilius'un karakter bilgileri güncellendi.
Kayıtlı
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka
Iraneth
Ortak
- 2 -
İleti: 26
Ynt: Oyun Akışı
«
YANITLA #87 :
Ara 28, 2017, 02:09:23 »
İyi dinlenemediğimiz bir gecenin ardından, sabahın ilk ışıklarına doğru muhafızlarla vedalaşıp maceramıza kaldığımız yerden devam etmek için yola çıkmaya hazırlanıyoruz. Ateşin başında biraz da olsa kurumuş olan botlarımı ve kıyafetlerimi giyiyorum. Rolandus'un gömülü olduğu yere gelip duamı ediyorum. Ayrılma vakti gelmişti artık.
Mağaranın alt kısımlarına doğru yola koyuluyoruz. Sanırım burada ufak bir işimiz var. Dar bir geçitten geçtikten sonra gerçekten görülmeye değer bambaşka bir yere gelmiş hissiyatına kapılıyorum. Kenardaki patikadan aşağıya, su birikintisinin olduğu yere indiğimiz sırada yerde bir ceset görüyorum. Suratı kesiklerden dolayı tanınmayacak bir hale gelen bir yaratık yerde kanlar içinde yatıyordu. Yoldaşlarım bu duruma pek şaşırmadığı için bunu onların yaptığını hemen anlıyorum. İyi bir iş çıkarmışlar gerçekten.
Su birikintisinin yanına geldikten sonra yola çıkmadan mataralarımızı dolduruyoruz. Inilius o sırada suda bir şeye odaklanmış, bakıyor. Kısa bir süre sonra bize dönüp, bizim de o noktaya bakmamızı istiyor. Kalkıp baktığımda taşlar ve yosun dışında hiç bir şey görmüyorum. Yorgunluğun etkisiyle garip şeyler gördüğünü düşünüp, hafifçe gülümseyerek mataramı doldurmaya devam ediyorum.
O sırada Inilius daha önce hiç duymadığım bir lisanda sözler sarfetmeye başlıyor. Avuçlarını çevirdiği tarafta, suyun yüzeyinde enteresan dalgalanmalar oluyor. Sonra suyun dibindeki bir şey, sanki sahibini bulmuş gibi Inilius'un avuçlarında beliriyor. Mataramı olayım şaşkınlığıyla suya düşürüyorum. Ağzım açık bir şekilde kafamı Doderic'e doğru çeviriyorum. O da aynı şekilde Inilius'a gözlerini dikmiş şaşkınlıkla bu durumu izliyor.
Gerçekten böyle birşeye daha önce şahit olmamıştım. Bulduğu şey de görülmeye değer gerçekten. Saçtığı aura bile enteresan. Olayın şaşkınlığını üzerimden attıktan sonra kalkıp kendisini tebrik ediyorum. Ve anlatabildiğim kadarıyla bunu nasıl yaptığını el işaretleriyle soruyorum.
Kayıtlı
Merl Gorgar
Aramil
Ortak
- 5 -
İleti: 108
Ynt: Oyun Akışı
«
YANITLA #88 :
Ara 29, 2017, 01:15:08 »
"Tam bir sanat eseri..."
dedi Inilius asayı dikkatli bir şekilde incelerken. Güzel bir işçilikle yapılmış olan bu asanın üzerindeki yazı, asa ile ilgili her şeyi özetliyordu aslında. Yaşam ya da ölüm...
Inilius asayı üzerine silip kurularken, arkadaşları şaşkın bir şekilde onu izliyorlardı. Ancak Inilius, gözünü uzun bir süre asadan ayıramadığı için bunu fark etmesi biraz zaman almıştı. Hafifçe tebessüm etti ve asayı incelemeleri için dostlarına uzattı. Ancak Doderic ve Merl, asadan daha ziyade elfin bu işi nasıl yaptığını merak ediyorlardı.
Inilius arkadaşlarına Vyleath'da aldığı eğitimden kısaca bahsetmeye çalıştı. Ortak dili henüz rahatça konuşamadıkları için kısa kesmeye çalıştı ancak asıl sebebi başkaydı. Geçmişi hatırlamak Inilius'u rahatsız ediyordu.
"İşte böyle.... Bu konuda çok hünerli sayılmam aslında. Sadece temel düzeyde birkaç büyü yapabiliyorum. Umarım daha da ilerletmek için fırsatım olur. Neyse.... Hadi dönelim. Yolumuz uzun."
Kayıtlı
How shall we leave the lost road,
Time's getting short so follow me,
A leader's task so clearly,
To find a path out of the dark
Inilius Narteroth
Kharnos
Hancı
- 19 -
İleti: 669
Ynt: Oyun Akışı
«
YANITLA #89 :
Ara 29, 2017, 18:14:33 »
Nyst 4, 1290, Riag Dağı Yamaçları, 10:00
Yoldaşlar boşalan mataralarını doldurmak için gizli mağaranın en derin noktasındaki sarnıca inmiş ve orada sudan daha fazlasını bulmuşlardı. Eski bir büyü asası olan Jadr-er-Kagan, Inilius'un marifeti sayesinde onların kontrolündeydi artık. Yarı-elf onu sudan çekip çıkarmış, onun gücüyle kendi benliği arasında bir bağ kurmuştu. Asanın adı, soğuk hudutlarda yaşayan halkların dilinde "Yaşam veya Ölüm" anlamına geliyordu. Asayı kullanan kişi, bu iki kavram arasındaki sınırları ortadan kaldıracak güce erişebiliyordu. Ama asayı kullanmanın her zaman bir bedeli oluyordu. Eğer kişi onu dikkatli kullanmazsa, delirmesi veya kendini öldürmesi de mümkündü.
Mataralar dağın taze ve canlı suyuyla dolmuş, ayrılık rüzgârı esmeye başlamıştı. Riag Dağı'nın soğuk patikaları onları bekliyordu artık.
Kaldia'nın bu sarp kısımlarında yürürken zamanı dikkatli kullanmak gerekiyordu. Yöre halkı, gecenin çöküşünden önce başını sokacak bir yer bulamayan ve zalim karların altında kalarak yitip giden sayısız maceracının öykülerini anlatır dururdu. Bu patikalarda kaybolmamak gerekirdi. Zamanı az olan bir yolcunun yönünü şaşırmak gibi bir lüksü yoktu.
Üç adam, kurutulmuş yolluklarından birkaç lokma yiyerek açlıklarını geçiştirdi. Sonra da yukarıdaki mağaraya geri dönerek dışarıya, uçurum kenarındaki kısa patikaya çıktılar. Adımlarını büyük bir dikkatle atarak karşıya geçtiler ve basamaklar misali aşağılara doğru inen kayalık sırta geri döndüler. Yeniden gün ışığının altında olmak, uzunca bir süredir mağaranın gölgelerinde olan yoldaşları ferahlatmıştı. Gökyüzü tıpkı muhafız liderinin sabahın erken saatlerinde öngördüğü gibi açık ve aydınlıktı. Güneş seyrek bulutların arasından tepelere düşüyor, karlı zirveleri parlatıyor, dağ yolundaki keskin soğuğu biraz olsun yumuşatıyordu. Karlı kayaların üzerinde birbirinin peşi sıra ilerleyen adamlar, taze dağ havasını içlerine çekti. Kısa süren bir yürüyüşün ardından ana patikaya varmışlardı.
Yol güneyde boş dağ evine doğru iniyordu. Kuzeyde ise önce onları tepelerden biraz aşağıya indiriyor, sonra da Riag Dağı'nın eteklerine ulaşarak zirveye doğru gerçek tırmanışına başlıyordu. Gidilecek yol belliydi ve kaybedecek vakit yoktu.
Yoldaşlar kolay bir parkur üzerinde yaklaşık bir saat kadar yürüyerek, Riag Dağı denilen muazzam toprak yığınının gölgeli kucağına ulaştı. Görünürde onları yukarıya doğru götürecek olan yalnızca bir yol vardı. Kısa bir molanın ardından bu yolu tutarak, zirve yolundaki ilk adımlarını attılar.
Geniş patikanın sol tarafı, Riag Dağı'nın yer yer bir duvarı andıran keskin köşeli kayalarıyla örülüydü. Sağ tarafta ise, yürüyüş devam ettikçe daha da yükselen sarp bir uçurum devam ediyordu. Düzensiz yol; bazen dağın kenarına zorlukla tutunmuş ince ve çıplak bir patika, bazen kaya öbeklerinin arasından geçen nispeten güvenli bir geçit, bazen de kısa ve geniş bir düzlük şeklinde ilerliyor, yoldaşlara her seferinde daha farklı bir manzara sunuyordu. Bu oluşumların her biri kendine has tehlikelere gebeydi. Her bir dönüşten sonra daha farklı bir plan yapmak gerekiyor, zemine daha farklı basmak icap ediyordu.
Tırmanış başladıktan aşağı yukarı iki saat kadar sonra, artık Muldaran tepeleri de, dağ evleri de, muhafızlar da geride kalmıştı. Birkaç saat önce iç içe oldukları her şey artık onlara çok uzaktaydı. Buradan bakınca, arkalarında bıraktıkları yollar çok farklı görünüyordu. Yoldaşlar adeta uzak bir diyarı izlemekteydiler.
Rüzgârlar bile aşağılarda kalmış gibiydi, çünkü şimdi yeni ve sessiz bir noktaya ulaşmışlardı. Dağın her iki tarafı da kaya yığınlarıyla çevrili, küçük bir vadiyi veya geçidi andıran yüksek bir noktasındaydılar. Burada insana kendini farklı hissettiren tuhaf bir sükûnet vardı. Güçlü esintilerin bile giremediği, kurtarılmış küçük bir bölge... Sanki sihirli bir kapıdan geçmiş, aniden başka bir yere gelmişlerdi.
Ana patika geçidin sol tarafına doğru kıvrımlı bir biçimde devam ediyor, yolun ilerisi görünmüyordu. O tarafta sadece eski bir yapının kalıntısı olabilecek iki kırık sütun ve birkaç taş parçası göze çarpıyordu. Geçidin sağ tarafında ise büyükçe bir toprak birikintisi vardı, kendi başına küçük bir tepecik sayılabilirdi. Bu tepeciğin en yüksek noktası, bölgeyi çevreleyen kaya yığınlarından da yüksekteydi.
Yoldaşlar çok geçmeden bir şeyi de anlamışlardı. Hem tırmanış şeridi, hem de havanın soğukluğu önemli ölçüde enerji kaybettiriyordu. Yemek yeme ihtiyacı eskisinden çok daha sık bir biçimde kendini hissettiriyor, saatler geçtikçe diğer her şeye üstün gelmeye başlıyordu.
Doderic'in çevresel şartlara uyumu (Survival 8) 2d9 : 2, 8, toplam sonuç 10
Merl'ün çevresel şartlara uyumu (Survival 8) 2d9+1 : 4, 7 + 1, toplam sonuç 12
Inilius'un çevresel şartlara uyumu (Survival 8) 2d9+2 : 8, 6 + 2, toplam sonuç 16
DM: Roleplaying serbest. Eğer anlatmamı isterseniz, (vakit bulunca) sol taraftaki ana yoldan devam ederim.
Kayıtlı
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka
Kharnos
Hancı
- 19 -
İleti: 669
Ynt: Oyun Akışı
«
YANITLA #90 :
Oca 04, 2018, 15:49:38 »
Nyst 4, 1290, Riag Dağı Yamaçları, Harabeler, 10:30
Riag Dağı'nın zirvesine çıkan yollarda, soğuğun ve açlığın yarattığı zorluklar şimdilik başka bir duyguyla bastırılıyordu: Merak. Patikanın ilerisindeki, gelenleri yüksekçe bir noktadan selamlayan kırık sütun parçaları kesinlikle birer merak unsuruydu. Kıvrılan dağ yolunun devamında, başlarını sokabilecekleri bir sığınak veya yönlerini tayin etmeye yardımcı olacak bir ipucu olabilir miydi? Bunu birazdan anlayacaklardı.
Yoldaşlar sol taraftaki kayalara yaslandılar ve o yöne doğru ilerlediler. Geçitte attıkları her adım, sütunları biraz daha yaklaştırdı. Garip sessizlik havası daha bir duyulur oldu. Dağın bu kısmında neredeyse çıt çıkmıyordu.
Havanın soğukluğu da bu durağanlığı fırsat biliyor, sinsice geziniyordu. Esintilerle kendini ele vermiyor, yoldaşları tuzağına düşürmeye uğraşıyordu.
Doderic, Inilius ve Merl, ilk etapta üzerinde yıkık sütunların olduğu kayalara ulaştı ve aşağıdan sütunlara bir göz attı. Bunlar büyük kaideler üzerinde duran, düzgün kesilmiş, çok eski sütunlardı. Başlıklarının çoğu düşmüştü, sütunların da neredeyse hepsi yıkık döküktü. Kimlere veya ne zaman ait olduklarıyla ilgili belirgin bir işaret yoktu.
Sonra geçit sola doğru kıvrıldı. Onları kaya duvarların arka tarafına, dağların orta yerindeki bir genişliğe ulaştırdı. Grubun başını çeken Inilius şimdi ayaklarının önünde derinleşen -ve dip kısmı çok aşağılarda kalmış olan- büyükçe bir vadiye bakıyordu. Doderic ve Merl de çok geçmeden yetişmiş, bu yeni manzarayı izlemeye koyulmuştu.
Dağ yolu vadinin sol kanadı boyunca geniş bir balkon misali ilerliyor, yeniden tırmanışa geçeceği karşıdaki yamaca kadar uzanıyordu. Burası vadinin iki ucunu bir köprü misali birbirine bağlayan doğal, kayalık bir terastı. Üzerinde çoğu artık yıkılmış ve dağılmış olan sütun, kemer ve duvar gibi kalıntılar vardı. Kırık dökük yüzlerce taş parçası, terası bir uçtan diğerine kadar dolduruyordu. Üzerleri karlarla ve buzlarla kaplanmıştı.
Gözlerini bu yeni görüntüye kenetlemiş olan Merl, harabeleri bir süre izledikten sonra buranın Demirduvar cücelerinin eski ve uzak bir soyuna ait olması gerektiğini açıkladı. Böyle bir yeri daha önce hiç duymamıştı. Belirli bir klan adı veya yerleşim ismi veremiyordu. Lâkin, harabelerdeki taş işçiliğinin ve mimarinin özelliklerinden bu çıkarımı yapabilmişti.
Eğer soğuk hava iliklerine işlememiş olsaydı, belki Doderic ve Inilius da bu manzaranın cazibesine kapılabilirdi. Ama yoldaşların ısınmaya ve karınlarını doyurmaya şu anda diğer her şeyden daha çok ihtiyaçları vardı. Inilius, Merl'ün de en az onlar kadar aç ve üşümüş olduğunu biliyordu. Dağ yolunda şartlar hızla değişmeye başlamıştı. Eğer yola devam edilecekse, yeni hazırlıklar yapılmalıydı.
Zor olacağını biliyordu, ama yine de denemek durumundaydı... Son birkaç dakikadır ortalıkta gezinip etrafına bakmakta olan yarı-elf, sanılabileceğinin aksine taşları veya mimariyi incelemiyordu. Vadi manzarasını da izlemiyordu. Onun şu anda tek düşündüğü, çevrede yiyecek bir şeyler bulabilmenin mümkün olup olmadığıydı.
Zira yoldaşların yiyecek pek bir şeyleri kalmamıştı. Eğer önlem alınmazsa, Riag Dağı yolunda ilerleyememek şöyle dursun, geri dönebilmek bile mümkün olmayabilirdi.
Inilus harabelerin çevresinde yiyecek arıyor (Survival 12) 2d9+2 : 7, 8 + 2, toplam sonuç 17
Gizli 2d9 : 2, 8, toplam sonuç 10
Gizli 2d9+3 : 2, 8 + 3, toplam sonuç 13
Gizli 2d9+1 : 6, 1 + 1, toplam sonuç 8
DM: Devam edeceğim.
Kayıtlı
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka
Kharnos
Hancı
- 19 -
İleti: 669
Ynt: Oyun Akışı
«
YANITLA #91 :
Oca 05, 2018, 17:28:34 »
Nyst 4, 1290, Riag Dağı Yamaçları, Harabeler, 10:40
Harabelerin eski taşları arasında dolanan Inilius, son bir-iki dakikadır tuhaf, cılız bir ses duyuyordu. Huzursuz bir hayvanın zayıf, tiz sesi... Korkutmayan, ama aynı oranda huzursuz eden bir ses.
Yarı-elf son adımlarını bu sesin kaynağına doğru atmıştı. Biraz evvel iki eski mermer blokun arasından geçmiş, şimdi de bir türbeye benzeyen, çatı kısmı yıkılmış bir kalıntıya ulaşmıştı. Ses artık yakınlardan bir yerden geliyordu. Inilius yapının sağ cephe duvarının kenarına geldi. Bir eliyle yüzyılların aşındırdığı pütürlü duvardan destek alırken bir süre orada durdu. Hassas kulakları dikkat kesilmişti. Bölgenin sessiz olması şu anda çok işine yarıyordu.
Ve sonunda emin olmuştu. Feryadı andıran sesler türbe kalıntılarının tam arka tarafından geliyordu. Sesin kaynağını görebilmek için duvar boyunca ilerleyip köşenin ardına bakması yetecekti.
Yoldaşları harap olmuş duvarların arasında gözden kaybolurken, Merl ve Doderic de tesisin aynı kanadında korunaklı bir girinti buldular. Doderic ellerini ovuşturdu, küçük parmaklarını ısıtmaya uğraştı. Ceplerindeki karları boşaltması ve ufak-tefek eşyalarını bir düzene sokması gerekiyordu. Merl ise karnından gelen gurultuları türlü hayvan seslerine benzetmekle meşguldü. İkide bir kıkırdamasına bakılırsa bunu yapmayı eğlenceli buluyordu.
Inilius birazdan karşılaşacağı hayvanın başının dertte olduğunu daha köşeyi dönmeden anlamıştı. Tiz feryat hep aynı tınıdaydı. Hep aynı duyguyu seslendiriyordu: Çaresizlik. Acaba bir yere mi sıkışmıştı? Veya zor durumda olan yavrusu için mi ağlıyordu?
Koca bir dağ tilkisiydi bu. Yıkık dökük duvarlarla çevrili çıkmaz bir aralığın en dibinde, kıpırdayamaz hâldeydi. Yaralı olmalıydı, tıpkı Inilius'un tahmin ettiği gibi... Tilkinin bacağındaki garip çıkıntı uzaktan görülebiliyordu, talihsiz bir kırık olabilirdi bu.
Yarı-elfin tahmin edemediği şey ise, tilkinin aslında koca bir okla vurulmuş olduğuydu. Hayvanın bacağındaki çıkıntı bir kemik kırığı değil, isabet almış bir okun sap kısmıydı. Atış zavallı hayvanı arkadaki buz kütlesine mıhlamış, onu burada acımasız bir kaderle baş başa bırakmıştı.
Inilius bunu anladığında çok daha temkinli hareket etmeye başladı. Hayvan -vurulmuş olmasına rağmen- hâlâ hayattaydı. Demek ki yaralanmasının üstünden fazla vakit geçmemişti. Onu vuran kişinin yakınlarda bir yerde olma ihtimali yüksekti. Zaten bu zorlu şartlarda kim avlamayı başardığı bir hayvanı öylece ortada bırakıp giderdi ki?
Cevap basitti: Hiç kimse.
Yarı-elf harabelerde yalnız olmadıklarını anlamıştı. Tilki için -onun acısını sonlandırmaktan başka- yapılacak bir şey yoktu artık. Inilius talihsiz hayvana bu merhameti gösterdi. Onun parlak tüylerini son bir kez okşadı, özür ya da teşekkür olabilecek bir şeyler mırıldandı. Hayvanın hızla solup giden yaşamı, ona ve yoldaşlarına hayat verecekti.
Ve şimdi tilkiyi bir kenara bırakıp derhal yoldaşlarını bulmalıydı. Şu ok hadisesini onlara anlatması gerekiyordu. Burada gezerken arkalarını kollamaları gerekebilirdi. Her türlü olasılığa karşı hazır olunmalıydı.
Yarı-elf henüz geriye doğru birkaç adım atabilmişti ki, bulanık bir şey kafasının tam üstünden hızla geçti. Tiz bir ıslık gibi havayı yarıp geçmiş, arkadaki taşlara çarparak yere düşmüştü.
Bir oktu bu. Tilkiyi avlayan kişinin yayından çıkmış, Inilius'u da aynı çıkmazda avlamaya çalışmıştı. Ve vazgeçecek gibi de görünmüyordu.
Inilius rakiplerini tam karşısında görüyordu artık. Havada salınan iki tane kafatası, birer kemik sürüsünü de beraberinde sürükleyerek yaklaşıyordu. Birer kukla gibi hareket ediyorlardı ve her hamlelerinde kemik parçaları birbirine çarpıyor, komik tıngırtılar çıkarıyordu.
Ama durum hiç komik değildi. Kuklalardan birisi ok ve yay, diğeri de bir kılıç kuşanmış, Inilius yakınlarda belirir belirmez de şuursuzca saldırıya geçmişlerdi. Asıl korkutucu olan ise, mekanik bir biçimde hep aynı şeyi yapacak olmalarıydı. Akılları da, fikirleri de yoktu. Korku veya yorgunluk tanımayacak, geri adım atmayacak, merhamet göstermeyeceklerdi.
Daha da kötüsü, hareketli bir kemik torbasıyla karşılaşmak her zaman sinir bozardı.
Inilius'un savaş önceliği (Debuff) 2d9-1 : 7, 8 - 1, toplam sonuç 14
Merl'ün savaş önceliği 2d9 : 9, 8, toplam sonuç 17
Doderic'in savaş önceliği 2d9 : 5, 9, toplam sonuç 14
İskeletlerin savaş önceliği 2d9 : 8, 4, toplam sonuç 12
Kayıtlı
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka
Iraneth
Ortak
- 2 -
İleti: 26
Ynt: Oyun Akışı
«
YANITLA #92 :
Oca 06, 2018, 01:40:33 »
Riag Dağı'nın zirvesine çıkan yollarda gerçekten görülmeye değer çok güzel yerlerden geçtik. Ama aslında bir o kadar da tehlikeli yollardı. Buraya gelmeye çalışan maceracıların neden hayatlarını yitirdiklerini biraz da olsa anlayabiliyorum. Soğuk ve açlık her zamanki gibi ensemizdeydi. Soğuğa yavaş yavaş alışmaya çalışsak da açtık bizi gerçekten çok zorluyordu.
Bir süre yolumuzda ilerledikten sonra harabelerin olduğu yere ulaştık. Karşılaştığım manzaranın cazibesine kapılmıştım gerçekten. Sütunların yanına gelip de işçiliğin ne kadar kusursuz olduğunu ve bu zamana kadar kısmen de olsa nasıl bozulmadığını düşünüyordum. Gerçekten kusursuz manzarası olan güzel bir yerdi.
Harabelerin eski taşları arasında dolaştığımız sırada, Inilius'un dikkati başka bir yöne odaklanmıştı. Yanımızdan uzaklaşarak duyduğu şeyden tarafa doğru gitmeye başladı. Ben de Doderic'le beraber rüzgarı kesmek için bir girinti bulmuştum. Buçukluk bu cüsseyle bu havalara gerçekten iyi dayanıyordu.
Etraf çok sessizdi ama bu beni tereddütte bırakan bir histi, çünkü rahatlamamızı sağlıyordu. Fakat burası, hikayelerde de anlatıldığı üzere bu kadar da masum bir yer değildi.
Biraz süre geçtikten sonra Inilius'dan ses çıkmayınca meraklanmaya başladık. Doderic de o sırada etrafa dikkatlice bakıyordu. Bulunduğu ortamı, girintileri, çıkıntıları, saklanacağı yerleri analiz ediyordu. Doderic'e döndüm. İşaret parmağımı kulaklarıma getirip iki yana açarak sivri kulağın nerede olduğunu sordum. Sonra ikimizin de içine sanki aynı şüphe düşmüş gibi, bir süre duraksadıktan sonra onun gittiği yöne doğru temkinli bir şekilde gitmeye başladık. Gittiğimiz yönde ilerlediğimiz esnada, kulağıma anlam veremediğim garip sesler gelmeye başladı. Doderic de bu seslere dikkat kesilmişti. Sesin olduğu yere doğru gitmeye başladım.
Kayıtlı
Merl Gorgar
Aramil
Ortak
- 5 -
İleti: 108
Ynt: Oyun Akışı
«
YANITLA #93 :
Oca 10, 2018, 01:00:31 »
Inilius, karşısında yürüyen iki adet ölüyü görünce birden afalladı ve bir adım geri atıp istemsizce asasını üzerine gelmekte olan ölüye doğrulttu. Bu yaratıklarla ilgili daha önceleri bir şeyler okumuştu ancak daha önce hiç karşılaşmamıştı. Sonra hatırladı elf..... Korkması gereken bu ölüler değil, bu ölülerin hizmet ettikleri kişiydi. Ölüler yaklaşıyordu ve Inilius'un bir şeyler yapması gerekiyordu. Arkadaşlarına seslenmesi şu an içinde bulunduğu sessizliği bozabilir ve başka tehlikelere davetiye çıkarabilirdi. Tam bu sırada asanın ucundaki parıltı ilişti elfin gözüne ve asanın ucundan vücuduna doğru yayılan bir aura hissetti. Asa bir şekilde Inilius'a güven veriyor ve sanki paslanmış hünerlerini yeniden gün yüzüne çıkarıyordu. Elf, asasını kılıç taşıyan ölü bedene doğru doğrulttu ve sözleri mırıldandı.
DM'e not: Jadr-er-Kagan'ı kullanarak (arcane) kılıçlı olan undead'e saldırıyorum (1 life cost).
Inilius, Jadr-er-Kagan'ı kullanarak kılıçlı iskelete saldırıyor (Arcane 10) 2d9+3 : 4, 6 + 3, toplam sonuç 13
Kayıtlı
How shall we leave the lost road,
Time's getting short so follow me,
A leader's task so clearly,
To find a path out of the dark
Inilius Narteroth
ZulkhiR
Ortak
- 7 -
İleti: 166
Ynt: Oyun Akışı
«
YANITLA #94 :
Oca 10, 2018, 09:42:47 »
Mağaradan ayrıldıktan sonra yine baş sorunumuz soğuk olmuştu. Kuzeyi hiç sevmedim. Hem kendisi soğuk, hem de insanları...
Yolda dalıp eski zamanları düşünüyorum. Merric, Breward ve ben çok güzel günler geçirirdik. Jocelin bir gün bize bir iş vermişti:
Adriyen Flyx
adında bir adamın büyük ve korunaklı evinden çıkarılması gereken değerli bazı eşyalar vardı. Bunları alıp teslimatı gerçekleştirme işini biz yapacaktık. Breward bir süre evi izlemişti, sonra oturup planımızı yapmıştık. Amacımız kimseye görünmeden bu işi halletmeye çalışmaktı, bu konuda üstümüze yoktu zaten. Eve kimseye görünmeden girmiştik. Eşyaların bulunduğu dolap enteresan bir kilit sistemine sahipti, biraz uğraşmamız gerekecekti. Ben kilitle uğraşırken Merric ve Breward da hem buraya yaklaşan olmasın diye, hem de başka değerli bir şeyler bulmak için etrafı araştırmaya başlamıştı. Ben eşyaları çıkarana kadar onlar da çok sağlam ganimet toplamışlardı.
Derken harbeleri gördük... Sütunlar, taş işçiliği... Burası eski bir yerleşim veya bir oluşumdan kalma sanırım. Biraz ısınıp yemek yemek için de ideal bir yer. Umarım yiyecek bir şeyimiz kalmıştır. Çok acıktım ve acıkınca daha çok üşümeye başladım. Biraz etrafı araştırmalıyım. Belki yiyecek bir şeyler bulurum, ya da bu tarihi yerde para edecek antika bir şeyler bulabilirim.
DM'e Not: Etrafı araştıracağım dikkatli bir biçimde
Doderic harabeleri kolaçan ediyor (Gizli) 2d9 : 5, 6, toplam sonuç 11
Kayıtlı
The Professional
Doderic Cotton
Kharnos
Hancı
- 19 -
İleti: 669
Ynt: Oyun Akışı
«
YANITLA #95 :
Oca 11, 2018, 21:31:02 »
Nyst 4, 1290, Riag Dağı Yamaçları, Harabeler, 10:41
Inilius arkadaşlarını en son harabelerin giriş kısmında görmüştü. Onlara en fazla on metre uzaklıkta olmalıydı. Ama şimdi öyle bir duruma düşmüştü ki, tek bir saniyenin bile hayatî olduğu bu tehlike anlarında on metrelik mesafe bile uzak geliyordu.
Tıkırtılar ve sürtünen demir sesleri çıkaran iki uğursuz kemik torbası, Inilius'u bir çıkmazda sıkıştırarak gafil avlamaya çalışmıştı. Yarı-elf onları gördüğünde teninden bir ürperti dalgası gelip geçmiş, genç adam bir-iki saniye boyunca hiçbir şey düşünememişti. Yine de çabucak toparlanmasını bilmişti. Hatta, iskeletler organize bir saldırı gerçekleştirmeden evvel davranacak kadar da hızlıydı.
O sırada bir şeyi de düşünmeden edememişti yarı-elf: Bu iskeletler plan yaparak hareket ediyor olabilirler miydi? Az da olsa zekâya sahip olmaları mümkün müydü? Cevabı elbette ki bilemezdi, zaten aramamıştı da. Burada karşılaşmaları bir tesadüften ibaret de olabilirdi.
Jadr-er-Kagan'ın kızıl-yeşil taşı parıldadı. Buz mavisinden ve griden başka rengin olmadığı bu yüksek ve uzak yerde dikkate değer bir görüntüydü bu. Inilius büyülü asayla nasıl bütünleşeceğini de, ona hangi sözlerle hitap edeceğini de artık biliyordu.
Ve tabii, bu asayı kullanarak bir ölüye saldırmanın bedelini de...
Kadim asa kontrolü eline almışçasına yarı elfin canından ve kanından çekip onu acılar içerisinde bırakırken, kılıcıyla Inilius'u deşmeye hazırlanan şuursuz iskelet güçlü bir patlamayla parçalara ayrıldı.
Ama yok edilmesi gereken iskeletlerin sayısı hâlâ ikiydi. Çünkü Inilus henüz güç sözlerini mırıldanırken, harabenin uzaktaki yıkık taşları arasından yeni bir şekil, üçüncü bir kemik torbası daha kendini göstermişti. Inilius onu son anda görmüştü. Neyse ki yeni ürperti dalgasının dikkatini dağıtmasına izin vermemiş, asaya söz geçirmeyi başarmıştı.
Ama bedeni aynı gücü bir kez daha kullanmaya yeter miydi? Yaşadığı ıstıraptan sonra yarı-elf artık bunu kestiremiyordu. Asayı bir kenara bırakıp, iskeletlerle başa baş bir mücadeleye mi girmeliydi?
Inilius'un daha fazla düşünecek vakti kalmamıştı. Yeni bir endişe dalgası bir kova su misali başından aşağı döküldü. Yarı-elf, bir süredir arkaplanda geri saymakta olan gerçeğin hedefindeydi şimdi. Okçu iskelet kendisine nişan almıştı ve ikinci okunu göndermek üzereydi. Ölüm ve yaşam arasındaki çizginin üzerindeydi Inilius, ne tarafa düşeceğini de bir saniye sonra öğrenecekti.
Hem Inilius'un birkaç dakikadır ortalıkta olmayışı, hem de harabelerin heyecan verici ve keşfedilmeyi bekleyen görüntüsü Doderic'i harekete geçirmişti. Buçukluk aynı yerde bir-iki dakika işsiz-güçsüz kalmasın, asla yerinde duramazdı. Dolaşmaya, incelemeye ve kurcalamaya başlardı.
Merl de buçukluğun peşi sıra hareketlenmişti. Hem böyle soğuk ve sessiz bir yerde yalnız kalmamak, hem de midesinden gelen çığlıklara bir çözüm bulabilmek için...
Cücenin ömrü bu serin dağlarda geçmişti. Silahla ve kanla gençlik yıllarından tanışıktı. Yaşamı bildiği kadar ölümü de biliyordu savaşçı. Vaktiyle o karanlık denize birçoklarını göndermiş, onlara uzun uzun bakmayı da ihmal etmemişti.
Ve o kadar uzun bakmıştı ki, hayatının bir döneminde, yaşamla ölümün arasındaki o net çizgiyi kaybetmişti. Her iki kavram da iç içeydi. Her iki âlemin de birbirine sınır çizgisi yoktu. Yaşam zorlukla ve çabayla oluşuyordu, geçiciydi, çabucak kaybediliyordu. Cüce onlarca yakınını savaşlarda ve çatışmalarda kaybetmiş, yüzlerce düşmanın yaşamına da kendi elleriyle son vermişti. Daha dün, sevgili yoldaşı Rolandus'a acı bir biçimde veda etmişti. Bütün bunlara rağmen kendisi yaşıyordu. Peki herkes ölüp gitmişken, bu gerçekten de yaşamak mı oluyordu? O bunu hak ediyor muydu? Veya bu hakkını iyi koruyabiliyor muydu? Kendi yaşamı da ansızın ellerinden kayıp gitmez miydi?
Yaşama sevinciyle, umutla, coşkuyla ve keşfetme arzusuyla dolu bir yoldaş edinmek, onunla vakit geçirmek Merl için şüphesiz ki beklenmedik bir durumdu. Beklenmedik, ama harika... Savaşçı onun anlattıklarının kelimesini anlamıyordu. Ama onu izlemek, ne dediğini anlamasa bile onun ses tonundaki neşeyi duyabilmek cüceye iyi gelmişti. Merl uzunca bir süredir ilk defa, geçmişinin gölgelerinin uzağında bulmuştu kendini.
Harabelerde merakla ilerleyen yoldaşının peşi sıra koştururken bunları düşünüyordu cüce. Seslere doğru biraz ilerledi. Kırık bir sütunun etrafından dolandı ve tam karşıya devam etti. Biraz sonra Doderic'i eski, etrafı korunaklı taştan bir avlunun orta yerinde buldu. Buçukluk bakışlarını yerdeki bir noktaya kenetlemişti. Acaba ilgi çekici bir şey mi bulmuştu? Cüce soluğu hemen onun yanında aldı.
Şimdi her iki yoldaş da, korunaklı taştan avlunun orta yerindeki koca demir kapağa bakıyorlardı. Yuvarlak, süslemeli, büyükçe bir kapaktı bu. Üzeri pasla ve buzla örtülmüştü. İkili bir süre boyunca kapağa öylece baktı. Sonra Merl, kapağın üzerine işlenmiş bazı harfleri tanıdığını fark etti. Pas ve toz tabakasının altından gün yüzüne çıkmaya çalışan harfler, Demirduvar lisanının eski bir biçimine aitti. Kapakta, dört kocaman harf ile "TARN" yazıyordu.
İkili tam bu yeni keşfin heyecanıyla birbirlerine bakarken, avlunun tam arka tarafından çatırtıya, veya patlamaya benzer güçlü bir ses duyuldu. Etrafa bir şeyler saçılmış, takır tukur sesler çıkmıştı. Bu ne olabilirdi ki?
Merl ve Doderic şaşkınlıkla o tarafa baktılar. Önlerinde eğimli bir duvar bulunduğu için o tarafta olup bitenleri göremiyorlardı Ama Merl durumu anlamıştı.
Duvarın öteki tarafında sessizce savaşan birileri vardı, cücenin savaş görmüş kulakları kılıçların sürtünmesini ve bir okun havayı yarış sesini hemen tanımıştı. Lâkin, bir çarpışmanın böylesine sessizce yapılmasında bir tuhaflık vardı.
Ve şu ana kadar Inilius'un sesini hiç duymamış olmaları da şimdi onları fevkalade rahatsız etmişti. Yarı-elf neredeydi? Ne durumdaydı? Artık bunu hemen öğrenmek gerekiyordu.
Okçu iskelet Inilius'a nişan alıyor 2d9+1 : 5, 1 + 1, toplam sonuç 7
DM: İskeletler sıralarını savdılar. İkinci tur başlıyor. Merl ve Doderic müdahele edebilecek mesafedeler.
Kayıtlı
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka
Iraneth
Ortak
- 2 -
İleti: 26
Ynt: Oyun Akışı
«
YANITLA #96 :
Oca 15, 2018, 00:21:13 »
Dostumuzu harabelerin içerisinde ararken çok enteresan şeylerle de karşılaşmış olduk. Bunlardan biri, üzerinde ''TARN'' yazan işlemeli kapı. Yaşadığım yerde bununla alakalı birçok hikâye anlatılırdı. Bu hikâyelere göre bu kapaktan iki tane daha olduğu söylenir ve diğerlerinin olduğu yerler de rastgele seçilmemiştir. Harita üzerinde bu kapakları çizdiğiniz zaman, tam ortada kalan kısmın o dönemde yaşayan insanların değerli eşyalarını koyduğu yer olduğu söylenir. Aynı zamanda çok tehlikeli de bir yerdir. Aşağıya uzanan dar yollar, odalar ve anlatıldığına göre özenerek yapılmış tuzaklar da mevcutmuş. Dostum Doderic burayı bularak güzel bir iş çıkardı gerçekten. Onunla gezmek gerçekten çok keyifli. Birbirimizi şimdilik anlamasak bile çok keyifli bir dost.
Bulunduğumuz yeri incelediğim esnada, arka taraftan daha önce de sesi çok yabancı gelmeyen takır tukur sesler, sürtünme sesleri, derken buranın sessizliğini bozan patlama sesi geliyor. Her şeyi bırakıp Doderic'e dönerek parmağımla orayı işaret ediyorum ve sesin geldiği noktaya doğru koşuyorum. Çok geçmeden sesin olduğu noktaya varıyorum. Dostum Inilius'u gördüğüm zaman içim rahatlıyor. Hâlâ yaşıyor fakat yaptığı büyü her ne ise onu biraz yormuşa benziyor. Hemen baltamı çıkarıp iskeletin üzerine gidiyorum. Baltayı gövdesine doğru savuruyorum.
Merl, kılıçla yaklaşan iskelete saldırıyor 2d9+6 : 6, 1 + 6, toplam sonuç 13
Kayıtlı
Merl Gorgar
ZulkhiR
Ortak
- 7 -
İleti: 166
Ynt: Oyun Akışı
«
YANITLA #97 :
Oca 15, 2018, 11:30:33 »
Burası mükemmel bir yer. Harabeler her zaman ilgi çekicidir. Hem keşfedilmeyi bekler, hem de güzel hazineler ve değerli şeyler barındırabilir. Hemen hareketlenip etrafı gezmeye başlıyorum. Koca adam da peşim sıra benimle birlikte geliyor. En sonunda bir avlunun içine girdiğimde, ortada duran bir kapak görüyorum. Üzeri her ne kadar pas ve buzla kapanmış da olsa ilgi çekmemesi mümkün değildi.
Ben kapağı incelerken Merl de birkaç saniye sonra yanıma gelip kapağa gözünü dikmişti. Biz kapağa gözümüzü dikmiş bakarken bir ses duyduk. Ben tam olarak anlam veremesem de, çatırtılar yan tarafta bir şeylerin olduğuna işaretti. Harabenin keşfine o kadar dalmıştım ki, Inilius'un bizimle olmadığını fark etmemiştim bile. Merl benimle göz göze geldikten sonra parmağıyla sesin geldiği yönü işaret edip hareketleniyor. Ben de hemen peşinden hareketleniyorum. Oraya vardığımızda Inilius'u görünce rahatlıyorum, fakat karşılaştığımız şey yine bir iblisin oyunu. Bunlardan çok sıkıldım. Gürzümü elime alıp hızımı hiç kesmeden, elinde yay bulunan ve kimin kuklası olduğu belli olmayan kemik torbasına doğru koşar adım gidiyorum. Yanda bulunan kayalığa basıp kendimi yukarı atarak, gürzümü onun kafasını dağıtmak için kullanıyorum.
DM'e not: Yaptığım zıplama hareketi için Acrobatics zarı atabilirim.
Doderic'in sıçrayışı (Acrobatics 10) 2d9+2 : 2, 5 + 2, toplam sonuç 9
Doderic okçu iskelete saldırıyor 2d9+1 : 2, 4 + 1, toplam sonuç 7
DM: Eğer Doderic'in sıçrayış zarı başarılı olursa, Doderic'in saldırı zarı +1 yüksekmiş gibi değerlendirilecek.
Kayıtlı
The Professional
Doderic Cotton
Aramil
Ortak
- 5 -
İleti: 108
Ynt: Oyun Akışı
«
YANITLA #98 :
Oca 15, 2018, 16:25:04 »
Asayı sıkı bir biçimde elinde tutan Inilius gözlerini açtı ve kemik parçalarının yere saçılmış olduğunu gördü. Ancak bu hamlenin bedeli, elfin tahmin ettiğinden daha ağır olmuştu. Az önce tüm enerjisi yerindeyken şimdi ölüme bir adım mesafede durduğunu hissedebiliyordu. Ardından bir ok daha Inilius’un başının yanından vızıldayarak geçti ve elf içgüdüsel olarak yere çömeldi.
Tam bu sırada –muhtemelen kemik seslerini işittikleri için- Merl ve Doderic Inilius’un görüş açısına girdi. Dostları adeta bir rüzgar gibi fırlamış ve iskeletlerle yüzleşmişlerdi. Cüce, baltasını sağlam bir şekilde ölü bedene indirdi ancak onu devirmek için yeterli olmadı. Doderic ise daha arkada duran ve yay kullanan düşmana doğru koşmaya başlamıştı ancak yanına vardığında o da ıskalamıştı.
Durumun pek iyi gitmediğinin farkında olan Inilius bir an için doğrulup iskeletlerle yüzleşmek istedi ancak vücudu ona az önce ödediği bedeli bir kez daha hatırlattı. Bunu yapabilecek enerjisi olmadığı için yaklaşmadan, uzaktan dostlarına yardım etmeliydi. Yay kullanmak bu durumda mantıksızdı zira hedefi vursa bile sivri okun kemiklere pek zarar vermeyeceğini ve hatta büyük olasılıkla ıskalayacağını tahmin edebiliyordu. Geriye yapabileceği tek bir şey kalmıştı.
Elf büyü yapmanın ne kadar zor olduğu biliyordu ancak denemedikçe bu zorluğu aşmak da mümkün olmayacaktı. Hızlıca yerden bir taş aldı ve mağarada Gyles’ın verdiği kuru köklerden birini taşın etrafına sarıp iki avcunun içine aldı. Gözlerini kapayıp sözleri mırıldandı….
DM’e not: Yay taşıyan iskelete magic missile (Arcane) atmaya çalışacağım.
Inilius'un büyü oku denemesi (Arcane 12) 2d9+3 : 4, 5 + 3, toplam sonuç 12
Kayıtlı
How shall we leave the lost road,
Time's getting short so follow me,
A leader's task so clearly,
To find a path out of the dark
Inilius Narteroth
Kharnos
Hancı
- 19 -
İleti: 669
Ynt: Oyun Akışı
«
YANITLA #99 :
Oca 16, 2018, 11:53:57 »
Nyst 4, 1290, Riag Dağı Yamaçları, Harabeler, 10:42
Kaya duvarın köşesini dönen savaşçı cüce, bir an bile tereddüt etmeden kılıçlı iskeletin üzerine atladı. Baltasını var gücüyle ona doğru savurdu, isabet de ettirdi... Ne var ki, yapabildiği tek şey bir-iki kemiğin üzerine çentik atmak olmuştu. İskeletorlar etten buttan yoksundu. Doğal olarak keskin silahlara dayanıklıydılar.
Merl'ün peşinden Doderic çıkageldi. O küçük kollarında mağaradaki goblinden aldıkları gürzü tutuyordu. Korkunç görünümlü silah işe yarayacak gibi görünüyordu, tabii eğer Doderic onu doğru noktaya savurabilseydi... Buçukluk Inilius'u korumak için okçu iskeletora hücum etmiş, bunu yaparken kendine yükseklik kazandırmak için de bir kayanın üstüne basarak sıçramayı denemişti. Keşke kayanın üstü gizli, kaygan bir buz tabakasıyla kaplı olmasaydı. Talihsiz buçukluğun dengesi de, saldırısı da alt üst olmuştu.
Ortalık karıştı, kuru ve tiz çığlıklar duyuldu. Bu uğursuz sesler sanki iskeletorlardan değil, dağların derinliklerinden çıkmıştı. Kılıçlı kemik torbası şuursuzca cüceye saldırdı. Merl beklediğinden daha hızlı gelen iki dürtücü hamleyi savuşturdu. Savunmada bir açık vermemeliydi, eğer iskeletin üçüncü hamlesine karşı zamanında pozisyon almazsa açık vermiş olacaktı. İskeletorun kılıcı, üçüncü ve son hamle için dalışa geçti.
Inilius durumu değerlendirdi. İşler iyice karışacak gibiydi. Kılıçı iskeletor Merl'e karşı saldırıya geçmiş, onu kılıcıyla rahatsız ediyordu. Diğer iskeletor ise oku ve yayı bir kenara bırakarak, sivri dişlerini ve tırnaklarını Doderic'e geçirmeye hazırlanıyordu. Inilius'u yeni bir okun kurbanı olmaktan kurtaran cesur buçukluğa... Bunu yapması an meselesiydi.
Inilius güç harflerini hatırlamaya çalıştı. Avucunda sıkı sıkı tuttuğu bir taş vardı. Biraz da çaresizlikten, iskeletoru ilk etapta onunla vurmaya hazırlanmıştı. Sonra düşündü... Bu ne kadar fayda edecekti? Yarı-elf bu atışı nasıl etkili kılardı?
Zihninde alev alev yanan bir şekil belirdi:
Z
. Bir güç harfiydi bu, hareketin ve hızın eş anlamlısıydı.
Movis
diye okunurdu. Bu harf büyü kullanıcısının mahareti doğrultusunda taşlara bile yazılabilir, gücü onlara aktarılabilirdi.
Inilius da tam olarak bunu yapmıştı. Fırlattığı taş havada o kadar hızlı seyretmişti ki, sadece bulanık bir ışık huzmesi şeklinde görünmüştü ve okçu iskeletin kafatasını paramparça etmişti.
Kılıçlı iskeletor Merl'e saldırıyor (Melee 13) 2d9+1 : 4, 2 + 1, toplam sonuç 7
DM: Movis, Arx Fatalis adlı oyundaki büyü harflerinden birisidir.
Geriye sadece Merl'e kılıçla saldıran iskelet kaldı. Üçüncü tur Merl'ün hamlesiyle başlayabilir.
Kayıtlı
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka
YAZDIR
Sayfa:
1
...
3
4
[
5
]
6
7
8
Kara Miğfer Hanı
»
Oyunlar
»
Soğuk Hudutların Ardında
»
Oyun Akışı
accordion-centenary