Gönderen Konu: Oyun Akışı  (Okunma sayısı 7057 defa)

Kharnos

  • Narrator
  • - 20 -
  • İleti: 741
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #40 : Kas 24, 2017, 12:34:07 »

Nyst 3, 1290, Muldaran Tepeleri, Gizli Mağara, 16:52

Merl: Artık onların seslerini duyabiliyorsun. Kendine siper ettiğin mağara duvarının köşesinden bakınca görüş açın pek iyi olmasa da, en azından üç kişinin karlı sırtları aştığını ve mağaraya geçişi sağlayan uçurumlu patikanın karşı tarafına kadar geldiğini anlıyorsun.

Onlara dikkat kesildiğin şu son dakikalarda bir şeyin daha farkına varıyorsun: Bu adamlar karlı tepelerde ve sarp kayalarda yürümekte deneyimliler. Arazinin onları yavaşlatmadığı bir gerçek.

Adamlar son büyük sırtı da aşarak patikanın tam karşısına ulaşana dek kendi aralarında pek bir şey konuşmamışlardı. Lâkin bu durum, içlerindeki gür sakallı ve iri yapılı olan kişinin de o noktaya varmasıyla birlikte değişiyor. Toplamda dört kişi olduklarını anladığın adamlar, o noktada durarak kendi aralarında Palria lisanında kısa bir şeyler konuşuyorlar. Hayatının hemen hemen hepsi Demirduvar cüceleriyle birlikte geçtiği için, kuzeyin insanının diline malesef aşina değilsin. Yine de, adamların son iki-üç dakikadır o noktada durduklarının ve uçurum kenarından mağaraya doğru gelen patikaya girmeye henüz teşebbüs etmediklerinin bilincindesin.

Mağara duvarının köşesinden kafanı hafifçe çıkarıp da onlara bir an için baktığında, sakallı olan adamın parmağıyla mağarayı, tam da senin bulunduğun noktayı işaret etmekte olduğunu gördün. Eğer yanılmıyorsan, kendisine en yakında duran adama bir komut verdi. Komutu alan adam, yavaş yavaş hareketlenmeye hazırlanıyor.

Bir lider edasıyla hareket eden bu güçlü adam çok geçmeden diğer ikisine de bir komut veriyor. Bu sefer işaret parmağıyla aşağıları, uçurumun ve mağaranın hemen aşağısındaki karlı vadiyi işaret ediyor. Buçukluğun az evvel dolaşan birilerini gördüğü kayalık kanyonu... Bu iki uşağın komutu alış ve harekete geçiş biçimine bakılırsa ya liderlerinden korkuyorlar, ya da aralarında bir hiyerarşi var. Belki de bir emir-komuta zinciri...

Uçurumun karşı tarafında halatlar, kazıklar ve çekiçler beliriyor. Adamlar, maharetli ellerle yeni bir hazırlığa girişmekteler. Sakallı adam bekliyor. Gözlerini senden tarafa, rüzgârlı mağaranın girişine doğru dikmiş, öylece bekliyor.

İşte o anlarda artık anlıyorsun. Bunlar yabanda gezen haydutlar veya basit kolcular değiller. Bunlar belirli bir amaç doğrultusunda hareket eden ve hiç oyalanmayan muhafızlar. Kaldia'nın dağ muhafızları.
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka

Aramil

  • Planewalker
  • - 5 -
  • İleti: 113
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #41 : Kas 24, 2017, 13:13:00 »
"Seni korkak yaratık!" diye fısıldadı Inilius, yaratığın kayanın arkasına geçtiğini görünce. Attığı ok isabet etmişti ancak yaratığı öldürmeye yetmemişti. Bir atışa daha ihtiyacı vardı ancak kaya elfin görüşünü tamamen kapatmış durumdaydı.

Önce patikadan aşağı koşmayı düşündü ancak bu yaratığa kaçması için iyi bir fırsat verirdi. Zira şu an oradan çıkamamasının tek sebebi, çıkarsa elfin atış yapacağını bilmesiydi.

Inilius, yayı sırtına taktı ve içgüdülerine uyarak tepeden aşağı inmeye başladı. Hızlıca inip yaratığın sağ tarafına, görüş açısı elde edebileceği bir pozisyona geçip atışını yapmak istiyordu.

(DM'e not: Bulunduğum yerden "Climb" ile aşağı ineceğim. Vaktim kalırsa da yürüyüp atış yapmak istiyorum.)

Patika duvarından aşağıya iniş (Athletics 10)

Inilius patika duvarından aşağıya sallanıyor 2d9 : 2, 5, toplam sonuç 7
How shall we leave the lost road,
Time's getting short so follow me,
A leader's task so clearly,
To find a path out of the dark

Inilius Narteroth

ZulkhiR

  • Planewalker
  • - 8 -
  • İleti: 189
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #42 : Kas 24, 2017, 14:00:48 »
Aşağıya indiğimde gördüğüm manzara, mağara girişinde beklerken gördüğüm adamın nereye kaybolduğunu açıklar cinstendi. Sanırım adam bu yaratığa av olmuş, yaratık da onu yemişti. Yaratık şu anda kayanın arkasında saklanıyor. Şimdi tam zamanı. Ters taraftan görünmeden yaklaşabilirsem hançerimi ona armağan edebilirim diye plan yaparken, o da ne? Sivri kulak ikinci kez hata yaptı ve bu sefer tutunamayıp aşağıya düşerek yere yapıştı! Bu sivri kulak sanırım bu konularda pek yetenekli değil. Ona sahip çıkmam gerekebilir. Şimdi hızlı bir biçimde hareket edip hem yaratığa sürpriz bir hamle hazırlayabilir, hem de sivri kulağın güvenliğini sağlayabilirim. Sivri kulağın yere yapışması da yine bana avantaj getirecektir.

Gizli 2d9+3 : 1, 7 + 3, toplam sonuç 11
The Professional
Doderic Cotton

Kharnos

  • Narrator
  • - 20 -
  • İleti: 741
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #43 : Kas 24, 2017, 15:50:42 »
Nyst 3, 1290, Muldaran Tepeleri, Gizli Mağara, 16:52

Inilius: Taş patikanın kenarından kayalara tutunarak kısa yoldan aşağıya inmeye girişiyorsun. Hem savaş hâlinde olmanızın gerilimi, hem de diğer seçeneklerin sana zaman kaybettirecek olması sebebiyle böyle bir karar verdin. Kalkıştığın işin pek de kolay olmadığını, kaya duvardan kendini sallandırıp aşağıya inmeye başladığında anlıyorsun.

Doğal kaya duvar tam orta yerinde ters eğim yapıp da sana basacak bir yer bırakmadığında, bu işin kötü sonuçlanacağını da öngörmüştün. Ama bir şey yapabilmek için artık çok geçti. Kırılgan bedenin duvarı daha fazla kavrayamıyor, gücün buna yetmiyor. Sert zemine "Güm!" diye sırtüstü düştüğünde algıların da alt üst oluyor. Şimdi duyumsayabildiğin tek şey acı.

Doderic: Az önce aşağıdan yukarıya bakarken taş patikada gördüğün yoldaşın Inilius, sen goblin yarmasına yaklaşma planları yaparken -ve böyle bir şeyi hiç beklemiyorken- taş patikanın kenarından paldır küldür aşağıya düştü. Yanında bir sürü taşı, tozu ve toprağı da büyük bir gürültüyle dipteki yola indirdi. Sivri kulaklı dostun şimdi kıpırtısız bir biçimde yerde yatıyor. Kalkacağa da benzemiyor.

Bu gelişme seni harekete geçiriyor. Şimdi ikiniz de ölümün kıyısındasınız, kaybedeceğin her saniye sizi nihai düşüşe daha çok yaklaştıracak. Yerinden fırlıyorsun. Taş patika duvarın dibi boyunca ilerliyor, yukarıdan düşen bir ışık huzmesinin içinden geçiyor, yerde yatan yarı-elfin üzerinden sıçrıyor ve soluğu kayanın arka tarafında alıyorsun. Goblin yarmasının ardına saklanmış olduğu o büyük kayanın ters tarafında...

Yavaşça köşenin ardına bakıyorsun. Kıllı canavar yayına yeni bir ok germiş, patikadan ineceğini düşündüğü saldırganına doğru yarı nişan almış bir hâlde bekliyor. Aslında tam olarak senin az önce durduğun noktaya doğru bakıyor. Sen buraya gelebilmek için onun atış hattından geçmişsin. Ama o seni bir şekilde kaçırmış olmalı. Belki sen geçerken henüz o tarafa dönmemişti, belki de senin geçişin son derece hızlıydı ve gölgelerden hiç ayrılmamıştın. Bilmiyorsun. Bildiğin tek şey, Inilius'un o patikadan inmemiş olmasının hayırlı olduğu.

Cüsseli yaratık pususuna düşürmeyi umduğu sivri kulaklı kurbanının beklerken, asıl tehlike tam arkasından yaklaşıyor. Bu, kıllı ve pis kokan yaratık için hızlı ve kesin bir son demek.

Yaratığın ağır bedeni sert zemine düştüğünde, üzerinde taşıdığı bir sürü şey de gürültüyle ortalığa saçılıyor.

Rocks x3Metal ScrapsAnimal FurOld ShortbowArrows x5
Rusty ArmorMorningstar

Dağların içerisine gizlenmiş bu derin oyuk, yeniden sessizliğe gömülüyor.


DM: Savaş bitti. Serbest oynayabilirsiniz.
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka

ZulkhiR

  • Planewalker
  • - 8 -
  • İleti: 189
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #44 : Kas 24, 2017, 16:17:43 »
Taş duvarın arkasına vardığımda Inilius kıpırdamıyordu. Gerçi o kadar yüksekten düşünce bir süre kıpırdamaması çok normal. Duvarın köşesinden baktığımda, pis yaratık geldiğim yöne doğru bakmaktaydı. Ya ben küçük bir ses yapmıştım ya da o, sivri kulaklıyı o taraftan bekliyordu. Şanslıyım. Arkasından sessizce yaklaşıp hafif sıçrayarak hançerimi boynuna soktum. Bu kesin ve etkili bir ölümdü. Onun pis bedeni yere yığıldı. Onu olduğu yerde bırakıp sivri kulaklının yanına koştum. Biraz su alarak yüzüne sürdüm. "Inilius, kalk! Kendine gel!" diyorum. Hafifçe gözlerini açıyor, inliyor. Oldukça yüksekten düştü. Onu oturur vaziyette duvara yaslayıp biraz kendini toparlamasını bekliyorum. Bu arada da dikkatli bir biçimde, iki taraftan gelebilecek başka tehlikelere karşı tetikteyim.
The Professional
Doderic Cotton

Aramil

  • Planewalker
  • - 5 -
  • İleti: 113
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #45 : Kas 25, 2017, 00:02:33 »
Inilius'un duvardan aşağı inişi hiç de planladığı gibi olmadı. Belki heyecandan belki de acele etmesinden dolayı duvarı sağlam bir şekilde kavrayamadı ve elleri bir an için kaydığında sırtüstü yere düştü. Sonra her şey birden bire karardı.

Inilius, yüzüne dökülen suyun etkisiyle birden irkildi ve refleks olarak doğrulmaya çalıştı. Ancak bu hareketi sırtında muazzam bir acıya neden oldu ve istemsizce bağırdı. Toparlanmak için gözleri kapalı bir şekilde bir kaç kez nefes aldı. Bu sırada Doderic ona bir şeyler söylüyordu ancak Inilius kendini toparlamakla meşguldü.

Gözünü açtı ve bir eliyle Doderic'den destek alarak acı içinde doğruldu. Doğrulduğu sırada ufak bir baş dönmesi yaşadı ancak Doderic yine ona destek olup dengesini sağlamasına yardımcı oldu. Sonrasında hafifçe gülümsedi ve,

"İyiyim, merak etme" dedi.

Bu sırada gözü yerde yatan yaratığa ve etrafında öbeklenmiş kan birikintisine ilişti.

"İyi iş çıkarmışsın ve teşekkürler" deyip elini Doderic'in omzuna attı. Kendisi küçük ancak hünerleri büyük olan dostunun yanında olmasına sevindi. Ancak onu rahatsız eden bir şey vardı; Doderic ona eski dostu Vanelor'u hatırlatıyordu. Vanelor -Doderic kadar olmasa da- normal elflere göre oldukça kısaydı. Doderic kadar yetenekli değildi belki ancak iyi ve sırtınızı güvenle yaslayabileceğiniz bir dosttu. Oldukça saf biriydi Vanelor. Adeta çocuk gibiydi ve çocuklar bile onu kolaylıka kandırırlardı. Toplumdan dışlanmıştı ancak bunun farkında olamayacak kadar saftı. Ancak artık Vanelor yoktu. Inilius için kendi hayatını ortaya koymuş ve Thand yolu üzerinde beş para etmez bir haydut grubu tarafından, sadece bir çift deri çizme için zalimce öldürülmüştü. Vanelor'un çizmeleri. O gün Inilius ile yola çıkacağı için oturup saatlerce parlattığı çizmeleri.... Fakir bir adamın sahip olduğu tek kıymetli eşyası olan çizmeleri...

"Bunlar babamın bana hediyesi, sana veremem" demişti haydutların liderine. Haydutlar hep bir ağızdan hunharca gülüştüler buna. Vanelor saf olduğu için haydutlar onunla dalga geçmekten zevk alıyorlardı. Inilius o sırada dizlerinin üstünde, elleri arkadan bağlı bir şekilde Vanelor'a bakıyordu. Olacakları hiç iyi görmüyordu. Eğer o çizmeleri vermezlerse Vanelor'u öldüreceklerini biliyordu.

"Vanelor!" diye haykırdı Inilius yaşlı gözlerle. Adeta yalvarıyordu Vanelor'a. "Ne olur ver şu lanet çizmeleri, yalvarıyorum sana, öldürecekler seni" diye bağırdı. Haydutlar hala gülüşüyorlardı. Vanelor ise bir çocuk gibi korkmuştu ancak hala "Ama bunlar bana babamın hediyesi, veremem Inilius" diyordu. Inilius ise artık ağlamaktan konuşamaz olmuştu. Başını öne eğmişti. Sonra kınından çıkan bir kılıç sesi...

Ristael...... Aklı başında olmayan saf bir çocuğu, bir çift çizme için öldüren adamın adıydı.

Elf başını iki yana hızlıca sallayıp kendine gelmeye çalıştı. Hızlıca etrafına bakındı. Mağara farklı yönlere devam ediyordu ancak araştırmak oldukça uzun sürebilirdi. Cüceyi yalnız bırakmışlardı ve o hâlâ tam iyileşmemişti. Kendi işleri yüzünden başkalarının zarar görmesini veya onları tehlikeye atmayı istemiyordu artık, Vanelor'a olduğu gibi.

Hızlıca yaratığın düşürdüğü okları alıp sadağına yerleştirdi ve Doderic'e dönüp eliyle geldikleri yönü işaret ederek,

"Cüceyi yalnız bırakmamalıydık. Geri dönmeliyiz" dedi sert bir tavırla. Patikanın girişine doğru hızlıca yürürken aniden durdu ve Doderic'e dönüp sesini biraz yükselterek,

"Ve sen ufak adam!" dedi. Sesi titriyordu. "Benim için kendini bir daha tehlikeye atma sakın, anladın mı! Ben buna değecek biri değilim" dedi. Eğer loş bir ortam olmasaydı, Doderic elfin gözlerinin dolduğunu da fark edebilirdi. Belki de fark etmişti...
How shall we leave the lost road,
Time's getting short so follow me,
A leader's task so clearly,
To find a path out of the dark

Inilius Narteroth

Iraneth

  • Planewalker
  • - 2 -
  • İleti: 29
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #46 : Kas 25, 2017, 00:13:30 »
Mağara duvarının köşesinden kafamı hafifçe çıkarıp dışarı baktığımda, gelen kişilerin sebepsiz yere buralarda olmadıklarına kanaat getirdim. İlk planda birilerini bulmaya çalışıyor izlenimi veriyorlar. Bir arayış içerisindeler, başlarındaki iri yapılı adamın da diğer askerlere göre biraz daha tecrübeli olduğu ve onara yön gösterdiği ortada. Ve bulundukları coğrafyaya da hakimler. Bir plan yapmak için çok zamanım kalmadı, farkındayım.

Diğer yoldaşlarımın şu anda mağaranın neresinde olduğu bilmiyorum. Fakat haydutların onları bulmak için yola çıktıklarını düşünüyorum. Çünkü benim geldiğim yön haydutların buraya geldiği yön değildi ve haydutlar beni onlarla birlikte görmemişlerdi. O yüzden kılıçların çekilmesi şimdilik benim açımdan anlamsız olurdu. Belki konuşarak, ya da aynı dili konuşmasak bile yoldaşlarımın yerlerini tespit etmemeleri için onları farklı bir yere yönlendirme fırsatı yakalayarak durumu çözebilirdim. Aynı zamanda neden burada olduklarını öğrenme fırsatım da olurdu. Lâkin, farklı bir senaryoda, eğer savaşma durumumuz olacaksa Glansten'de öğrendiğim dövüş tekniklerini de sergileyeceğimden kimsenin şüphesi olmasın. Arkada ölmüş büyük bir örümcek ve onun  tarafından öldürülmüş bir ceset olması, onları ikna etmemde biraz da olsa faydalı olacaktır diye düşünüyorum.

İlk fırsatta yere okla çizilmiş haritayla onların burada olduğuna işaret eden diğer kanıtları ortadan kaldırıyorum ve yoldaşlarımın beni burada ilk gördükleri gibi kayanın üstüne oturup, sanki örümceği yeni öldürmüş gibi elimdeki kılıcı temizlerken karşılamak istiyorum gelenleri.

ZulkhiR

  • Planewalker
  • - 8 -
  • İleti: 189
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #47 : Kas 25, 2017, 09:49:48 »
Inilius'un kendine gelmesini beklerken, yaratığın düşürdüğü gürzü alıyorum. İyi ve sağlam bir şeye benziyor. Bir yerlerde lazım olabilir veya koca adam bunu kullanabilir.

Inilius kendine gelmeye başladı ve başlar başlamaz da konuşmaya başladı. Ne dediğini anlamıyorum, sadece bazı kelimeler yakalamaya başladım. Bunlardan biri "ufak adam", ne demek acaba? En sık kullandığı kelimelerden biri bu. Benimle iletişime geçeceği zaman ağzından ilk dökülen kelime bu oluyor. Neyse ki kendine gelmeye başladı. Yine bir şeyler söyledi lâkin anlayabilmiş değilim. Aralarından "İyiyim, teşekkürler" gibi kelimeleri seçebiliyorum ancak. Daha sonrasında ise bir süre daldı gitti, gözleri acıdan doluyordu sanırım. Sonra ayağa kalktı ve geldiğimiz yönü işaret ederek geri dönmemiz gerektiğini anlatmaya çalıştı. Sonra aniden durdu, ağzından yine kelimeler döküldü. Her zamanki gibi ufak adam diyerek konuşmaya başladı, sonra söyledikleri ise çok manasız geliyor bana. Bugüne kadar çözebildiğim tek şey "ufak adam", demek ki bana böyle seslenecek.

Bu sivri kulaklı adamı zaman geçtikçe daha çok sevmeye başladım. Böyle giderse konuştuğu dili zamanla çözüp onu anlayabileceğim. Belki o zaman çok daha iyi konuşur, birbirimize daha yakın birer dost oluruz. Daha güzel maceralara atılırız. Önce şu başımızdaki belaları def etmeliyiz. Sivri kulaklıya bir şey olmasına izin vermeyeceğim
The Professional
Doderic Cotton

Kharnos

  • Narrator
  • - 20 -
  • İleti: 741
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #48 : Kas 27, 2017, 13:07:15 »

Nyst 3, 1290, Muldaran Tepeleri, Gizli Mağara, 17:00

Merl: Dağ muhafızları, gür sakallı liderlerinin verdiği komutların ardından iki gruba ayrılıyor. Lider ve sağ kolunun ana iz hattından ayrılmayacakları belli oldu. Mağaraya doğru gelen uçurumlu patikayı geçme hazırlıkları yapıyorlar. Diğer iki yaban kolcusu ise, uçurumun karşı tarafından aşağıya doğru sarkıttıkları halatları sağlam kazıklara bağlamakla meşguller. Adamlar yaptıkları işte beceriklilier.

Onları daha fazla izlemeyip mağaranın iç kısmına, sivri kulaklıyı ve küçük adamı karşıladığın yere geri dönüyorsun. Geniş kayanın üstüne oturup da yüzünü mağara girişine döndüğünde, muhafızların çok geçmeden burada olacaklarını biliyorsun. Onların birbirlerine bağırışlarını, sivri el kazmalarını buzlara saplayışlarını, sert ve kaymaz botlarıyla patikayı yoklayışlarını... Hepsini duyuyor, dinliyor ve muhafızların mağara ağzında belirecekleri anı bekliyorsun.

Mağara girişinin manzarasında bir süre boyunca kocaman gri bulutlardan ve loşlaşmaya başlayan gün ışığından başka bir şey görmüyorsun.

Ve sonunda, biri diğerine kıyasla kocaman görünen iki karaltı, mağaranın ağzından vuran zayıf ışığın orta yerine dikiliyor. Bir süre boyunca orada öylece durup içeriye, senin bulunduğun noktaya doğru bakıyorlar. Mağaranın karanlık kısımlarını incelerken kendi aralarında bir şeyler fısıldaşıyorlar. Seni net bir biçimde görüyorlar. Rolandus'u ve örümceği de fark etmiş olduklarını bir şekilde hissediyorsun.

İri yapılı, sakallı ve kürklü olan lider içeriye doğru bir adım atıyor. Gür bir sesle, sana doğru bir şeyler söylüyor. Ama adamın ne dediği hakkında hiçbir fikrin yok.

Adamlar senden gelecek bir cevap bekleyerek merakla sana doğru bakıyorlar. Alabildikleri tek cevap ise, bir dalga misali esip geçen bir rüzgârın yalın sesi oluyor. Sessizlikte ve belirsizlikte geçen bu anların ardından, kürklü adamın sağ kolu ona arka taraftan bir şeyler fısıldıyor.

Kürklü adam, bu sefer Demirduvar lisanında, yeniden konuşuyor:

"Selam sana, cüce efendi."

Lider, son sözlerinin işe yarayıp yaramadığını anlamak için kısa bir süre bekledikten sonra konuşmasına devam ediyor.

"Benim adım Gyles. Gyles Jorde. Bu arkadaşımın adı da Kord. Biz Kaldia'lı dağ muhafızlarıyız. Demirduvar cüceleri dostumuz ve müttefiğimizdir. Gerekmedikçe silahlarımızı çekmez, sana zarar vermeyiz. İçeriye girmemiz gerekiyor. Müsaaden var mı?"
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka

Iraneth

  • Planewalker
  • - 2 -
  • İleti: 29
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #49 : Kas 28, 2017, 23:15:49 »
Muhafızları mağarada beklediğim sırada onların bağırışlarını, aralarındaki konuşmaları ve mağaraya doğru gelen yolda bile ne kadar disiplinli hareket ettiklerini az çok tahmin edebiliyorum.

Mağaranın girişinde belirdiklerinde, öndeki gür sakallıdan ziyade arkasındaki adamı hiç gözüm tutmuyor. Sanki asıl sıkıntıyı bu herif çıkaracak gibi bir hava seziyorum. Neyse...

Gür sakallı adam mağarayı biraz inceledikten sonra bana doğru gelerek bir şeyler söylüyor, fakat konuştuklarını anlamıyorum. Ardından, arkasındaki muhafız onun kulağına bir şeyler fısıldıyor ve sakallı adam anladığım dilden konuşmaya başlıyor.

"Hmmm, Gyles..."

"Memnun oldum dostum. Rotanızdan biraz uzaklaşmış gibi bir hâliniz var. Bildiğim kadarıyla Kaldia biraz daha doğuda kalıyor. Bu coğrafyayı bilseniz bile, dağın bu kısımlarına çok hakim değilsiniz galiba. Her ne kadar buralardan siz sorumlu olsanız da."

"İçeri girmeniz gerekiyorsa buyurun gelin. Uzun yol yapmışsınız sanırım, üşümüş ve yorgun olmalısınız. Hem ben de uzun zamandır buralardan kimse geçmediği için sıkılıyordum. Biraz sohbet etmiş oluruz."

"Hangi rüzgar attı sizi buralara?"


Aslında bedenim ne kadar burada olsa da aklım yoldaşlarımda. Onlar için umarım her şey yolundadır ve bir sıkıntıyla karşılaşmamışlardır. Çünkü diğer adamlar uçurumun aşağı kısımlarına inmişti. Belki onlarla karşılaşmış bile olabilirler, bu da bizim açımızdan pek hoş olmayabilir.

Gizli 2d9 : 1, 8, toplam sonuç 9

Kharnos

  • Narrator
  • - 20 -
  • İleti: 741
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #50 : Kas 30, 2017, 09:01:44 »
Nyst 3, 1290, Muldaran Tepeleri, Gizli Mağara, 17:05

Merl: Gyles'ın kaşları hafifçe çatılıyor. Kürklü iri adam ağır adımlarla mağaranın merkezine, yani senin bulunduğun kısma doğru ilerlerken, ismi Kord olan diğer adam de Rolandus'la örümceğin bulunduğu noktaya doğru yöneliyor.

Gyles senin karşında bulunan başka bir kayanın üzerine yerleşirken, yeniden Demirduvar lisanında konuşuyor:

"Sohbet edecek havada değilim yoldaş. Lafı da dolandırmayacağım. Muldaran yolundan beridir iki kişinin izini sürüyoruz. Aşağı yukarı bir buçuk saat kadar önce bu mağaraya geldiler."

Muhafız çatılmış bakışlarıyla seni süzüyor. Gözleri gözlerinden bir an olsun ayrılmıyor.

"Ve sen bize yalan söylüyorsun."

Mağaradaki esinti şiddetini artırıyor. Duvarda asılı meşalelerden birisi, buna daha fazla karşı gelemeyerek sönüyor.

Mağaranın diğer tarafına ulaşan muhafız Kord, belindeki irice baltayı Rolandus'un bedenini hafifçe dürtmekte kullanıyor. Bir süre cesedi inceledikten sonra Gyles'a dönerek Palria lisanında bir şeyler söylüyor. Her ne söylediyse, liderin yüz hatları daha da sertleşiyor.

Bir süre daha düşünen Gyles, ellerini önünde kavuşturduktan sonra söze devam ediyor: "Eğer bir süredir buralardaysan, birisi şu köşede yatan adamın boylarında, diğeri de ancak bir çocuk kadar olan iki kişiyi görmüşsündür. Eğer burada neler olup bittiğini bize anlatmazsan, artık dostum da, müttefiğim de değilsin demektir."

Şu anda omzunun arka tarafında, mağaranın iç kısmındaki karanlıkta örümcekle oyalanan Kord'un da, tıpkı karşında oturan muhafız lideri gibi seni göz hapsinde tuttuğunu biliyorsun.

Mağara soğuk ve artık daha da karanlık. Neredeyse silüetlerini görebildiğin iki adamın tam ortasında, önden ve arkadan kuşatılmış durumdasın.

Tabii bir demirduvar cücesini kuşatmak için iki kişi gerçekten yetiyorsa.

Gyles, Merl'e gözdağı veriyor 2d9 : 9, 4, toplam sonuç 13

Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka

Iraneth

  • Planewalker
  • - 2 -
  • İleti: 29
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #51 : Kas 30, 2017, 10:06:51 »
Son konuşmalarımızdan bu yana artık daha soğuk rüzgârlar esiyor. Gyles ve hiç sevmediğim adamı durumun farkındalar sanırım.
 
Adamlar buraya gelmeden önce yaptığım planın ikinci bölümünü devreye sokmak zorunda kalacağım. O da savaşmak sanırım.

Dişlerimi sıkarak konuşmaya giriyorum.

"Gyles ben sana ne dedim? Hı?"

"Rotanızdan uzaklaştınız, buralara çok hakim değilsiniz dedim!!"

"Fakat sen o güzel dişlerini göstermeye ve hırlamaya devam ettin!!"

"Seninle ve şu yanındaki bir boka benzemeyen tiple müttefik olacağıma, kanımın son damlasına kadar savaşırım daha iyi!!"


Kılıcımı çekip sırtımı mağara duvarına doğru veriyorum, çünkü mağaradaki meşalelerden biri düştügü için içerisi biraz loş ve iki adamı da önümde görmek istiyorum.

Merl, Gyles'a gözdağı veriyor 2d9+1 : 8, 6 + 1, toplam sonuç 15

Kharnos

  • Narrator
  • - 20 -
  • İleti: 741
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #52 : Kas 30, 2017, 14:24:31 »
Nyst 3, 1290, Muldaran Tepeleri, Gizli Mağara, 17:07

Merl: Karanlığa teslim olmak üzere olan mağarada, savrulan tehditlerin orta yerde çarpıştığı uzun bir sessizlik yaşanıyor. Kendine siper ettiğin kılıcının ardından, gölgelerden seni izleyen iki yüze bakıyorsun. Kord, az önce kendisi hakkında sarf ettiğin cümlenin manasını kavrayabilmiş gibi görünmüyor. Kürklü ve sakallı muhafız ise herkesi ağına düşüren bu zor durumu değerlendiriyor gibi.

Karşılıklı alınıp verilen birkaç nefesten sonra Gyles, Demirduvar lisanında konuşuyor:

"Seninle savaşmayacağız, cüce. Buraya bunun için gelmedik."

Adam elini kılıcının kabzasından geri çekerek, Kord'a da aynı şeyi yapmasını işaret ediyor. Sonra yeniden sana dönüyor.

"Anlıyorum ki bir sebepten dolayı onları koruyorsun. Sebeplerin veya burada ne yaptığınız beni ilgilendirmez. Size şu köşede yatan örümceğin sebep olduğundan daha öte bir dert getirmek niyetinde değilim, özellikle de bu perişan hâlinizi gördükten sonra. Sizlere tek söyleyeceğim şu: Ne yaparsanız yapın, Riag Verhaal yolundan uzak durun."

Kord, mağaranın karşı tarafındaki gölgelerin içinden sessizce geçerek liderinin yanına geri dönüyor. İki muhafızın mağaradan ayrılma hazırlığında olduğunu görebiliyorsun.

"Artık sizi takip etmeyeceğiz. Lâkin bu buralardan gidiyoruz demek değil. Şunu gizemli arkadaşlarına da söyle, cüce: Riag Verhaal yolunu gözlüyor olacağız. Eğer bu ikazımı dikkate almazsanız ve ben yüksek patikalarda size yeniden rastlarsam, o zaman işler değişir."

İkili ağır adımlarla mağaranın girişine doğru yöneliyor. Oradan gelen zayıf ışığın orta yerinde, yan yana iki silüet hâlinde mağaranın dışındaki sarp patikaya kadar yürümelerini izliyorsun. Tam çıkacakları sırada, Gyles omzunun üzerinden geri bakıyor.

"Kaybınız için üzgünüm."
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka

Aramil

  • Planewalker
  • - 5 -
  • İleti: 113
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #53 : Ara 03, 2017, 23:15:26 »
Inilius hızlı bir şekilde yukarı doğru çıkıyordu. Bir yandan zihnindekiler aklını meşgul ediyor, diğer yandan da sırtındaki acı hareket ettikçe artıyordu. Tam mağaranın girişine açılan köşeyi dönecekti ki, kulağı bir takım konuşma sesleri yakaladı. Hemen duvara yaslandı, Doderic'e de durmasını ve sessiz olmasını işaret etti.

Elf kıpırtısız bir şekilde dinlemeye koyulmuştu. Adamlar Kaldia muhafızları olduklarını söylediler ve cücenin anlamadığını fark edince başka bir lisan konuşmaya başladılar. Bu noktadan sonra Inilius konuşulanlardan hiç bir şey anlamıyor ancak cücenin ve muhafızların ses tonundan işlerin kötüye gittiğini sezebiliyordu. Bununla birlikte, muhafızlardan birinin hareket ettiğini duyar gibi oldu. Sonra bir takım konuşmalar daha... Ortam sakinleşmişe benziyordu.

Ancak Inilius, muhafız liderinin son konuşması arasında bir isim yakaladı: Riag Verhaal..... Burası, elfin Doderic ile birlikte gitmeye çalıştıkları yerdi. Muhafızlar bu sebeple onları takip ediyor olabilirler miydi? Belki de uyarmak istemişlerdi elf ile ufak adamı. Inilius bir an için düşündü ve muhafızlarla konuşmaya karar verdi. Bu adamların niyetlerinin ne olduğunu öğrenmeliydi. Eğer birini yakalamaları veya biriyle dövüşmeleri gerekiyorsa bu kendisi olmalıydı. Bu sorun, burada bir an önce çözüme kavuşmalıydı, herkesin iyiliği için....

Inilius, Doderic'e olduğu yerde kalmasını ve sessiz olmasını işaret etti ve mağara girişine çıkan köşeyi dönerek kendini ortaya çıkardı. Cücenin yanından geçerken, bir eliyle cücenin sıkıca kavradığı kılıcı tutan eline dokundu ve sakin bir şekilde aşağı indirdirirken Kaldia lisanında muhafızlara seslendi;

"Selam, Kaldia muhafızları! Nihayet birbirimizi yakından görme fırsatımız oldu" diyerek hafifçe tebessüm etti.

"Sizi buraya kadar yormak istemezdim ancak soğuklarla aram sizin kadar iyi değil maalesef. Size nasıl yardımcı olabilirim?"

DM'e not: Emphaty zarı atıp, muhafızların beni gördüklerindeki hissiyatlarını öğrenmek istiyorum.

Inilius'un empati girişimi 2d9+2 : 7, 2 + 2, toplam sonuç 11
How shall we leave the lost road,
Time's getting short so follow me,
A leader's task so clearly,
To find a path out of the dark

Inilius Narteroth

ZulkhiR

  • Planewalker
  • - 8 -
  • İleti: 189
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #54 : Ara 04, 2017, 09:53:53 »
Inilius'la beraber hızla yukarı çıkarken mağaradan sesler geliyordu, hararetli sesler...

Koca adam zor durumda olabilirdi. Konuşulanlardan bir şey anlamıyorum. Inilius durmamı işaret etti, biraz içeriyi dinledik. Sanki daha sonra hararet yavaşça yatıştı.

Sivri kulak bana olduğum yerde kalmamı istercesine işaret edip, kendisi de içeri dalıp konuşmaya başladı. Ben de olduğum yerde kalıp dinlemeye başladım. Sivri kulak yine bir şeyler söyledi, kelimeleri yakalamaya çalışıyorum. ''Selam Kaldia muhafızları... Yakından görme... Soğuklarla..." gibi kelimeler kulağıma geldi. Sivri kulak dışarı çıkarak ne kadar doğru bir şey yaptı bilmiyorum. Eğer işler ters giderse olduğum yerden çıkıp bu adamların canını acıtırım.
The Professional
Doderic Cotton

Kharnos

  • Narrator
  • - 20 -
  • İleti: 741
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #55 : Ara 04, 2017, 16:20:29 »
Nyst 3, 1290, Muldaran Tepeleri, Gizli Mağara, 17:09

Inilius: Cüceyle yaptıkları konuşmanın ardından, muhafızların mağaranın çıkışına doğru attığı adımları duyuyorsun. Derinlerdeki taş patikayı yukarıdaki mağara boşluğuna bağlayan yarıkta, aşman gereken son birkaç metre... Doderic arkandaki karanlıkta bir yerlerde kaldı. Muhafızların lideri, ayrılmadan evvel son bir kelam daha ediyor. Tam bu sırada köşeyi dönüyorsun ve onları görüyorsun. Mağaranın çıkışındaki bulutlu havada gördüğün iki gölge... Sen onlara seslendiğinde, neredeyse çıkmak üzerelerdi.

Gölgelerin birisi iri yarı, kel kafalı, gür bıyıklı ve sakallı bir adama ait. Kalın kürkler giymiş. Koca göğsünün nefes alıp verirken nasıl kalkıp indiğini ta buradan görebiliyorsun. Az önce sesiyle mağarayı inleten kişinin bu olduğunu anlaman için bir kez bakman yetti. Diğer silüet ise daha çelimsiz, her an kaçacakmış veya bir şey yapacakmış gibi tuhaf bir hâli var. Nedense onun çevik birisi olduğu izlenimine kapılıyorsun.

Gür sakallı ve kürklü olan adam, onlara verdiğin selamı duyunca geri dönüyor. Temkinli adımlar atarak, asılı olduğu yerde bir var olma mücadelesi veren meşale ışığına doğru yaklaşıyor. Adam yüzünü ışığın haresine kadar getirip de kendini açığa çıkardığında, eldivenli koca ellerinden birinin belindeki kılıcın kabzası üzerinde, serbest bir biçimde durduğunu da görüyorsun.

"İsmini söyleyerek başlayabilirsin." diyor muhafız lideri. "Benim adım Gyles. Gyles Jorde."

Diğer adamın hareketleri de gözünden kaçmış değil. Mağaranın kenarlarına doluşmuş gölgelerin içerisinde, kendini göstermekten kaçınır gibi yürüyerek, yavaş yavaş liderini izliyor.

"Ve Muldaran koruluklarında yaptığınız şarlatanlığı açıklayarak devam edebilirsin." diyor lider, kısa bir sessizliğin ardından. Adamın ses tonunda kızgınlık olabilecek bir sertlik var ama neye kızmış olabileceği konusunda bir ipucu yakalayabilmiş değilsin. "Tabii bunu yapmamak da seçeneklerin arasında. Tıpkı benim sizi hiç ikaz etmeden vur emri vermek gibi bir seçeneğimin olması gibi."

Liderin yüz çizgileri daha da netleşip, geçmiş deneyimlerinden aşina olduğun bir ifadeye dönüşüyor. Kızgınlık olmadığını artık anladığın bir ifadeye... Sözlü bir savaşta kendine bir rakip bulan ve onu köşeye sıkıştırdığına inanan bir kişinin üstünlük ifadesine. Gyles bu oyunu oynamaya istekli görünüyor.

"Sahi, bu patikalarda ne arıyordunuz? Buradan bir yere mi gidiliyor?"
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka

Aramil

  • Planewalker
  • - 5 -
  • İleti: 113
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #56 : Ara 04, 2017, 21:35:04 »
Inilius dikkatli bir şekilde Gyles'ı dinliyor ve bir yandan da adamın yüz ifadesini anlamaya çalışıyordu. Yüzüne, sorularıyla karşısındakini köşeye sıkıştırdığını düşünen bir ifade takınmıştı. Ancak istediği veya beğendiği cevapları alamazsa ne gerekiyorsa yapmaya hazır duruyordu.

Elf kafasında hızlıca durumu analiz etmeye çalıştı. Dağ muhafızları yaptıkları iş karşılığında para alan kişilerdir. Ancak yaptıkları işlerin karşılığında aldıkları para oldukça düşüktür. Şehir muhafızları -aynı ücreti almalarına rağmen-gün boyu hanlarda yiyip içip cirit atarken, dağ muhafızları yabanla cebelleşirler. Çünkü bütün günleri dışarıda, soğukta ve ayazda geçer. Sırf birini takip etmek için günlerce uyumadıkları olur. Sıcak bir kap yemeğe, rahat bir yatağa ve ailelerine günlerce belki aylarca hasret kalırlar. Bütün bunların nedeni ise, yabanda dolaşan belalı ve sorunlu tiplerdir. İşte bu nedenle, bu belalı tiplere karşı pek müsamaha göstermezler, nefret duyarlar ve sorunlarını hızlıca halletmek isterler.

Bu nedenle Inilius kelimelerini seçerken dikkat etmeliydi. Muhafızları sorun olmadığına ikna etmeli ve onlara açtıkları zahmeti telafi etme yoluna gitmeliydi. Ancak davranışlarının ve bu konuşma tekniğinin işe yarayıp yaramayacağını kestiremiyordu. Zira dünyada ne kadar insan varsa, o kadar dünya vardır...

Inilius Gyles'a doğru iki adım attı ve "Adım Inilius Narteroth, efendi Gyles" dedi.

"Öncelikle sizleri buraya kadar yorduğum için üzgünüm. Ancak bu soğuk havaya sizler kadar alışık değiliz ve sığınacak bir yer bulmak için hareket etmemiz gerekiyordu. Açıkçası sizlerin de bizi takip ettiğinizin farkındaydık ancak bir haydut grubu olabileceğiniz düşüncesi bizi korkuttu. Ancak şu an sizlerin burada olması nedeniyle açıkçası içim rahatladı." diye sözlerine devam etti. Rahatlatıcı bir giriş yaptığını düşünüyordu Inilius ancak henüz bunun etkilerini muhafız liderinin yüzünde görememişti. Gyles, devam et dercesine elfe bakıyordu. Inilius sözlerine devam etti.

"Efendi Gyles" diye cümleye başladı Inilius, bu hitap tarzının adamın gururunu okşamasını umarak.

"Ben buraya Atrum şehrinden geliyorum. Lorellion isimli bir şifacının çırağıyım, belki duymuşsunuzdur. Kendisi benden Lutras adlı bir bitki bulmamı istedi ve beni buralara kadar gönderdi. Dağ sırtlarında ve soğuk iklimde yetişen bir bitki olduğu için bu civarlarda aramamı söyledi. Aslında Atrum'un kuzey yolunda da arayabilirdim bu bitkiyi ancak üstat Lorellion:

"Kaldia'nın kuzeylerine git çocuk. Orada Kaldia dağ muhafızları vardır ve işlerini iyi yaptıkları için başına bir iş gelmez, güvende olursun. Atrum'un kuzeyine gidersen, bu hayatının son yolculuğu olur" dedi."

"İşte bu nedenle buradayım. Geçimimi bir şekilde sağlamak için bunca yolu tepmeyi ve çetin yaban şartlarıyla yüzleşmeyi göze aldım. Tıpkı sizler gibi..."

"Koruluklar konusuna gelince....Atrumdan ayrılmadan önce de, bir tüccar bana ahşap ve kilitli bir kutu verdi. Bu kutuyu bahsettiğiniz çalılıklarda birine teslim etmemi söyledi. Açıkçası adamı tanımıyordum ve böyle  gizli ve riskli işler yapmak hiç de huyum değildir. Ancak dolgun bir ücret teklif edince ben de kabul ettim. Size gereksiz yere zahmet verdiysem de kusuruma bakmayın lütfen"

DM'e not: Yazıda bir çok farklı skill check mevcut. Takdir DM'in.

Inilius'un Gyles'ın tutumunu yumuşatma girişimi 2d9+2^2 : 9, 5 + 2, toplam sonuç 16

Inilius'un uydurduğu noktalar 2d9^2 : 8, 9, toplam sonuç 17



DM: Hem bir önceki sahnede başardığı Empati girişimi, hem de hikâyesinin inandırıcılığı sayesinde, Inilius'un bu zarlarda önemli bir avantajı var.
How shall we leave the lost road,
Time's getting short so follow me,
A leader's task so clearly,
To find a path out of the dark

Inilius Narteroth

Kharnos

  • Narrator
  • - 20 -
  • İleti: 741
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #57 : Ara 05, 2017, 18:29:51 »
Nyst 3, 1290, Muldaran Tepeleri, Gizli Mağara, 17:12

Muhafız lideri Jorde, sahip olduğu tüm üstünlükleri masaya sürerek oyuna dahil olmuştu. Gücünü, haşmetini ve otoritesini sözcüklerle dışarı dökerken, rakibinin de benzer ölçütlere dayanan bir yol izleyeceğini umuyor, silahlar yerine sözlerle yapılacak bir düellonun ateşiyle yanıyordu. En ufak bir kıvılcımda silahların da dahil olacağı, bu yönüyle de aslında tamamen silahlar üzerinde temellenecek olan bir düellonun ateşiyle...

Rakip ise silahsızdı. Silahlara sahip olmadığından veya gerekirse onlarla vuruşamayacağından değil... Bu tuhaf görünümlü, sivri kulaklı çelimsiz adam güç veya haşmetten yoksundu. Jorde onun mütevazı görüntüsüne aldanmış, kendini bu sözlü çarpışmanın kazananı varsayarak sözünü söylemişti. Ama önemli bir şeyi hesap edememişti.

Rakip olarak seçtiği kişi, muhtaçlara şifa verebilmek amacıyla yollara düşmüş basit bir şifacı çırağından ötesi değildi. Eski püskü kıyafetler giyen, yırtık pırtık bohçasında birkaç döküntü eşyadan fazlası olmayan ve söylediklerinde samimi görünen birisi... Sıradan bir adamdı bu. Aksanına bakılırsa, Atrum'lu olduğu konusunda yalan söylemiyordu. Sahip olduğu silahlar ise, bırakın insanlara zarar vermeyi, bir tavşanı bile zor öldürürdü.

Yarı-elfin yaptığı açıklamalardan sonra, Jorde oyuna dahil ettiği taşların hiçbirini bu rakibe karşı kullanamayacağını anlayacaktı. Sahip oldukları güç ve yaptırımlar, muhafızlara böyle adamları köşeye sıkıştırmaları için değil, onları korumaları ve kollamaları için bahşediliyordu.

Gyles'ın yüzündeki sert hatlar kayboluyor. Muhafız düşünceli görünüyor. Koca elleri gür sakallarında geziniyor, ayakları mağaranın merkezinde ağır çemberler çiziyor. İri yarı vücudu, loş ışıkla karanlığın arasında bir gidip, bir geliyor.

"Lutras'ı bulmak için daha yukarılara çıkmalısınız." diyor sonunda.

"Peki ya ufaklık?" diye araya giriyor Kord, unutulmanın eşiğindeki bu önemli detayın altını çizerek. "Buraya kadar yalnız yürümedin ama yalnız yürümüş gibi konuşuyorsun, yarı-elf!". Adamın gözlerinde şimdi oluşan parıltı, Jorde'un hafifçe kalkan kaşlarında da belli belirsiz bir karşılık buluyor. "O neden hâlâ saklanıyor? Bizimle bir derdi mi var?". Bir an için, çevik muhafızın hırsla kenetlenmiş dişlerini görür gibi oluyorsun.

"Yoksa şu köşedeki başıbozuk cüceyi, izini sürdüğümüz minikle karıştırırız falan diye mi düşündün?"

Jorde, gözlerini Kord'a çevirerek "Bu kadarı yeterli" dermiş gibi bir bakış atsa da, o vazgeçmiyor:

"Hı?"

Az önceki durum ne olursa olsun, Gyles'ın da bu cevabı en az Kord kadar sabırsızlıkla beklediğini, onun şimdi sana bakan gözlerinde görüyorsun.
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka

Aramil

  • Planewalker
  • - 5 -
  • İleti: 113
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #58 : Ara 05, 2017, 21:40:04 »
Inilius sözlerine devam ederken, muhafız liderinin yüzündeki sert ifadenin yumuşadığını görebiliyordu. Gyles ikna olmuşa benziyordu ancak Gyles'ın arkasında duran adam, Kord, elfe kısık gözlerle bakmaya devam ediyordu.

"Peki ya ufaklık? Buraya kadar yalnız yürümedin ama yalnız yürümüş gibi konuşuyorsun, yarı-elf!" dedi Kord. Bu sırada Inilius araya girerek,

“Adım Inilius” dedi.

Inilius'un yüzündeki şaşkınlık ifadesi bir an için öfkeye dönüştü, sonra eski yüz ifadesini çabucak geri takındı. Ömrü boyunca o kadar çok duymuştu ki bu ezici, alaycı ve küçük gören “yarı-elf” hitap tarzını. Zaten evinden uzak, bu soğuk diyarlarda olmasının sebebi de bu değil miydi?

Kord bir an için duraksadı ve sözlerine devam etti:

“O neden hâlâ saklanıyor? Bizimle bir derdi mi var? Yoksa şu köşedeki başıbozuk cüceyi, izini sürdüğümüz minikle karıştırırız falan diye mi düşündün?" diyerek Inilius'u soru yağmuruna tutmuştu.

Inilius, artarda gelen sorular karşısında bir an için aşırı derecede heyecanlandı ancak yine de bir sonraki cümlesi için hazırladığı şaşkın yüz ifadesini bozmadan söze başladı:

"Yoo, yanlış anladınız. Ben buraya geldik derken cüceyi kastetmedim elbette. Bahsettiğiniz kişi arkadaşım Doderic. Kendisi bir buçukluktur. Ben buraya yolculuk ederken şans eseri yollarımız kesişti. Kendisi hastalanmıştı ve ben de ona iyileşmesi için yardım ettim. O da benim kuzeye yolculuk edeceğimi öğrenince beni yalnız bırakmak istemedi ve benimle buralara kadar geldi. İyi bir yoldaş edindim diyebilirim.”

Inilius konuşurken ellerini ovuşturup ısıtmaya çalışıyordu. Sonrasında ateş yakmak için eğilip yerdeki ufak tefek çalı çırpıyı toplayıp bir araya yığıyordu. Konuşmanın aralarında da Gyles’a bakıyor ve tüm bunları rahat olduğu izlenimini vermek için yapıyordu.

“Biz buraya geleli belki bir kaç saat oldu ve geldiğimizde cüce buradaydı ve yaralıydı. Hatta yarasını tedavi etmeye başlamıştım ki mağaranın arkasından bir takım sesler duyup araştırmak için birlikte aşağı indik" dedi.

"Bir goblin! Açıkçası bizi biraz uğraştırdı ancak Doderic'in benden daha marifetli olduğunu öğrenmem uzun sürmedi. Yukarı beraber çıkıyorduk, arkamdaydı. Muhtemelen o da sizlerin haydut olduğunu düşündüğü ve Palria lisanını bilmediği için hâlâ gizleniyordur. İzin verin çağırayım."

Inilius topladığı çalı çırpının etrafına birkaç parça taş koyduktan sonra doğruldu ve ellerinde ki tozu silkelerken mağaranın arka tarafına dönüp;

“Doderic!..... Doderic! Gelebilirsin ufak adam” diye tebessüm ederek seslendi.

Inilius sakinliğini korumaya çalışıyorken;

“Umarım muhafızlar senin dilini konuşamıyorlardır, umarım” diye içinden geçirmeden edemedi. Zira Doderic, Inilius’un anlattıklarına zıt bir şey anlatırsa kılıçların çekileceğini biliyordu.

Inilius Kord'u kandırmaya çalışıyor 2d9 : 7, 9, toplam sonuç 16
How shall we leave the lost road,
Time's getting short so follow me,
A leader's task so clearly,
To find a path out of the dark

Inilius Narteroth

Iraneth

  • Planewalker
  • - 2 -
  • İleti: 29
Ynt: Oyun Akışı
« Yanıtla #59 : Ara 05, 2017, 23:21:25 »
Glyes ile yaşadığımız laf dalaşından sonra kılıcımı yeniden belime takıyorum. Aslında bunun yoldaşlarım için iyi bir şey olduğunu, Gyles ve arkasındaki dengesiz herifin ortadan şimdilik kaybolacağını düşünüyordum. Ta ki sivri kulak gelene kadar. Fakat küçük adam ortalarda yoktu.

Sivri kulak karşılarına çıktıktan sonra yaşanan konuşmanın gidişatı konusunda şüphelerim vardı. Çünkü Gyles, onunla yaşadığımız tartışma esnasında ''Riag Verhaal'''den bahsetmişti. Oranın sağlam büyücülerin olduğu bir yer olduğunu az çok biliyorum. Oraya giden yollar da açıkçası pek tekin değil. Neyse...

Sivri kulak konuşmasına başladığı sırada muhafızların hâl ve hareketlerini gözlemliyorum. Sivri kulak sanırım tam onların kanına girdiğini düşünürken, varlığından hiç hoşlanmadığım Kord yine araya girerek ortamı germe konusundaki hünerini gösteriyor. Ne konuştuğunu anlamasam da adamın sinsiliği yüzüne vurmuştu.

Sohbetin nereye gittiği konusunda en ufak bir fikrim yok, fakat arada ''Doderic'' ve ''Inilius'' gibi isimler geçiyor. Bunlar yoldaşlarımın adları olmalı.

Gyles'ın yüzündeki ifade, Kord'un bir hırsla sıktığı dişleri de göründükten sonra değişiyor.

Bu esnada sivri kulak ateş yakmak için bulunduğu yerde çalı çırpı toplayıp etrafını taşla kapadı. Ve sonra arkaya doğru seslendi, sanırım küçük adam da sohbete dahil olacak. Neyse ki ikisi de hayatta. Bu sevindirici bir haber.

Ben de Kord'a göz ve söz temasında bulunmak için çalı öbeğinin oraya giderek ateşi yakıyorum. Amacım onların dikkatlerinin biraz dağılması.

''Kord ne oldu üstat? Yine kanın kaynıyor galiba. Senin de o beyaz dişlerini görür gibi oldum. Ha ha ha ha!''