Baş Belası Strium

Gönderen Konu: Baş Belası Strium  (Okunma sayısı 281 defa)

Kharnos

  • Narrator
  • - 19 -
  • İleti: 690
Baş Belası Strium
« : Ağu 24, 2017, 10:26:33 »

Baş Belası Strium

Adım Arius Marcelino. Anroth’lu eski bir denizci ve serüvenciyim. Dünyanın kuzeybatı ucunda, Hayalet Deniz’in de ötesindeki Ada Krallıkları’ndayız. Bu satırları, güzel şehrim Anroth’un rıhtımında kaleme almaktayım. Yıl 1292 ve bugün Vaia’nın üçüncü günü.

Takım adalarda sıkıntı rüzgârları esiyor. Ada krallıklarının en küçüğü olan Engard, bize bir süredir dostça davranmıyor. Kadim müttefiği olan başkent Anroth’a savaş ilan etmesine belki de saatler kalmıştır. Engard şu günlerde önemli sorunlarla boğuşuyor. Başlarına gelen felaketlerden dolayı Anroth’u suçluyor, pek anlaşma yanlısı gibi de görünmüyorlar.

Engard Krallığı, halk arasında “Kozmik Obje” olarak da bilinen Strium adlı bir aygıta sahip. Strium, bir avuç Engard’lı kâşif tarafından eski dünyanın derinliklerinde bulunmuştu. Çelik bir iskeletle, halkalarla ve karışık bir ayar düzeneğiyle donatılmış olan büyükçe bir küreydi bu. Ne işe yaradığını kimse bilmiyordu, çünkü hiç kimse daha önce buna benzer bir aygıt görmemişti.

Strium, yirmi yıl önce sular altından çıkarıldığı o ilk günlerde kullanılmaz hâldeydi. Engard Krallığı, Strium’un incelenmesi, bakımının yapılması ve ne işe yaradığının öğrenilmesi için Hayalet Deniz’in dört bir yanına haber saldı. Meşhur zanaatkârlar, rün büyücüleri ve ilim adamları, çok geçmeden Şahin Adası’nda belirmeye başladı. Oraya gidenlerden birisi de, Anroth’un yegâne büyü ustası olan Kızgın Blane idi. Bütün Hayalet Deniz’de, bilgisi ve mahareti Kızgın Blane’den üstün olan bir büyücü daha yoktur. Strium’un üzerinde yapılan çalışmalarda onun sözü dinlendi, tavsiyelerine kulak verildi.

Strium’u yeniden kullanılabilir hâle getirmek en azından iki sene sürdü. Neredeyse tüm parçalarının tekrar yapılması ve rün işçiliğiyle donatılması gerekmişti. Sadece merkezdeki küre hasarsızdı. Onun haricinde aygıt adeta yeniden inşa edildi. Blane tüm bu süreyi Engard kralının, danışmanlarının, zanaat ve büyü ustalarının yanında, Strium’un da başında geçirdi.

Ve işini bitirip de bir gün Anroth’a geri döndüğünde, bize şunları söyledi:

“Bir göz... Çok uzakları gören, fazlasıyla gelişmiş bir göz... Uzaklar dediysem aklınıza Escova, Asuan veya Thernysia gelmesin. Strium, buradaki uzaktan ziyade öte âlemleri, hiç bilmediğimiz uzakları gören bir göz. Gökyüzünün kan kırmızısı olduğu kurak düzlükleri, bu dünyanın bir parçası olmayan karanlık boşlukları, bakan gözleri kör eden beyaz kum denizlerini görebilen bir göz... Ve ben, öte alemlerden bakanların da bizi görebileceklerine artık eminim.”

Engard Krallığı, Strium’un bakımı ve korunması için daimî bir kadro tayin etti. Onu adanın en yüksek yerine, “Şahin Yuvası” denilen gözlem noktasına götürdüler. Engard, diğer tüm ada krallıklarına Strium ile ilgili gelişmeleri anbean duyuracağına dair söz verdi. Şahin Yuvası’nda olup bitenler; Anroth, Rodan ve Harton’dan sürekli olarak takip edilmeye başlandı.

Böylece Strium, Ada Krallıkları’nın gören gözü oldu. Sadece öte âlemleri değil, çevre denizleri görmek için de ayarlanabiliyordu. Bu özelliği, gözlem ve güvenlik açısından Ilossa Deniz Birliği’ne önemli bir avantaj sağlayacaktı.

Strium, kısa süre içerisinde civardaki zanaat ve büyü ustalarının en büyük ilham kaynağı haline geldi. Onu ilk tasarlayanlara dair tarihî çalışmalar hız kazandı. Takip eden yıllarda ise, görünüş itibariyle Strium’u andıran bazı navigasyon aletleri ortaya çıkmaya başladı.

Strium’un orantısız bir güç unsuru olduğunu düşünebilirsiniz. Böyle bir güç unsuruna sahip olmanın aynı oranda tehdit oluşturabileceğini de. Eğer böyle düşünüyorsanız haksız sayılmazsınız. Çünkü öykünün buradan sonrası adeta  uğursuz bir fırtına. Karanlık, tutarsız ve acımasız...

1292 yılının başlarında, adalarda işler yolunda gidiyorken, Engard’dan bir haber geldi. İç karartıcı bir haber... İçerisinde bu şehir için çok önemli olan üç kişinin bulunduğu Garona adlı gemimiz, en az dört ticarî yük gemimizle beraber Engard limanına bağlanmıştı. Üstelik mürettebatları silah zoruyla rıhtıma indirilmiş, ikinci bir karara kadar da gemilerden uzaklaştırılmıştı.

Engard’ın bu radikal tutumuna neyin sebep olduğu konusunda hiçbir fikrimiz yoktu. Bunun koca bir yanlış anlaşılma veya aptalca bir askerî hata olması gerekiyordu. Anroth ve Engard iki kadim müttefikti. İşlerin bir anda buraya varması olacak şey değildi.

Gel gör ki, Engard Krallığı bu konuyla ilgili resmî bir açıklama yapmamıştı. Yapmıyordu da. İki ada krallığı arasındaki gemi trafiği durmuş, dört tane yük gemimiz alıkonulmuş, ticari mallarımız da Engard limanında çürümeye bırakılmıştı. Genç gemicilerimize yapılan zûlme gelmiyorum bile.

Ve bir de Garona vardı tabii. Büyü ustamız Blane, yanında şehrin önemli önderlerinden Üstat Kharnos ve eski bir korsan kaptan olan Koca Abnus ile birlikte Engard’da mahsur kalmıştı. Oraya neden ve hangi arada gitmişlerdi bilmiyoruz, ama bu üç isme sorgu sual etmek de zaten bize düşmezdi.

Engard’dan hâlâ resmî bir bilgilendirme gelmemişti. Ve gelmeyecekti de. Bu işin içinde başka bir iş vardı. Çözmeye kararlıydık.

Eğer Engard’la eski ve köklü bir ittifak içerisinde olmasaydık, bu düşmanca tavrın karşısında sessiz kalmazdık. Ama iyimser düşünmek herkesin çıkarına olurdu. Derhal bir heyet topladık. Onları elimizdeki en hızlı gemiyle Engard’a gönderdik. Kraliyet düzeyinde temas kurmamız ve daha korkunç senaryoları hiç başlamadan önlememiz gerekiyordu.

Ayrıca, Şahin Adası’nda nelerin dönmekte olduğunu bilmemiz de önemliydi.

Lienra’nın yelkenleri doğu ufuklarının ardında kaybolunca, gergin bekleyişimiz de başlamış oldu. Haberin gelmesi iki gün de sürebilirdi, on gün de. Görmek için beklemekten başka çaremiz yoktu.

Görüşme heyetinden haber beklediğimiz o günlerde, şehrin caddelerinde de bir kasvet dolanmaya başlamıştı. Ada halkı şüphesiz ki olan biten her şeyin farkındaydı. Tüccarlar maddi zarara uğramış, insanlar sevdiklerinden ayrı düşmüşlerdi. Zaman da bu derde deva olmadı. Beklediğimiz haber gelmemeyi sürdürdükçe, şehrimde gölgelerin boyu daha da uzadı. Tavernalarda şarkılar sustu, gece eğlenceleri yerini sessiz toplantılara bıraktı.
Haber; Lienra’nın ayrılışının yedinci gününde, Anroth’un kraliyet bahçelerine ulaştı. Heyetimizin üyelerinden Raiven kaleme alıyordu.



Heyetteki herkesi yakalayıp hapse attılar. Kral Aelân resmen çıldırmış.

Strium kayıp. Çalınmış veya kaybedilmiş. Engard’ın öfkesi adayı kökünden titretiyor. Kral Aelân, Anroth’lu liderlerle ile ilgili ağza alınmayacak şeyler söylüyor. Strium’u bizim çaldığımızı düşünüyorlar.

Kızgın Blane’in, hiç kimseye haber vermeksizin Şahin Yuvası’na geldiği ve burada bir kargaşaya sebep olduğu yönünde iddialar var. Gözlemevinin muhafızlarından bir tanesi olaya şahit olmuş. Kızgın Blane ve Strium’un koruyucusu büyücü Vhysmar arasında bir bağırış-çağırış yaşanmış. Her iki büyü ustası da asalarına davranmakta tereddüt etmemiş. Büyü düellosunun yarattığı tahribatın büyük olduğunu söylüyorlar. Şahin Yuvası darmadağın olmuş, hatta çatısı bile parçalara ayrılmış. Toz bulutu ortadan kalktığında ortalıkta ne Blane varmış, ne Vhysmar, ne de Strium...

Duyduklarına inanamayan Engard’lılar olayı araştırmaya başlamışlar. İlk öğrendikleri şeylerden birisi, her ikisi de Şahin Adası’nda olması gereken Üstat Kharnos ve Koca Abnus’un da ortalıkta olmadığıymış. Garona tayfası da olan bitenden habersizmiş. Buradan sonra anlatacaklarım pek hoş değil.

Öncelikle rıhtımda bekleyen tüm gemilerimize baskın yapmış, mürettebatları da aşağı indirmişler. Anroth’lu tüm gemi çalışanları, Engard’ın sokaklarında evsiz ve yurtsuz bir biçimde dolanmaya başlamış. Şu anda hâlâ barınmaya, karınlarını doyurmaya ve öldürülmemeye çalışıyorlar. Pek mutlu olduklarını söyleyemem. Kendilerini terk etmiş olan Koca Abnus’a artık güvenmiyorlar.

Benzer bir kaderi Anroth heyeti olarak bizler de paylaştık. Limana ayak bastığımız gün, Engard’ın düşük mertebeli asilleri tarafından göstermelik bir resmîyetle karşılandık. Düşmanca bir nefretle bakıyorlar, aşağılarmış gibi gülümsüyorlardı. Onların eskortluğunda şehrin caddelerinden geçerken ve salonlarında ağırlanırken, bütün kabalıklarına müsamaha gösterdik. Ama ne zaman ki geri dönmemize engel olmaya çalıştılar, işte o zaman her şey kontrolden çıktı. Sesler yükseldi, silahlar çekildi ve kan döküldü.

Nasıl oldu bilmiyorum, ama sağlam bir vurdu-kırdının ardından ellerinden kurtulmayı başardım. Lonca kökenli tek heyet üyesi olmamın bir getirisi de bu sanırım... O asillerin yüzünü gördüğümden beri buna hazırlıklıydım. Diğer tüm üyeler yakalandı. Bazıları öldürüldü. Şimdi Engard sokaklarında savaş naraları atılıyor. Engard Kalesi de bu yaklaşımı destekliyor. Bazı bildiriler yayınlıyor, saçma sapan emirler yağdırıyorlar. Bir yandan da, Anroth’un olası bir hamlesine karşı Hayalet Deniz’e gemilerle baraj kuruyorlar. Bu nasıl oluyor bilmiyorum, ama bizi çoktan düşmanları bellemiş hâldeler. Sanki sebebi Anroth olmayan, daha çok içten gelen ve ardı arkası kesilmeyen saf bir düşmanlık... Akılsızlıkları ve nefretleri gözle görülebiliyor artık.

Nelerin döndüğünü öğrenmek istiyorsak Blane’e, Kharnos’a veya Abnus’a ulaşmak zorundayız. Şahin Adası’nda bir yerdeler, bundan eminim. Bütün bunlar Engard’ın sinsi bir oyunu bile olabilir. Şu anda onların ellerinde ve çaresiz durumda bile olabilirler. Bilmiyorum... Ama şunu iyi biliyorum: Bu üç kişiden hiçbirisi Anroth’a ihanet etmez.

En azından öyle olmasını umuyorum...

Anroth’ular cezalandırılmaya devam ederken, Engard’lılar kozmik objenin peşinde koşturuyorlar. Öğrenebildiğim kadarıyla Strium hâlâ bulunamadı, ama başka bir şey daha öğrendim. Eğer Engard’lılar onu bulabilirlerse, ikinci iş olarak Anroth’a savaş ilan etmeleri çok muhtemel. Buna izin veremeyiz.

Nasıl bu kadar mantık dışı olabildiklerini aklımın almadığını bir kez daha yinelemek zorundayım. Bizimle resmî düzeyde görüşmeyi bile denemediler.

Ben nefes aldığım sürece Şahin Adası’ndaki davamız son bulmayacak, lâkin desteğe ihtiyacım var. Şu anda güvenli bir saklanma yerindeyim ve yardım gelene kadar burada kalmayı sürdüreceğim.

Eğer bir harekât gemisi yollamaya karar verirseniz batı-doğu hattını takip etmemelerini tembihleyin. Şahin Adası’na kesinlikle batıdan yaklaşmamalılar. Aksine, Hayalet Deniz’in kuzeyinden yay çizerek Engard barajını esgeçmeli ve adaya kuzeyden sokulmalılar. Bunun lojistik olarak hiç iyi görünmediğini biliyorum, ama stratejik açıdan başka bir şansımız yok. Şahin Adası’nın dört bir yanına yaban muhafızları ve ödül avcıları gönderildi. Denizden olduğu kadar adanın içerisinden de tehdit altında olacağız. Kuzey en iyi şansımız.

Göndereceğiniz gemide mutlaka bir Engard bayrağı olsun. Gemi mürettebatı birer uzmandan çok, çapulcular veya balıkçılar gibi görünmeli. Eğer kıyıya çıkmadan evvel fark edilirlerse, paçayı ancak bununla kurtarabilirler.

Gelenlerden birinin kırmızı bir bandanası ve aynı renkte kollukları olsun. Böylelikle tayfayı hiç risk almadan bulabilirim. Geldiklerinde onları sığınağa götüreceğim. Elimde herkese yetecek kadar bilgi, silah ve malzeme var.

Gelenler bir şeye daha dikkat etmeliler. Şahin Adası’nın yabanıl bölgelerinde sebebini henüz anlayamadığım bir hareketlilik var. İnsanlar bir an önce daha merkezî veya daha korunaklı yerlere ulaşma eğilimindeler. Orman veya vadi gibi yerlerde, özellikle de gece saatlerinde bir şeylerin dolaştığı, akıl almaz sesler çıkardığı ve insanların yüreklerine korku saldığı söyleniyor. İnsanlar çok fazla şey anlatıyorlar ve eminim bir çoğu da abartıdır, ama ortak fikir şu: Evinden ayrılıp da hâlâ geri dönememiş olan insanların sayısı günden güne artıyor. Ölü olarak bulunan bir kişi hariç henüz hiçbirinden bir haber alınabilmiş değil. Buna rağmen Engard hükümeti kozmik obje ile o kadar meşgûl ki, bu acı gerçek adanın güvenlik güçleri tarafından gözardı ediliyor.

Tüm bu hikâyelerden kendimize ne kadar pay çıkarabiliyorsak kârdır. Geçen her anla birlikte bir şeyleri daha kaybediyoruz. Ne kadar çabuk, o kadar iyi.

Saygılarımla,

Raiven




İşte böyle anlatıyordu marifetli Raiven.

Kavuşma gününe ise çok az kaldı. Şafak vaktinde yola çıkıyoruz.

Birer çapulcu gibi görünebilmek için sadece asgari ihtiyaçlarımızı yanımıza alıyoruz. Ayrıca “Dalgadöven” ile yelken açıyor olacağız. Bu da bizi zavallı göstermeye fazlasıyla yeter.

Bu küçük teknenin ve beş kişilik mürettebatının idaresi bende olacak. Görev, Dalgadöven’in çalışanları kılığındaki üç kişiyi Şahin Adası’nın kuzeyine sağ salim ulaştırmak. Sonra tekneyi de, kendimizi de saklamalıyız.

İkisi Anroth Kalesi’nden geliyor. Kalenin yeminli kılıçlarından birisi ve ona eşlik eden, on parmağında on marifet bir kadın... Acaba kimlerden? Üçüncü kişi de pek ilginç. Kızgın Blane’in bizzat kendi çırağı. Şahin Adası’nda dönen olaylarla ilgili bir çift sözü veya tavsiyesi olacağına adım gibi eminim.

Arius Marcelino
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka