Gönderen Konu: Prelüd  (Okunma sayısı 264 defa)

Kharnos

  • Narrator
  • - 20 -
  • İleti: 741
Prelüd
« : Oca 17, 2016, 22:56:53 »


Prelüd

Onlar Noka’dır. Kendilerine böyle demeseler de, onlara böyle denir. İnsan gibi görünürler. Tıpkı bizler gibi; nefes alır, konuşur, yer, içer, sevinir, üzülürler.

Bizler; varoluşumuzun ta en başından beri, üzerinde yürüdüğümüz toprakta ne aradığımızı düşündük. Nasıl var olduk ve neden varız? Yaşamsal devinimin kaynağı nedir? Doğumumuzla başlayan bu tuhaf bilinç yolculuğunun anlamı ne?

Tarihimizin her katmanı, bu sorulara verilmiş olan farklı cevaplarla doludur. Ve her biri farklı bir cevapla tatmin olan, farklı insan gruplarıyla... Bana sorarsanız, arayışımız hâlâ devam etmektedir. İnsanın; kendi gerçeğine doğru hâlâ çok uzun bir yolu, ve kendisiyle ilgili henüz öğrenmediği birçok yönü vardır.

Bir Noka için ise durum daha farklıdır. Biz insanların hâlâ erişememiş oldukları bilinç; Noka’ların her birinde doğuştan mevcuttur. Onlar; nasıl var olduklarını, neden bu dünyada yürüdüklerini ve burada ne yapmaları gerektiğini bilirler.

Biz insanlar, çevremizde bulunan Rûme örgüsünü maddeler biçiminde algılarız. Onlara dokunabilir, hareket ettirebilir, biçimlendirebiliriz. Lâkin, mana alemi ile olan bağımız yok denecek kadar zayıftır. Bizler maddenin ötesini göremeyiz. Bir çınar ağacının hislerine vakıf olamayız. Bir duvar taşının geçmişini hissedemeyiz.

Oysa bir Noka, hem madde hem de mana aleminde varouluşunu sürdürür. Noka’lar, her yerde ve her şeyde olan Rûme örgüsü ile tek vücutturlar. Örgüyü dinleyerek, bizim algılayamadığımız şeylerin farkına varabilirler. Hem yaşanmış olanı, hem de yaşanacak olanı görebilirler. Hatta içlerinden bazılarının Rûme’yi biçimlendirebildiği; bu sayede zamanın akışını, olayların gidişatını ve gelecekte yaşanacak olanları değiştirebildikleri söylenir.

Bizler; evimizde gezinen bir böceği, kendi konforumuz için gözümüzü kırpmadan öldürürüz. Oysa bir Noka için bunu yapmak, kendi elini kesip atmak kadar sarsıcı ve acı verici olabilir. Çünkü bir Noka, içinde yaşadığımız dünyaya ve evrene bizden çok daha bağlı, ve bizden çok daha muhtaçtır. Yaşam ve ölüm konusunda derin bir algıları vardır.

Noka’lar; tabiatın hakim olduğu ve Rûme akımının güçlü olduğu bölgelerde, küçük ve bağımsız gruplar hâlinde, barış içinde yaşarlar. Bu gruplar hiçbir zaman kalabalık olmamıştır. Onlarda yeni bir bireyin dünyaya gelme sıklığı, insana oranla çok düşüktür. Noka’lar doğadaki hiçbir tür ile savaşmaz, hatta savaş veya hile nedir bilmezler.

Eğer Noka’ların nehri yatağında akmaya devam etseydi, dünyanın el değmemiş köşelerindeki barışçıl yaşamlarına devam ediyor olurlardı. Bütün bu anlattıklarım, bugün de hâlâ geçerli olurdu. Az önce öğrendikleriniz, Noka’lar için ideal olan ve “olması gereken” şeylerdi. Halbuki gerçekte yaşananlar, onlar için ideal olmaktan çok uzaktı. Tarih onlara öyle bir oyun oynadı ki; o muazzam nehrin yatağını değiştirdi, örgüdeki ahengi bozdu, onları bu diyardan alıp götürdü.

Noka’lar Rûme’den; varoluşlarını tanımlayan ve mümkün kılan yaşam kaynağından koptular. İçine düştükleri bu büyük trajedi, pek çoğunun korkunç bir yok oluşa sürüklenmesine neden oldu. Dayanabilenler ise, bu boşluğu çok daha insani uğraşlar edinerek doldurmaya çalıştılar. Nesiller geçtikçe mana algılarını, güçlerini ve sükûnetlerini yitirdiler.

Değiştiler. Kirlendiler. Böylece kendi yazgılarının dışına çıktılar.


Başa Dön
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka