Gönderen Konu: Crimmor  (Okunma sayısı 1035 defa)

ZengalDarkskull

  • Planewalker
  • - 6 -
  • İleti: 131
  • Toprak, sana karışalım.
Crimmor
« : Eki 01, 2015, 15:11:49 »


Crimmor'da bir ev..
Oraya bin bir umut ve dünya kadar suçlulukla gidiyorum.
Kapısını bir adam açıyor.

Yüzü pare pare dökülmüş ve bitmiş görünüyor. Ahşap kapı hafifçe açılıyor ve ardında görmektense ölmeyi tercih edeceğim bir adam, beliriyor..

-----------

Güzel güneşli bir gün..
Her şeyden habersiz, aydınlık ve güzel bir meydanda ayakta duran bir şövalye görüyorum.
Önümde duruyor. Zırhlarının bakımı yapılmış, parlaklığı göz dolduruyor. Biraz da yol görmüş, şöyle hafifçe silinse yine gün gibi güneş açacak.

Zırhın içindeki beden sakin sakin etrafı süzüyor. Elinde bir elma var. Sert sağlıklı bir ısırık alıyor. Bir kaç damla dişlerinin arasından kurtulup sanki acelesi varmış gibi yere damlıyor. Bunu kimse fark etmiyor.

Eş zamanlı olarak tepemizden alnı kızıla çalan Jurp kuşları uçuyor. Mevsimlik göç yolları üstünde olan Athkatla'nın üstünde süzülüyorlar. Yine kimse fark etmiyor. Şehrin kalbinde bir güç, beni kendine çekiyor. Tüm olağan dışı kalabalık ve dünya telaşesi azalıyor. Kimse, ama kimse kalmıyor. Bir önümdeki adam, bir ben. Bir de şehrin kalbinde atan nabız kalıyor.

Yürüyorum. Adamın yüzünü görebilmek için. Bir ısırık daha alıyor ve günün ışığı zırhından belli belirsiz yansıyor.
Önümde bir adam duruyor. Her şey yokluk içinde. Kaygılarına biçtiğim değere eş.

Işığın şövalyesi Lathander'in gözdesi. Bir başka ışığın parçasıyla buluşuyor.
Omzuna elimi koyduğumda adam arkasına bakıyor. Yüzünde tatlı bir ifade var. Saflığın ve neşenin ifadesi. Gözleri parlıyor. Gülümsüyor. Beni tanıyor. En az benim onu tanıdığım kadar.

Yüzü ve bedeni tamamen bana dönünce  etrafındaki yaşam da belirginleşiyor. Hayat, tüm akışıyla hız kazanıyor. Aç gözlü kalabalıklar; mal, mülk, para, kadın, dedikodu ve daha nice ilgim dışında kalan süfli telaşeler filizleniyor.
Hepsinden gayrıyım.

İsmimi veriyorum.
İsmini veriyor.

"Yoldaşım ol." diyorum.
Kabul ediyor.

Bir ışık bir diğer ışığa yanaşıyor. Parlaklığı ve aydınlığı artan yine "ışık" oluyor.
Şehrin kalbinde atan nabzı hala hissediyorum. Fakat şimdi daha güçsüz.
Derinlerde karanlığa kan pompalıyor. Kara evlatlar doğuruyor. Işıksızlık, onursuzluk ve merhametten yoksunluk sofrası. Kendine müritler çağırıyor. Bu bizim için kazılmış bir kuyu.

Boğulalım diye. Fakat kardeşlere bir yürümeleri için güneşten izin de çıkıyor.
Yürüyorlar.

Merkezimize varıp günler ve haftaları geride bırakıyoruz. Kubbenin ışığı topladığı ve dağıttığı rehberimiz.
Olanlar, bitenler. Kül ve hastalık..

"Gül Kubbe, keşke.." diyorum. Keşke..
Bugün bile, pek eksik.

Onu ve nice anı özlüyorum.
Dolu dolu bir damla gözümde birikiyor. İçime akıtıyorum.

-----------

Crimmor'da bir eve uğruyorum.

Kapıyı yaşlıca bir kadın açıyor. Beni sorgusuz içeri alıyor. Konuşulmuyor.
Ağır bir sessizlik eve yayılmış, kalmış. Heybemden bir gül çıkarıp ileride merdivenlerin başında beni karşılayan yuvarlak masanın üstüne bırakıyorum. Crimmor'da bir eve giriyorum ve sessizce ikinci katına çıkıyorum. Ahşap merdivenlerin basamaklarını çıkmak ölüm gibi. Her gıcırdayış yüreğimden parçaları beraberinde götürüyor.

Bir zamanlar bu basamaklardan birinin heyecanla indiğini duyar gibi oluyorum. İçim yarılıyor ve acılar hücum ediyor. Küçük kor kırmızı gülleler muazzam süratte yüreğime çarpıyorlar. Güç de olsa kalan sarmal basamakları da tırmanıp etrafıma dikkat etmeyerek adımlarımın beni taşıdığı geniş odaya giriyorum. Heybemi indirip odaya bakabiliyorum. Gözlerim ve ciğerimde bir yangın taşıyorum.

Crimmor'da bir ev. İçinde büyük bir yük barındırıyor. Duvarlar bu ağırlığı nasıl taşıyor! Kimse bu ağırlığı fark etmiyor. Kimse bu evi fark etmiyor. Kimse fark etmiyor.
Crimmor'a ilerliyorum. At üstünde, içimden iç sökülüyor. Bütün bu geçen aylara ve günlere rağmen yüzüme sicim gibi çarpan yağmuru bir cezalandırma kabullenip beni aşındırıp toz edene kadar atımı mahmuzluyorum.

Olmuyor. Gerektiği gibi ölemiyorum. Bir başkası, yaşamalı iken.. Elmasını aşkla yiyebiliyorken, onun tadına varırken kokusunu dahi alabiliyorken üstelik. Olmuyor, ben ayakta duramıyorum.. bir başkası, tanıdıkları sevdikleri ve sıcak gülümselerini toprağa vermişken, ben nefes alamıyorum.

Crimmor'da, sessizliği beni yıkıp geçen ahşap bir evdeyim. Şimdi bulunduğum odada batmış bir güneşin yansımaları var. Yatağı, sunağı ve zırhı var. Kılıcı , kalkanı..
Duvarda asılı duran kutsal eşyaların üstünde, Güneşimiz var. Lordumuz var.
Artık kaç parçayım bilmiyorum.

Yine kendime gelir gibi oluyorum.
Masada bir günce duruyor ve karnımdaki derin açlığın sesi odada ciyaklarken sayfasını aralıyorum.

Bu..
Sanki okumayı yeniden öğrenir gibi harflere takılı kalıyorum.

"Dostum Rivol'e.." diye başlıyor..

Ve gözlerimde biriken, içime değen ne varsa artık benden azat oluyor.
Çığlıklar, biriktikleri hücrelerden çılgın mahkumlar gibi çıkıyor!
Dünyam kararıyor..
Tüy kadar hafif olmayan bir düşüş beni kendime getiriyor.
Sürünüyorum.
Oda bana sanki, "yapma, kalk" diyor.
Duymuyorum.

Günceyi alıp, heybeme yerleştiriyorum.

Merdivenlerden yarı bilinçsiz iniyorum.
Yolum uzun.. Artık intikamım şehirleri kasabaları aşıyor.
Yönüm yörem belli.
Bu hüzün kokan evden ayrılıyorum.
Onu öpüyorum.
Bir kardeş, aynı bedende iki can bilip,
Onu bağrıma basıyorum.

Belimde asılı ağır keseyi masaya bırakıyor, gülü alıyorum..
İhtiyar kadın yalnız ve küçücük bedeniyle bu evde yaşıyor.
Bunu kimse fark etmiyor.

Bana kapıyı açıyor, gözlerinden af diliyorum..
Yüreği öyle büyük ki.
Bana; "oğlum" der gibi bakıyor.

Sarılıyor. Bir çocuk gibi.
Tüm acısına rağmen beni kendime getiriyor.

Hiçbir zaman ne demek olduğunu bilmediğim,
Anneyi o an öğreniyorum.
Bir kaç dakikalığına da olsa.
Acım hafifliyor.

Ne olursa olsun,
Ona bu acıyı yaşattığım gerçeği değişmiyor.
Ne kadar geçiyor bilmiyorum.
Çıkıyorum.

Kılıcım, kınında adeta yanıyor.
Artık Murann benim için bir harabe.
Onu ve içindeki karanlığı yok etmeden,
Bana ölmek yok!

Hava serin.

Şafak söküyor,
ve
Gün, yeniden doğuyor.
Burden

ZengalDarkskull

  • Planewalker
  • - 6 -
  • İleti: 131
  • Toprak, sana karışalım.
Ynt: Crimmor
« Yanıtla #1 : Eki 02, 2015, 19:29:17 »
Bir dostu toprağa vermek..
Bir kolunu kesmek gibidir.

 Eksikliği her daim hissedilir.
 Kendini savunurken hele.
 O gardı tutacak el hiç olmaz önünde.
 
 Bu zaferi sana adıyorum Crimmor'lu Crespo..
 Adın bu şehirde sesinin yankılandığı gibi.
 Sana bu ani ölümü getirenlerin şehrinin semalarında yankılanacak!
 Bu ismi duyuracağım..



 Ve sana yemin olsun gerekirse bu uğurda öleceğim..
 Athkatla'ya uğrayamaz oldum.
 Adımlarım beni oraya taşıdığı vakit..
 Kendimden geçer gibi oluyorum.

 Murann yolu üstünde bir handa kalıyorum.
 Hancı ve çalışanlar çok iyi insanlar.
 Gül Kubbe'den mektuplar alıyorum.
 O mührü görünce içime kor alevler doluşuyor.

 Ve açıp okuyamıyorum.
 Fakat yazıyorum.
 Oberon'a.. Üstad Halris'e..
 Sağlığımdan endişe ediyorlar..
 
 Ne komik? öyle değil mi..
 Bir soysuzun canı için endişe etmek..
 Ve bilirsin,
 Bizde endişe edince bir kandil yanar.

 Gözlerimiz kapanana dek de sönmez.
 Işığın bir parçası, güneşten ayrılabilir mi..
 Hayır.
 Bugün ve dün olmaz.
 Yarın da olmayacak..

 Her şey bitti derken,
 Senin izin benden silinmedi.
 Ve hep benimle kalacak..
 Ben, bu zaferi sana adıyorum.

 Dostum, kardeşim, ışığım.
 Yoldaşım..

 Yakında Gece ile bazı yerlere gideceğim.
 Gemi, hana yakında bir koyda demirliyor.
 Zaman zaman çıkıp eski adetimizi yeniliyorum.
 Artık pek başka şey yaptığım söylenemez.

 Vaktimin sadece bir kısmı handa geçiyor.
Sessiz bir evde yaşayamıyorum.
 Murann üstünden seyahat eden tüm kervanları ve yolcuları, kiralık kılıçları, diplomatları ve diğerlerini..
 Hepsini gören gözler, anlattıkları hikayeleri dinleyen kulaklarım var..



Eski adetimizi hatırlıyorsun değil mi?
 Hakları olan özgürlüğü onlara sunmak.
 Ayırt etmeksizin köle avcılarını toplatıyorum.
 Yakalaması zor olmuyor ama beni kan dökmeye mecbur bırakıyorlar.

 Acımıyorum. Onlara değil dostum.
 Kızma bana. Sana kadar kimseyi incitemezdim.
 Fakat sen bu şehri, bu dünyayı terk ettiğinden beri..
 Artık kara kalpli bedenlere acılı ölümler tattırıyorum.

 Bu köle tacirleri, bana çalışma şekillerini ve merkezleri anlattılar.
 Uzaklarda çok daha fazlası var dostum.
 Onlara özgürlük anahtarını vermek nasıl bir duygu?
 Bunu birlikte tadalım isterdim.

 Hepsini sana ve diğer dostlarıma adıyorum.
 Benimle vuruşmuş, benimle doymuş ve gülmüş olanlara.
 Arkamda desteğini ve varlığını duyduğum gerçek kalplere.
 Borçuyum. İnsanlığa. Bu umut ve bu güç bana sunulmuşken.
 Onu dağıtmalıyım..
 Cömertçe.

 Gece ile uzak adalardan çok sayıda özgür adam getirdik.
 Pek çoğu bana hizmetlerini sunsalar da ben onlara elimi uzatıyorum.
 Tokalaşıp adına Crimmor dediğimiz koydaki dehlizlerimize çekiliyoruz.
 Ha? Sahi! unuttum..



 Gemiyi demirlediğimiz koy, Kılıçlar Denizi üstündeki sayısız dehlizlerden biri.
 Önce hafif bir çıkış ve sonra dar bir giriş.
 Ardından Hemini karşılıyor seni. İnatçı bekçi cücemiz.
 Uğramak istersin diye..
 Belki..
 
 Birliğimiz git gide genişliyor.
 Bu alan bizim özgürlük alanımız oldu. Aylar içinde, zaten kafamdaki hedefe hizmet etti.
 Düzenli talim yaptığımız alanlar açtık. Güçlü özgür dostlarım sayesinde önümüzde bir engel duramıyor.
Yerleştik sayılır.
Ateş hattından kaçırdığımız ailelerin yaşadığı ve içerisinde barınma yerleri ve koy üstüne dikkat çekmeyecek balıkçı çatmaları inşaa ettiğimiz küçük ülkemiz.



 Kalanlar da oldu tabi. Çoğu da yerimiz kalmadığından.
 Öte adalarda köle olarak esaret zincirine vurulan talihsizlerden..
 Onlar için de döneceğiz.
 Yakında dostum.

 Sana bunları söylemek için gelmiştim.
 Ama geceyi yarar gibi kaçıyorum.
 Çünkü bana nasıl baktığını biliyorum.
 Hiç kızmadığını biliyorum.

Bana kızmalıydın!
Odadaki kılıcı boylu boyunca saplamalıydın..
 Fakat sen,
Gülümsedin gözlerinden.

Söyleyecek sözüm yok..
Kan dolu bir kadeh var önümde, içtikçe dolan..
 
 Dostum.
 Küçük bir birlik şekilleniyor.
 Buna kralları ikna edecek bir sebep de eklersek.
 İşte o zaman bu savaşı gerçekten vermesi gereken ordular kapılarda belirecek.

 Ve işte o zaman.
 Kimsenin komutasında kalmadan.
 Ghared ve Karanlık Lordlara..
Adını fısıldayacağım..
Burden

ZengalDarkskull

  • Planewalker
  • - 6 -
  • İleti: 131
  • Toprak, sana karışalım.
Ynt: Crimmor
« Yanıtla #2 : Eki 02, 2015, 22:26:27 »


Handa oturduğum zamanlar oluyor,
Kimseler yokken.
Bazen bir yolcu geliyor..
En sevdiğim.
Önce dertlerini çıkarıp koyuyor masaya.
Sonra boynundaki eşarbı çıkarıyor.
Ve kuğu gibi boynu seriliyor gözler önüne.
Kokusu esiyor yarım açık pencereden giren rüzgarla.
Bakıyoruz birbirimize.
Saliseler süren git geller yaşıyoruz.
Aslında ikimiz de hür dünyanın hür esirleri.
Birbirimizden yardım istiyoruz.
Sonra ne oluyorsa.
Buna kendimizi inandıramayıp, kurtulmak düşüncesinden vazgeçiyoruz.
Önümüzdeki hiçliğe dönüyoruz.
Fakat içten içe,
Hissediyoruz.
Sonsuz göğün karışan renkleri gibi,
Uçsuz sonsuzluğun renklerinde birlenebilir,
Hiçliğin makamına eğer istersek erebiliriz.
Görünenin ardındaki ince sır perdesini aralayıp,
Biçimsizliğin diyarında,
Varlığa yeniden biçim giydirebiliriz.
Biliyorsun Crimmor'lu Crespo.
Ölündüğü gerçeğini en iyi sen bilirsin.
Henüz ardında gözleri kurumamış kişiler varken üstelik.
Adımla hiçlik alemine geçtiğimiz o haleli boyut kapısını.
Sen bilirsin.

Ve o yolcu, bir içecek ister masasına.
Önce üstünü başını toparlar gibi yapıp sandalyesinde kaykılır.
Hızla ve sessizce etrafındakileri tarar ve sonra saliselik bir kıpırtı daha ve kurulur.

Masada biten kadehin içindekini yudumlar.
Bedeni git gide gevşer.
Sonra mutfaktan sızan enfes kokuların arasında tatlı süzülüşüne başlar.
Az sonra masasında yemeği tüketmektedir.

O da herkesleşir.
O da sıradanlaşır.
Senelerce beklenen biri bile.
Aylar içinde, bazen dakikalar içinde.
Sıradanlaşıp, sönükleşir.
Ve her şeyden vazgeçildiği gibi..
O'ndan da vazgeçilir.

Ne güzel bir dinleyicisin dostum.

Teşekkür ederim..

Tebessüm.
Burden