Gönderen Konu: Meclis'in Gölgesinde  (Okunma sayısı 754 defa)

Kharnos

  • Narrator
  • - 21 -
  • İleti: 761
Meclis'in Gölgesinde
« : Ağu 28, 2015, 12:20:34 »
                 

Meclis'in Gölgesinde

Akzar'ın renkli tezgâhları önünde bir Shadaari muhafızı...

Meclis'in kolları, küçük şehrimin pazarlarını ve dar sokaklarını kolaçan ediyor. Acaba ne oldu?

Hangimiz, ne yaptı?

Dikkat etmeli...

Bir kara pelerinlinin bu kadar korkunç göründüğünü bilmiyordum. "Pelerin" de siyah bir örtüden ibaretti zihnimde.

Şu anda; omuzlarından püsküllerin sarktığı, zırh mı yoksa kostüm mü olduğundan pek emin olamadığım bir üniformaya bakıyorum. Bakmaya devam ettikçe de sürekli yeni detaylarla karşılaşıyorum.

Shadaari'lerin bazılarının yumruklarıyla taşları parçalayabildiği, bazılarının duvarlardan geçebildiği, bazılarının da görünmez olabildiği söylenir.

Pazardaki kalabalığın içinde, yavaş yavaş, dilediğine dilediğince çarparak yürüyor... İstediği meyveyi alıyor, istediği kişiyi durduruyor, sorguya çekiyor.

Ve sırada bizim Rufus'un baharat tezgâhı var. Çocuğun ödü kopacak. Zavallı arkadaşım.

Rufus... Sanırım, muhafızı önce soytarının teki sandı. Çünkü onu görünce gülmeye başladı. Ama sonra; güldüğü şeyin ne olduğunu idrak edince, genç aktarın beti benzi attı.

Alelacele, tepede olması gereken bir yeri gösteriyor Rufus. Dudakları telaşlı. Dostumun el hareketlerini izliyorum. Rufus, bir kılıcı savururmuş gibi yapıyor. Bu, tepedeki Vythica muhafızı heykeli olmalı. İzaha parmaklarla devam ediyor. Merdivenden çık... Sağa dön... Kırm...

Kırmızı ev...

Bu... bizim evimiz.

Rielle... Benim sevgili, minik kardeşim.

Birinin gözlerine bakarak o kişinin derinliklerine ulaşabilen; geçmişine, bugününe veya geleceğine ışık tutabilen, benim keşfetmeyi seven kardeşim...

Kavramlar, olaylar veya varlıklar arasında tuhaf bağlantılar kurabilen, biz anlasak da anlamasak da er ya da geç haklı çıkan, benim sıradışı kardeşim...

Demek duymuşlar.

Escova'nın Meclis'i, Rielle'i duymuş. Tabii ki... Muhafız, onu almaya gelmiş olmalı Yoksa bu sefil kentte, bir Shadaari'nin ne işi olur?



Gözlerim yeniden pazardaki kalabalığa döndüğünde, muhafız çoktan gitmişti.

Koştum. Korku içinde, inleyerek, hırlayarak ve isyan ederek... Ne gümleyen kalbim, ne de hava için feryat eden ciğerlerim durdurabildi beni. Neyse ki ara sokakları iyi biliyordum... Muhafız bizim eve varana kadar, Rielle'i Akzar'dan çıkartmam gerekiyordu.

Evlerin dar aralıkları, çamaşır ipleri, yıkanmış kapı önleri, yemek kokuları... Son bir köşeyi de dönünce, hurma rengindeki evimize vardım. Annem kapının önünde, komşularla çene çalıyordu. Bu gelişme beni rahatlattı.

Hemen onun yanına koştum. "Rielle nerede?" diye sordum kan ter içinde.

"Gitti!" dedi, anlaşılmaz bir mutlulukla. Neredeyse kahkaha atacaktı.

"Nereye?" diyebildim nefes nefese.

"Escova'ya! Kızımın başına talih kuşu kondu."

Çömeldim, çünkü başım dönüyordu. Annem devam etti:

"Az önce bir arkadaşım geldi. Escova'nın Meclis'inden. Dedi ki, o gün, bugünmüş. O öyle söyleyince hatırlayıverdim! Kızım Escova'daki eğitimine başlayacaktı! Arkadaşım da bu yüzden gelmiş. Onu sağ salim Escova'ya götürmek için. Ne kadar iyi, ne kadar düşünceli birisi, değil mi? Rielle bu küçük yerde çile çekmesin oğlum. O her şeyin en güzeline lâyık!"

Hayatında Escova'yı hiç görmemiş olan annemin, Meclis'te bir arkadaşı olduğunu bilmiyordum. Hele ki o arkadaş, bir Shadaari Muhafızı olacak... Baştan aşağıya saçmalığa ve tuhaflığa gömülmüştük. Annem ise gülücükler saçıyor, kendinden geçmiş bir şekilde kıkırdıyordu.

Evin açık kapısından içeriye baktım. Salon, ağzına kadar kardeşimin yokluğuyla doluydu. Öyle bir yokluktu ki bu, içeride kandilleri söndürüyor, masadaki her şeyi uçuşturuyor, sonra dışarıya, üzerime üzerime esiyordu.

Midem alt üst oldu. Sinirim tepeme çıktı. Sonra annemi omuzlarından tutup sarsmaya başladım: "Anne! Kendine gel!"

Annemin kıkırdaması kahkahalara dönüştü. Komşuları da ondan aşağı kalmadılar. Neredeyse gülmekten ağlayacaklardı. Tam öfkeme yenik düşecektim ki, kafamın içinde onu duydum.

Sevginin ve saflığın, derin mavi gözlüsünü... Rielle'i.

"Akzar'lı Shaan" dedi, titrek ve ağlamaklı bir sesle. Onun sesini bir kez daha duyar gibi oldum, ama ikinci cümlesini anlayamadım. Sonra sesi kesildi. Onun boşluğunu, gözyaşlarım doldurdu.



Akzar'lı Shaan...  Anneme büyü yaptı. Kardeşim Rielle'i Escova'nın Kubbe'sine hapsetmek için götürdü.

Söz veriyorum. Kardeşimi bu zorbaların elinden kurtaracak, istedikleri her şeyi böyle rahatça alamayacaklarını Meclis'e göstereceğim.

Eğer bu yolda önüme çıkan olursa da, onları buna pişman edeceğim.

Olanları kardeşlerime anlatmam gerek. Tabii eğer onları bulabilirsem. Aksi hâlde, dostlardan yardım isteyeceğim.

Bir kara pelerinlinin izini sürerken Escova'da yalnız olmayı hiç istemiyorum.
Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.
Franz Kafka