Gönderen Konu: Yarım Aidiyetlikler Üzerine  (Okunma sayısı 684 defa)

ZengalDarkskull

  • Planewalker
  • - 6 -
  • İleti: 131
  • Toprak, sana karışalım.
Yarım Aidiyetlikler Üzerine
« : Nis 26, 2015, 23:56:01 »
Bir Bulut Kuş'u kondu yanı başıma.
Gökyüzü, kuzeyde mavi başlayıp 'Ay Dönencesi' boyu doğuda kızıla dönüyordu.
Yerinde ağır, ağırdı ay yerinde.
İzleniyorum..
İzleniyorum.
Üstüme örttüğüm saman çöplerinin altında kalın izci çaputuma sarılıyorum.
Islandım, çok uzun bir yolu yürüyerek kat ettim.
Seslere aldırmadan ilerledim. Anberath'ın en ulaşılmaz sayılan yerlerini geçtim.
Kimse ve hiçbir şey içimde en ufak bir endişeye yer vermedi veremezdi.
İstedim mi, gerisi sözlerden ibaretti.
Gidilmemiş ve gitme planları yıllara kök salmış bir yer.. O kalmıştı geriye.
Yer hakkında bildiklerim eskiydi. Fakat derinden bir tutku ve kör bir bağlanmışlıkla çepeçevre sarılmıştım.
Yıllar sürse de bir gün o yere gidecektim.
Tek bir korkum vardı.
Yalnızca bir tane..
Dünyaya yayılan karanlık, insanları, kalpleri, ruhları kirleten o satılmışlık, berbat kayganlık hissi şehre de uğramış mıydı?
Betha'ya olanlar.. Ya diğerleri..
Yolda yürüdüklerim, silahlarımızı birbirimize siper ettiklerimiz.. Gölgeli gecede sinsi oklara kurban gitmemişler miydi. Kör kuytularda bilinmezliğe düşmediler mi..
İniltileri hala geceleri titretmiyor mu? Geçenlerin.
Dipsiz gecelerin içimizde büyüyen karanlıklarla bir ilişkisi olmalı. Tanışıklar.
Ördükelri ağlara takılan avlarını inceliyorlar.
Bu diyarda bu ağlardan gördüm. Kurulmuş ve içinde kurumuş bedenler.
Sevemedim burayı. Alışamadım havasındaki ani esintiye. Yıkıp geçen öfkesine..
Sisle kaplı dar patika uzanırken önüm sıra.
Ölü toprağı gibi soğuk diyarın sunacağı biricik merhamet kırıntılarını bekleyeli aylar oldu.
İlk yıllarımdaki gibi bereket dolu değildi çevresi..
Şimdi, yıkım yaşamış bir yerin yarım kalmışlığı ile buram buram..
Zihnimdeki sisleri dağıtacak yola çıkmak için;
Geçmişimle, bugünüme varacak badireler atlatmam gerekti.
Yürüdüğüm dönüşlerde karşılandığım düşlerden uyandım.
Seçtiğim gidişlerde aklandığım affedişlere uyanırım sandım.
Ve bir kereliğine de olsa,
Düşündüğümle değil, hissettiğimle yaşadım.
Bugün burada, bu yüzleşmeyi yaparken,
Arkamda derin uçsuz vadiler boyu ormanlar,
Yüzlerce yoldaş, binlerce yeşil dost bıraktım.
Ev diyemediğim bu dünyada karşıma çıkacak yeni şeylere hazır olmak adına.
Yıllar yıllar önce geçtiğim bu ilk yollara varmam gerektiğine karar verdim.
Şimdi, daha az keşkeyle gelmek isterdim. Ötelenmiş geçmişin yarım kalmışlığı ile bugüne vardım.
Sıcak yataklarında uyurken dünya ırkları.. Ben,
Gecenin kalbine yol aldım..
Geçerken bu umutsuz sessizlikten, evim saydığım ormanları tehdit eden kara kalpli şeytanlıklarla yüz yüze geldim. Hepsi de Kardak'da gördüğüm izleri taşıyorlardı. Kararmış ruhlarla bakan gözler..
Bulut kuşuna şimdi içimde sıkışan acıyla bakıyorum. Mora çalan gri göğsünde şirin bir yumru var. Yumurta büyüklüğünde göğsü altında mevsimsel beslenme koşullarını sağlayacak kursağı var. Yumuşak mor gri heybesine yavruları için besleyici etli böcekler gönderiyor.. Nasıl da aceleci ve masum.
Tüm bu deveranın ortasında bir yerde çırpınıp duruyor. Üstelik onu özgür kılacak kanatlara sahipken. Neden bunu yapıyor..
Doğduğumuz bu kara parçasında, özgür uçmak için değil de, bir misyon için geldiğimizi mi fısıldamaya çalışıyor?
Onun kanatlarından birine takılıp az sonra yükseleceği daldan ebediyen uzaklaşmak ister/miy/dim?
Yerimden gördüğüm puslu bir köy yolu var. Etraf bakımsız ve yerli toprak yabana karışmış.
Buraya ilk gelişim değil.
Bu; 'Tohum eksen bitmez, toprağı sürülmez' çamurlu tuhaf yollarda ne arıyorum..
Merak etmiyor da değilim. Uzun süredir koşturuyordum bunu hatırlıyorum ve bir kaç aydır buradayım. Bunu hissediyorum. Civardaki izbe çalılıklarda boyu yükselmeyen ağaçların gölgesinde ve her daim nemli, her daim hüzünlü bu bilinmezliğin memleketinde, dolaştım.
 Gittim aradım, bakındım. İlk yıllarımdaki gibi, gençliğimin. Sersem, kaybolmuş..
Hissiz, tepkisiz uzuvlarla kıvrandım çamurlu toprakta. Dibi boyladım.
Yol uzundu ve kimse gelmedi. Ne yaşıyordum, bilen var mıydı?
Sorgulamalarla baş başa kaldım. Olduğum yerden fersahlarca öteye, derine ve yükseğe yolculuklar yaptım.
Ait olmadığım veya her daim yarım aidiyet hissedeceğim bu topraklarla ilgili.
Sevemedim.
Kalamadım, ve gidemedim de.
Olsun. Denedim.
Denedim..
Kapıları ardında devasa şehirlerin, neler yaşanıyordu? Kimin umurunda..
Kurtuluşu aradığım ve yüz üstü gezindiğim bu memleketin ne ekmeği ekmek ne toprağı topraktı.
Nasıl düşmüştüm buraya, beni ne buraya getirmişti. Yaradılışın soruları..
Bekledim. Üstüm örtülü. Gölgede. Karanlıkta.
Avcı hislerimle. Belki daha fazlasıyla.
Bekledim, bekledim.
Uzun süredir gitmeyi umduğum o bilinmezliğin şehrinde.
Şimdi, burada, bir tepeliğin yassı kayasının dibinde.. Seçim yaptığım yerde.
Yoldan ne gelirse gelsin, gelecek olan şeyin gücü karşısındaki çaresizliğime rağmen.
Ve tüm yıpranmışlığımla ve tüm beklemişliğime rağmen.
Geçmiş olan zamana ve değişmiş olan hayatlara rağmen.
Avcı, tabiatın kılına zarar veremeyen eski kolcu.
Bulut kuşu doydu. Kanatlarını gerdi, uçuşu için iki kere sıçradı. Dalın esnek denge merkezine geldi.
Özgürlüğe kanat çırpmaya hazırlandı. Her daim hazır olduğunu hissederek. ve yapacağını bilerek.
Kendine verilmiş olan bu lütufla kanatlandı.
Uçtu.
Avcı;
Bekledi.
İzledi.
Gördü,
Uyandı..
Burden