Gönderen Konu: Garel'in Günlükleri  (Okunma sayısı 1080 defa)

Vetrinus

  • Loremaster
  • - 8 -
  • İleti: 190
Garel'in Günlükleri
« : Oca 06, 2011, 23:11:26 »
Beyaz Fırtına Hanı

Anberath'ta bir şehir Kaldia;
Haritanın en Kuzey Doğu'sunda.
Kaldia'da bir han Beyaz Fırtına;
Şehrin en uç noktasında.


Hancı Zargon

Beyaz Fırtına'ya vardıysanız eğer, uzunca bir yoldan gelmişsiniz demektir. Kapıdan girdiğinizde tam karşınızda Han'ın işletmecisi Zargon'un bu dörtlüğü karşılar sizi. Şehrin Kuzey Doğu'sunda en uç nokta bulunur Beyaz Fırtına Han'ı. Bu kadar dışarıda kaldığı için pek fazla gelen gideni olmaz. Hanın içerisi her daim sıcaktır, çünkü bulunduğu bölge her daim soğuktur. Yılın neredeyse tamamında kar yağar bölgeye. Bu hanın en büyük özelliği, hiçbir misafirden yiyecek ve yatacak yer parası alınmaz. Bu hana gelen misafirler de elleri boş gelmez genellikle, her gelen bir kaç parça yiyecek bir şeyler getirir ve hancı Zargon'a teslim ederler. Gelenler getirdiklerinden değil, o gün ne yemek çıkacaksa ondan yerler. Bu handa bir tek şeye para ödenir; Zargon'un kendi yaptığı nefis şaraplara. Üç katlı, taştan, 18 odalı, 36 yataklı, 150 senelik bir handır burası, odalarının tamamının aynı anda dolduğu hiçbir zaman görülmemiştir. Burada müzik çalmaz, salonda oturanlar yanan odunların ve pencerenin dışındaki kar fırtınasının sesini dinlerler genellikle. Bol bol şarap içerler, bol bol düşünürler. Dışarıdaki havanın tüm sertliğine, fırtınanın tüm hoyratlığına tezat, huzurun kalbidir Beyaz Fırtına. Hanın salonunda 15 tane masa bulunur. Bu hanın en ilginç söylentilerinden biriyse; bugüne kadar bu handa kimsenin kimseyle kavga etmemiş, insanların birirlerine sesini bile yükseltmemiş olduğudur. Daha ilginç olanı ise; buna rağmen Zargon'un belinde uzun bir kılıç taşımasıdır.
45 yaşındadır Zargon, bu hanı 25 senedir işletmektedir. Bu handan önceki yaşantısıyla ilgili hiçbir şey bilinmemektedir. Şarap yapımında çok hünerli bir ustadır. Hiçbir zaman yardımcısı olmamıştır, daima yalnızdır. Hayattaki tek dostu yılda sadece bir defa ziyaretine gelen Azla isminde bir adamdır. Her geldiğinde 15 gün kalır. Yukarıdaki odalarda değil, aşağıdaki mahzende kalır. Ayrıca Zargon dışında mahzene inen tek kişidir Azla. Her sabah saat 8'de salona çıkar, kahvaltısını yapar, Zargon'la kısa süreliğine lafladıktan sonra yanındaki kitapları okumakla ve defterine bir şeyler yazmakla vakit geçirir akşam saat 7'ye kadar. Gelen giden hiç kimseyle ilgilenmez, kafasını dahi kaldırıp bakmaz. Zargon'un şaraplarından içtiği hiç görülmemiştir bugüne kadar, sadece su içer. Akşam saat 7 olduğunda biraz bir şeyler ve aşağıya iner. Zargon'un ve bu hanın tek düzenli ziyaretçisidir.

Yolcu Garel
J'alre

Vetrinus

  • Loremaster
  • - 8 -
  • İleti: 190
Garel'in Günlükleri
« Yanıtla #1 : Oca 08, 2011, 03:04:49 »
Suçlu Gölge Hanı

Kaldia şehrinin göbeğine birkaç dakikalık yürüme mesafesinde fakat bilmeyen birisinin bulması neredeyse imkansız bir yerde Suçlu Gölge Han'ı.
Kaldia Şehir Garnizonu'nun ana giriş kapısının karşısındaki yoldan içeri girdiğinizde kalabalık bir meydan karşılar sizi. Meydanda şehrin sembolü olan "kitap okuyan gözlüklü adam heykeli"nin akşam şehriin ışıkları yandıktan sonra gölgesinin düştüğü yöndeki, karanlık, iki insanın yanyana yürüyemeyeceği kadar dar çıkmaz sokağı takip ettikten sonra uzunca bir bahçeye ulaşıyorsunuz. 60 fit genişliğinde, 90 fit uzunluğundaki bu bahçeyi bitirdikten sonra penceresiz bir yapı karşılıyor sizi. Ve tabelayı gördüğünüzde yol boyunca hissettiğiniz tedirginliğin ne kadar haklı bir his olduğunu anlıyorsunuz; Suçlu Gölge Han'ı. Peki ben nasıl buldum burayı?
Ben bir gezginim, 35 yaşındayım ve hayatımın son 15 yılında hiç durmadım. Bir yerde 1 haftadan fazla kalamıyorum kendimi hiçbir yere ait hissedemiyorum çünkü. Bu nereye kadar böyle gider bilmiyorum. Emin olduğum tek şey; ben halimden memnunum. Hayatım boyunca sözünü dinlediğim, sadık kaldığım, karşı çıkmadığım bir tek şey var; merakım. Dün öğlen saatlerinde meydandaki heykelin orada oturmuş sazımı üflerken ufak bir çocuk yaklaştı yanıma. Sazımdan geçen nefesimin havaya dokundurduğu sesler hoşuna gitmiş olacak ki yüzünde tatlı bir gülümsemeyle yere oturup dinlemeye koyuldu sazımı. Hoşuma gitti benimde. Göz göze geldik, sonra gözlerini kapattı çocuk. Ben de kapatıp gözlerimi sonuna yaklaştığım seslerin daha da bir daldım içine. 10-15 saniye sonra sessizliği geri verdim meydana, gözlerimi açtım ve şaşkına döndüm; ufaklık sırtında çantam, etraftaki insanların dikkatini çekmemek için koşmuyor ama seri adımlarla uzaklaşıyordu. Kısa sürede şaşkınlığıma baskın çıkan hayal kırıklığım kendime getirdi beni. Hemen düştüm ufaklığın peşine. Daracık bir sokaktan girdi, beni farketmişti, etrafta insanlar da kalmamıştı ama yinede istifini bozmuyordu. Çocuğun rahatlığı ve sokağın sakinliği tedirgin etmeye başlamıştı beni. Ama geri dönemezdim, sonunda ne olursa olsun merakıma ihanet edemezdim. Ve ayrıca içinde hayatımın özeti olan günlüklerimin bulunduğu çantamı da ufak hırsıza bırakamazdım... Yolu bitirip geniş bahçeye geldiğimde çocuk ilerideki ıssız binanın kapısına varmıştı. Tam kapının önündeyken durup arkasını döndü, onunla ikinci defa göz göze geliyordum, yine gülümsüyordu ama bu defa daha farklı. Sonra bana bakarken kapıyı açıp girdi içeri. O içeri girdikten sonra biraz yavaşladım, mekana biraz dikkat kesildikten sonra tabelayı fark ettim; Suçlu Gölge Han'ı. İçerisinin nasıl bir yer olduğunu, nasıl tiplerin uğradığını aşağı yukarı tahmin edebiliyordum ve çocuğun bu kadar rahat davranması bu tahminlerimi kuvvetlendiriyordu. Fakat çocuğun bilmediği bir şey vardı; 15 yıldır durmayan bir gezgin olarak ben konuşarak hayatta kalıyordum! Çok sakin araladım hanın kapısını, içerisi o kadar sessizdi ki -böyle bir yer için fazlasıyla sessiz, muhtemelen çocuk haber vermişti beni ve herkes beni bekliyordu- kapının gıcırtısını salonun en uç noktasında çocukla birlikte oturan kirli sakallı, siyah elbiseli, eldivenli, belinde ince, eğimli ve uzun bir kılıç taşıyan adam bile duymuş olmalıydı. Bu mekanda epey söz sahibi birisi olduğu her halinden anlaşılıyordu, gözlerini üstümden ayırmadı. İçeride adam ve çocuk dışında iki kişi daha vardı. Ayrı ayrı masalarda oturmuş bir şeyler içiyorlardı. O adamların kılıkları da çocuğun patronundan pek farklı değildi. 10 tane masası bulunan mütevazi bir handı burası. Kapıyı kapattım, tüm gözler üzerimdeydi, benim yerimde başka biri olsa koşarak kaçabilirdi buradan, sonunun geldiğini düşünürdü çünkü. Bulaşmak istemezdi böyle karanlık tiplere. Ama diğer insanların böyle bir durumda bilmediği bir şey biliyordum ben; her ne olursa olsun burası bir handı. Ve bir handa son sözü daima hancı söylerdi. Beni soymuş bir çocuğun tehlikeli patronuyla anlaşmak yerine, benim için tehlikesiz ama çocuğun patronu için tehlikeli olabilecek hancıyla anlaşmak çok daha basitti benim için.
Çocuğu, patronunu ve diğer iki adamın bakışlarını umursamadan gösterişsiz barın önündeki sandalyeye doğru ilerleyip sakince oturdum. 60'lı yaşlarının sonlarına yaklaşmış hancı Barkhum'la olan dostluğum işte o anda başladı. Dostum Barkhum tanışalı 15 dakika olmuştu ki küçük hırsız Espin ve patronu Noryus'u yanımıza çağırarak onlarla da dost olmamı sağlamıştı. Nasıl mı oldu? Bu da benim küçük sırrım.

Yolcu Garel
J'alre

Vetrinus

  • Loremaster
  • - 8 -
  • İleti: 190
Garel'in Günlükleri
« Yanıtla #2 : Mar 09, 2011, 13:50:47 »
Parlak Kuğu Hanı

Dimnor'un kuzeyinde aşağı şehirin içinde yer alan özel bir handır Parlak Kuğu. Tarihçesi bilinen ender yapılardan biridir.
1480 yılının ılık geçen bir akşamında, bu muhteşem yapının "sessiz kuğu" isimli odasında kaleme alıyorum bu satırları. 
Doğaya ve canlı türlerine oldukça meraklı olan kral II. Hulgar, özel bir ekip oluşturarak dünyanın dört bir yanına yollamıştır. Amaçları dünyanın farklı yerlerinde yaşayan kuğular bulup Dimnor'a getirmektir. Hulgar'ın düşüncesi, her canlı türünün kendi içinde de farklı olduğu yönündedir. Sadece Dimnor'da iki tür kuğu vardır; Borazan Kuğu ve Ötücü Kuğu.
Rivayete göre Hulgar bir gece rüyasında, aşağı şehirin kuzeyinde bir savaş esnasında her tarafı sarılmış öldürülmek üzereyken, tüyleri altın gibi parlayan bir kuğu peydah olmuş ve Hulgar'ı kanatlarına aldığı gibi oradan uçurup uzaklaştırmıştır. Uyandığında sonsuz bir huzur hisseden Hulgar, dünyanın herhangi bir yerinde bu kuğunun yaşadığına inanmış ve her yerde onu aratmıştır. Dimnor'da yaşayan iki tür dışında beş farklı tür daha getirmişlerdir Hulgar'a göreve giden Dimnor korucuları. Artık Dimnor'da yaşayan 7 farklı tür kuğu vardır fakat hiçbiri Hulgar'ın rüyasına giren Parlak Kuğu değildir. 
Kral II.Hulgar ertesi sabah kraliyetin baş mimarı Zerkos'u yanına çağırtmış ve ondan Parlak Kuğu'yu ölümsüzleştirecek, unutulmasına mani, tanınmasına imkan sağlayacak bir şeyler yaratmasını istemiştir. Bunun için kraliyetin kasasından Zerkos'a verilmek üzere 800.000 altını da hazır ettirmiştir. Ertesi gece Kral II. Hulgar ateşlenerek ölmüş ve o çok değer verdiği Parlak Kuğu için yapılacak olan hanı hiç görmemiştir. Kral'ın ölümünden üç ay sonra, 1296 yılında aşağı şehirin kuzeyinde yapımına başlanan Parlak Kuğu Han'ı 1300 yılında tamamlanmıştır.
Hanın çok büyük bir salonu vardır, salonun şekli, kuğuların yüzerken aldığı şekil gibi "S" biçimindedir. Salonun bütün tavanına yayılmış bir biçimde Kral II. Hulgar'ın rüyası çeşitli madenler kabartma bir biçimde işlenerek tasvir edilmiştir. Onlarca silahlı adamın ortasından yükselmiş parlak bir kuğu ve üzerinde Kral II. Hulgar. Kuğu'nun ve Hulgar'ın tasvirleri çok net olup tamamı altından yapılmıştır. Kuğu'nun gözleri ise yeşil zümrütttendir. Buna karşın silahlı adamlar daha koyu ve değersiz madenlerden kabartılmıştır. Toplam 7 tane çok büyük odası vardır hanın. Bu odalar o kadar büyüktür ki her biri normal bir hanın 4 odasına eşittir. Her bir odanın ismi dünya üzerinde bilinen kuğu çeşitlerinin ismidir. Salonda toplam 7 tane masa bulunmaktadır. Her masa 7 kişiliktir. Bu çok özel han, herkesin girip çıkabileceği türden bir yer de değildir ayrıca. İlk olarak çok pahalıdır, burada bir bardak şaraba ödeyeceğiniz bedelle, başka bir handa bir hafta konaklayabilirsiniz. Ayrıca bu hana girip çıkabilmeniz, konaklayabilmeniz için sadece para da yeterli olmayabilir, ünvan ve çevre sahibi de olmanız gerekir. Bu hanın tek bir sahibi yoktur, kraliyetin denetlediği Dimnor Şehir Vakfı tarafından yönetilip denetlenir. Tüm geliri bu vakıfa aittir ve çok iyi bir şekilde korunmaktadır. Büyük tüccarlar, askerler, yeraltı teşkilatlarının yöneticileri gibi mevki ve güç sahibi herkes tüm toplantılarını burada yaparlar. Çünkü burada iş yapmak onlara hem prestij hem de güven sağlar. Bu hana iş yapmak için değil II. Hulgar'ın o mucize Parlak Kuğu'sunu hissetmeye gelen tek kişi sanırım benim.

Yolcu Garel
J'alre